22.11.2013 16:11

Yassıada’nın isminin "Demokrasi ve Özgürlük Adası" olarak değiştirilmesi çalışması

Bazı televizyon kanalları ve yazılı basında yer alan haberlerden, İstanbul Valiliği İl İdare Kurulunun 2 Ekim'de aldığı Yassıada'nın isminin "Demokrasi ve Özgürlük Adası" olarak değiştirilmesi yönündeki kararın, Valilik tarafından İl Genel Meclisi'ne idari teklif olarak gönderildiği, teklifin oy birliğiyle 05.11.2013 tarih ve 57113195 sayılı karar ile kabul edildiği anlaşılmaktadır.
BASIN BÜLTENİDİR
Bu isim değişikliğinin, 10.06.1949 kabul tarihli 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 2. Maddesinin 11.5.1959 tarih, 7267 sayılı Kanunun l. maddesi ile değişik (D) bendi çerçevesinde gerçekleştirildiği görülmektedir.

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki; 2000 yıla yakın tarihi geçmişiyle, iki imparatorluk ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 90 yıllık tarihinde hiçbir gerekçeyle Adaların adları değiştirilmemiştir.

Bilindiği üzere, Maliye Hazinesi mülkiyetinde olan Yassıada ve Sivriada'nın 2011 ve 2012 yıllarında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsisi üzerine, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın talebiyle, söz konusu adaların kültürel ve turizm odaklı kullanımına ilişkin planlama sürecinin içindeyiz. İlk olarak Yassıada’nın, “I. Derece Doğal Sit Statüsü” Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı olan, İstanbul I Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu'nun 10.10.2012 tarih ve 01-157 sayılı kararı ile "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı" olarak değiştirilmiştir. Bunu takiben, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından (12 Haziran 2013 ve 28 Haziran 2013 tarihlerinde) askıya çıkarılan, Yassıada ve Sivriada’nın “Askeri Alan” kullanımının “Turizm+Kültürel Tesis Alanı”na dönüştürülmesine ilişkin 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Revizyon Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planlarının, Adaların doğal ve tarihi dokusuna zarar verecek nitelikte olması, adalar bütününü hiçe sayan parçacıl bir bakışla hazırlanmış olması, planlama sürecinde yerel yönetimin, sivil toplum kuruluşlarının ve Adalıların görüş ve önerileri alınmayarak plana katılımlarının sağlanmamış olması, halen yerleşime kapalı olan Yassıada ve Sivriada’ya yoğun bir yapılaşma getiriyor olması, üniversiteler, bilim insanları, uzmanlar, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve Adalıların tepkisine yol açmış ve askı sürecinde başta Belediyemiz olmak üzere planlara çok sayıda itiraz olmuştur. Bu itirazlar sonucunda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı her iki ada için de plan değişikliğine giderek, planları yeniden askıya çıkarmış ise de yapılan bu değişiklikler de Adaların yapılaşmaya açılması ile ilgili olarak yine sorun oluşturacak niteliktedir ve kabul edilmesi söz konusu değildir. Şöyle ki;

Yassıada, günümüzde gerek doğal yapısı gerekse üzerinde yer alan korunması gerekli tescilli yapıları, kıyı kesimi, deniz florası ile Adalar bütünlüğünde korunması gerekli-sürdürülebilir bir ekosistem anlayışının zorunlu olduğu ve halihazırda yerleşimin olmadığı bir alan niteliği taşımaktayken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan planlarla yoğun bir yapılaşmaya açılmaktadır. Revizyon planda Yassıada “Turizm+Kültürel Tesis Alanı”, “Kayalık Alan” ve “İskele Alanı” olarak fonksiyon alanlarına ayrılmakta ve emsal hesabı bu fonksiyon alanları üzerinden yapılmaktaydı. “Turizm+Kültürel Tesis Alanı”nda emsal 0,65, “İskele Alanı”nda 0,15 idi ve “Kayalık Alan” yapılaşmaya açılmamıştı. Yapılan plan değişikliği ile tüm alanın “Turizm+Kültürel Tesis Alanı”na dönüştürüldüğü ve emsalin 0,30 olarak düşürüldüğü görülmektedir. Plan notları incelendiğinde bu kez “emsal hesabının tapu alanı üzerinden yapılacağı” ibaresinin getirildiği, dolayısıyla görünürde yapılaşma oranı düşürülse bile toplam inşaat alanında hiçbir azalma olmayacağı gibi, kayalık alanın dahi yapılaşmanın parçası haline getirildiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Kaldı ki; tüm yasal sınırlandırmaları, kısıtlamaları ve planlama ilkelerini alt üst ederek, Yassıada ve Sivriada’nın askıya çıkarılan planlarına dayanak oluşturan mevzuat, 18.04.2013 tarih ve 28622 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 6456 Sayılı Kanun’dur. Bu Kanunun 27. Maddesi ile “3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkındaki Kanuna” Ek Madde - 2 eklenmiş olup madde aynen şöyledir:
“Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yassıada ve Sivriada’da bu Kanun kapsamında, 4 üncü maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenlemeye tabi olmaksızın, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına veya üst kuruluşlarına doğrudan sözleşme yapma suretiyle kültürel ve turizm amaçlı yatırım ve hizmetler yaptırabilir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya üst kuruluşları, bu madde kapsamındaki yatırım ve hizmetleri kendileri yapabileceği gibi başka şirketler vasıtasıyla da yapabilirler. Bu şirketlerin daha önce yap-işlet-devret projesi üstlenmiş olması bu madde kapsamında yeni bir proje yüklenilmesine engel değildir.
Yassıada ve Sivriada’da yapılacak olan planlama, imar ve inşaat uygulamaları ile diğer düzenlemeler 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu hükümlerine ve diğer mevzuatta yer alan kısıtlama ve prosedürlere tabi değildir.” Kanunla yapılan bu düzenleme göstermektedir ki, Yassıada ve Sivriada’da yapılacak tüm çalışmalar, başta 3621 sayılı Kıyı Kanunu olmak üzere, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu başta olmak üzere bütün yasal düzenlemelerde yer alan kısıtlama ve prosedürlere tabi tutulmaksızın yapılabilecektir.

Yassıada'nın tarihi ve doğal özellikleri ile korunabilmesi amacıyla, gerek “I. Derece Doğal Sit Statüsü”nün "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı"na dönüştürülmesine, gerekse 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Revizyonu ve 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'na açtığımız dava süreçleri ve yeni yapılan plan değişikliklerine itirazlarımız devam ederken, mevcut varlığını korumaya çalıştığımız Adalar İlçesi’nin Heybeliada Mahallesi’ne bağlı ve mahallenin bir parçası olan Yassıada'nın, adının değiştirilmeye çalışılması, anlaşılır ve kabul edilebilir bir durum değildir.

Kentlerin, köylerin, mahallelerin, sokakların adları yüzlerce hatta binlerce yıllık bir kültür birikimi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu birikim toplumun hafızasında yer etmektedir. Yerleşim yerlerinin ve önemli mevkilerin kimliklerinin en önemli parçası olan adlarının değiştirilmesi, bellekte, ortak anılarda, anlatılarda, insanların her türlü paylaşımında mekana biçilen anlamın erozyona uğramasına sebep olmaktadır. Kent yönetimlerinin, bir yerleşimin öz niteliklerinin tarihsel köklerinin ve mekânsal özgünlüklerinin simgeleri olan isimlerini değiştirme çabaları, kentlerin kimliklerinin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Aynı durumun Yassıada için de yaşanacağı açıktır. Adalar İlçesini oluşturan Marmara Denizi’ndeki 9 adanın, Büyükada (Prinkipo), Heybeliada (Halki), Burgazadası (Antigoni), Kınalıada (Proti), Sedefadası (Terevintos), Kaşıkadası (Pita), Sivriada (Oksia), Yassıada (Plati), Tavşanadası (Neandros)’nın adları yüzyıllardır hafızalarda bu şekilde yer etmiştir.

"Demokrasi tarihimizde kara bir süreci teşkil eden adadaki yargılamalar ve akabindeki idamların, milletin hafızasında daha olumlu noktaya çekilmesi” gibi, ya da “darbe izlerini hafızalardan silmek” gibi anlaşılamayan gerekçeler ve yanlış değerlendirmeler sonucunda, Bizans döneminden bu yana aynı anlamı içeren, Türkiye’nin demokrasi yolculuğu ile neredeyse birlikte anılan bir adanın adının "Demokrasi ve Özgürlük Adası" olarak değiştirilmesi kararının İl Genel Meclisi'nde oybirliği ile kabulü, darbenin izlerini silmek bir yana, daha da kalıcı olmasına neden olacak ve toplum nezdinde hiçbir karşılık bulamayacaktır. Şu açıktır ki; bu karardan sonra kimse Yassıada’ya “Demokrasi ve Özgürlük Adası” demeyecektir. Kaldı ki, Yassıada’nın varlığını sadece 1960 darbesi sonrası yapılan yargılamalarla sınırlamak 2000 yıllık geçmişi yok saymaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın yargılamalarının yapıldığı Yassıada’nın adını değiştirmek “tarihimizdeki kara lekeyi” silecekse, bir ironi yaparak belirtmek gerekir ki bu yargılamalar sonucunda alınan kararın infazının gerçekleştirildiği ve adı geçenlerin mezarlarına yıllarca ev sahipliği yapan İmralı Adası’nın adının da değiştirilmesi gerekecektir.


“Demokrasi Müzesi” yapılacağı söylenerek başlanan, ama içinde “otel, bungalov, restoran, heliport alanı, park, açık hava müzesi, meydan, kütüphane, dini tesis, idari bina, müze, konferans salonu, sergi salonu, seyir terası, tekne yanaşma yeri, bilgi edinme – bilet satış yeri ve karşılama yapısı” çeşitliliğinde fonksiyon imkanı sunarak Yassıada’yı yapılaşmaya açan ve tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin tahribatına sebep olacak bahsi geçen planlar söz konusu iken, bir de adanın adının, güya yakın tarihin izlerini silmeye yönelik "Demokrasi ve Özgürlük Adası" olarak değiştirilme çabaları, adayı kimliksizleştirecektir.

Görünüşü yayvan olduğu için Bizanslıların “Plati” (düz, yassı) veya “Platea” adını verdikleri, Osmanlıların da buna uygun olarak “Yassı Ada” dedikleri adanın adının, “Demokrasi ve Özgürlük Adası” olarak değiştirilmesi her şeyden önce, demokrasinin temel ilkelerine, anayasal haklara, hukuka ve özgürlük anlayışına uygun değildir. Çünkü bu değişiklik ile ilgili olarak kaynak gösterilen 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun kabul tarihi 1949'dur ve 1959 yılında değişen 2. maddesinin (D) fıkrası uyarınca uygulama yapılmaktadır. 60 yılı aşkın bir süre önce, ülkemizde demokrasinin tam da anlaşılamadığı ve yerleşmediği bir zamanda yapılan bir yasanın getirdiği düzenlemenin, bu tarihten sonra iki kez anayasa yapılmışken ve Anayasada köklü bir değişikliğin hazırlığı içindeyken, günümüzdeki demokrasi kültürüne, katılımcı demokrasi ve özgürlük anlayışına uygun olmayan bir durum oluşturduğu açıkça görülecektir.

Diğer ilginç bir durum da şudur; Binlerce yıllık bir adanın adının, 6360 sayılı kanunla İl Özel İdarelerinin ve İl Genel Meclislerinin hukuken tarihe karıştığı (ancak 2014'te yapılacak genel yerel seçimlerde fiilen hayata geçirileceği bilinmesine rağmen) bir süreçte, alelacele İl Genel Meclisi'nin böyle bir karar almasının hukuki ve etik ilkelere de uygun olmayacağı açıktır.

Bu konuda bir başka ağır çelişki de; Son aylarda Ülkemizde, gerek kamuoyunda gerekse siyasi partiler içerisinde yoğun bir şekilde tartışılan ve bu konuda TBMM'ye sunulan; “5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 2. maddesi (D) fıkrasına (3) numaralı bendin eklenmesine ilişkin yasa teklifinin (değiştirilen mezra, köy, ilçe, il ve coğrafi bölge ile yerleşim birimlerinin eski adlarının kullanılması ile ilgili yasa teklifi) gerekçesi çerçevesinde değerlendirildiğinde, örneğin Tunceli isminin eski adı olan Dersim olarak değiştirilmesi teklifinin iktidar ve ana muhalefet partisi tarafından TBMM gündemine getirilerek görüşülme ve büyük olasılıkla yasalaşma süreci devam ederken yapılması çok manidardır ve hiçbir şekilde mantıksal çerçeveye de sığmamaktadır.

Gerek demokrasinin temel ilkeleri, gerek insan hakları belgeleri ve sözleşmeleri ile Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı göz önüne alındığında, bu ad değişikliğinin yapılması için, her şeyden önce o bölgede yaşayan halka sorulması, yerel yönetimin karar organlarının uygun görüşünün alınması, STK'ların, mesleki kuruluşların, bilim kuruluşlarının ve uzmanların görüşlerinin alınması demokratik yönetim ilkesinin bir zorunluluğudur.

Sonuç olarak; yukarıda belirtilen değerlendirme ve açıklamalar göstermektedir ki, Yassıada’nın adının değiştirilmesinin hem hukuki açıdan hem demokratik ilkeler çerçevesinde kabul edilmesi ve gerçekleştirilebilmesi söz konusu olmayacaktır. Bu karar İçişleri Bakanlığı tarafından geri çevrilmeyerek, değişikliğin onay süreci devam ettirilir yönetsel işlem yapılması durumunda Belediyemiz, bu konuda her türlü hukuki itirazı yapmak suretiyle konuyu yargıya ve kamuoyuna taşıyacaktır. Bu durumun, İçişleri Bakanlığı tarafından göz önüne alınarak, İl Genel Meclisi'nin almış olduğu kararın geri çevrilmesi konusunda bilgi ve gereğini arz ederim.