27.02.2011 12:21

'Hürrem çok şişman'

Sultan V. Murad'ın torununun kızı olan Kanize Murad, 'Muhteşem Yüzyıl' dizisindeki Hürrem'in çok şişman olduğu görüşünde.
Kenize Murad’ın bir prenses damarı olduğu kesin ama “İyi ki saraylarda büyümemiş” dedirten tarafları daha baskın, daha cazip. Köklerini inkar etmeden hayata sokağın içinden bakmayı seçen Kenize Murad’ın kendisi de yazdığı romanlardaki kahramanlar gibi özgürlük sevdalısı. Paris’te yaşayan Kenize Murad’ı sessiz sedasız ama sık gelip gittiği İstanbul’da yakaladık. Yakalamışken de Osmanlı hanedanının yaşayan üyeleriyle ilişkisinden ‘Muhteşem Süleyman’ dizisine, Ortadoğu’da yaşanan değişim hareketinden Sarkozy’nin Türkiye alerjisine kadar her şeyi konuştuk.

BENİM GİBİ KADINDAN MÜSLÜMAN OLUR!
Kenize Murad’ın Fransa’da üç ay önce yayınlanan ‘Altın ve Gümüş Şehri’ kitabı mayısta Türkiye’de ‘Begüm’ ismiyle piyasaya çıkacak. Kenize Murad, kitapta Hindistan’da 1857’de İngilizlere karşı başlayan ayaklamanın kahramanlarından Müslüman bir kadının hayat hikayesini anlatıyor. Murad bugün dünyada yaşananlarla kurduğu benzerliği “Nasıl İngilizler Hindistan’ın en zengin eyaletine burada yönetim kötü bahanesiyle girdilerse Amerika da Irak’a aynı bahaneyle girdi” sözleriyle anlatıyor. Kenize Murad, Begüm’ün hikayesi üzerinden Batılı okurların Müslüman kadınlarla ilgili önyargılarını yıkmak istemiş. Murad, “Bütün Müslüman kadınlar onların düşündüğü gibi pasif ve edilgen değil. Müslüman kadın Begüm gibi de benim gibi de olabilir” diyor. “Bugüne kadar tanıştığım herkes bana ‘Yok yok, sen Müslüman olamazsın’ diye baktı. Anne tarafımdan büyük dedem halifeyken baba tarafından dedem Zeyid’ken ben nasıl kalkar da, ‘Müslüman değilim’ derim. Bunu söylemek aile tarihimi reddetmek olur.”

SİYONİST LOBİ BENİ BİTİRMEYE ÇALIŞIYOR
İran’a gidemiyorum YASAKLIYIM

Ortadoğu’da gazetecilik yaparken Arafat, Kaddafi ve Humeyni’yle de tanıştım. İran’da bütün devrimi takip ettim. Aslında o dönem biz bütün gazeteciler büyük bir hata yaptık, yanıldık! Şah düştükten sonra Humeyni’nin dine, yani kendi alanına döneceğine inandık, İranlı bütün demokratlar da öyle sanıyordu. Sonra işin rengi ortaya çıkınca Nouvelle Observateur’de “İslam Devrimi artık ne devrimdir ne de İslami” diye yazdım. Tutuklandım, ülkeden sürüldüm. Paris’e döndükten sonra da epey takip edip tehdit ettiler beni. Çok istememe rağmen hâlâ İran’a gidemiyorum, yasaklıyım.

MISIR'DAKİ DEVRİM AMERİKAN DESTEKLİ
Mısır’da devrim ancak Amerika’nın izniyle olabildi. Mısır, ABD ve İsrail’in çıkarları açısından o kadar önemli bir ülke ki bırakmazlar orayı. Yönetime el koyan ordu tamamen Amerika’nın finansmanına bağımlı, o yardım olmadan zor ayakta dururlar. Evet, Mısır halkı gerçekten ayaklandı ve buna çok sevindim ama olayı bağlayan Amerikan desteğiydi. Şu anki kozmetik bir değişim henüz. Belki şimdi Mısır’ın siyasi yapısı değişecek. Mısır halkı şimdi özgürlüğün tadını aldı, asıl devrim ise bundan sonra aza kanaat etmeyip iyileşene kadar başkaldırmaya devam
ederlerse gerçekleşecek.

AK Parti’nin dış politikasını ‘Yeni Osmanlıcı’ diye tanımlayanlar var. Siz nasıl buluyorsunuz?
- Tam anlamıyla saçmalık. Türkiye gerçek anlamda bölgesel bir süper güç olmak üzere. Hükümeti eleştirmek için eminim bir dolu başka neden vardır ama bana göre dış politika kesinlikle bunlardan biri değil. Komşularla iyi ilişki kurmak Osmanlıcılık mıdır? Saçma!

Fransız halkının Türkiye ile derdi nedir?
- Türkiye karşıtlığının temel sebeplerinden biri Cezayir olayı. O savaşta Cezayir’de yaşayıp da terk etmek durumunda kalan Fransızlar sonradan en koyu Arap ve İslam karşıtları oldular. İkinci sebepse Siyonist lobinin (Siyonist diyorum bakın Yahudileri kastetmiyorum) Fransa’daki nüfuzu. Ben yedi sene önce ‘Toprağımızın Kokusu Filistin ve İsrail’in Sesleri’ adlı kitabı yazdıktan sonra bu lobiyle çok sorun yaşadım. Boykot edildi kitabım. Yedi sene sonra bu lobi yine karşıma çıktı. Beni bitirmek istiyorlar.
? Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Türkiye alerjisi halkının önünde sanki...
- Biliyorsunuz, Sarkozy’nin annesi Selanik Yahudilerinden, yani bir nevi Türk. Çocukluğuna dair ne var bilmiyorum ama Türkiye’ye bu kadar karşı olmasının geçmişiyle ilgili olduğundan şüpheleniyorum. Tabii siyaseten de Türkiye karşıtlığını oynamak zorunda çünkü beyni yıkanan Fransızlar 80 milyon Türk’ün gelip onların işlerini ellerinden alacağına inanıyor.
? Gazetecilik yıllarınızda pek çok dünya lideriyle tanıştınız. Peki ya Türk liderler?
- Bir tek Bülent Ecevit iyi arkadaşım oldu. Onunla 70’lerde gazeteciyken tanıştım. Karadeniz’de 15 kilometrelik yolu saatlerce geçememiştik sevgi selinden. Onunla konuşup tartışmaktan keyif alırdım. Hinduizmin kutsal metinlerinden ‘Bhagavad Gita’yı Türkçeye çevirmeye başladığını söylemişti bir defasında. Birkaç yıl sonra karşılaştık, “Başbakan oldum çeviri yarım kaldı maalesef” dedi.
? Başbakan Erdoğan ile bir karşılaşmanız yok muydu?
- Sadece beş-altı yıl önce Paris’e bir konuşma yapmak için geldiğinde tanıştırdılar. Benimle Türkçe konuşunca cevap veremedim tabii. Osman Ertuğrul Efendi çok iyi konuşuyor, siz neden konuşamıyorsunuz” diye sorunca ben de “O Türkiye’de büyüdü. Ben Fransa’da. Peki siz İngilizce konuşuyor musunuz?” diye yanıt verdim.

ASLA PRENSES GİBİ BÜYÜMEK İSTEMEZDİM
Sultan V. Murad’ın kızı olan Selma Sultan Osmanlı’nın çöküşü sırasında ailesiyle birlikte Lübnan’a yerleşiyor. Burada kalbini bir Hint racasına kaptırıyor ve peşinden Hindistan’a sürükleniyor. Şaşaa içinde başlayan hayat, Gandhi’nin bağımsızlık savaşıyla birlikte yine tepetaklak oluyor. Bu kez de Paris sürgünü...Kenize Murad bu ikinci sürgün döneminin meyvesi. “Dökük bir otel odasında doğmuş, annemi ufacıkken kaybetmiş, babamla 21 yaşında tanışmış olsam da şanslı bir hayat sürdüm. Uzun yıllar psikolojik sorunlar yaşadım ama bunları atlatabilirseniz daha da güçlü bir kişilik çıkıyor ortaya. Asla bir prenses olarak yaşamak istemezdim. Sarayda yaşayan bir prensesinkinden daha ilginç bir hayat sürdüğüm söylenebilir” diye anlatıyor o yılları. “18 yaşımdan itibaren sıkı bir solcu, Troçkist oldum. Tek kuruşum yoktu o zamanlar. Evlerde çocuk bakıcılığına gittim, operada devre aralarında 1 franka program satıyordum. En iyi günde 15 frank kazanırdım. Ama çok mutluydum. Gençlik yıllarımda sıkı bir Troçkisttim” diyen Kenize Murad’ın anne ve babasının yaşadığı coğrafyaları keşfetme arzusu onu önce gazeteci sonra da romancı yapıyor. Annesinin hayatını anlattığı ‘Saraydan Sürgüne’ kitabını yazana kadar da çok yakınları hariç kimse bilmiyor soylu tarafını. Bugünse abartılı olmayan bir sahiplenme ve gururla anıyor ecdadını. Geçtiğimiz hafta, Anadolu Araştırmaları Enstitüsü ve Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği tarafından İstanbul’da düzenlenen ‘Oryantalizmin Panzehiri’ kolokyumunda konuşmacılardan biriydi. Bütün oryantalist yazarlar ve sanatçılar gibi o da rengi aramak için
Şark’a gitmişti ama orada diğerlerinin bulduğundan fazlasını bulmuştu: Köklerini!

MUHTEŞEM YÜZYIL’DAKİ HÜRREM ÇOK ŞİŞMAN
Türkiye’de ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi üzerinden hararetli bir Osmanlı tartışması yaşanıyor. Duydunuz mu?
-Diziden haberim var. Türkiye’de olduğum zaman birkaç kez baktım. Dikkatimi tek bir şey çekti. Roxanna (Hürrem) çok şişman. Oysa daha ince ve elegan olması gerekir. Süleyman’ı oynayan adam yakışıklı, neden böyle bir kadına âşık olsun ki?
? Eleştirenler dizide Kanuni’nin aşk hayatına fazla vurgu yapılmasına kızdı.
- Tabii dizinin hepsini seyretmediğim için fazla yorum yapamam. Ama bu tartışma Türkiye’deki genel bir yaklaşımdan kaynaklanıyor. Mustafa Kemal de Kanuni de Tanrı gibi görülüyor. Mustafa Kemal muazzam işler yaparak Türkiye’yi kurtardı ve bizim ailemiz de kendisine saygı duyuyor. Ancak her insanoğlu gibi onun da olumsuz yönleri, dikenleri olabilir. Ne yazık ki Türkiye’de her şey siyah ya da beyaz olmak durumunda. Küçük yaştan itibaren insanlara sorgulamak öğretilmiyor, onun yerine kendilerine verilen bilgiyi alıp körü körüne inanma baskın. Mustafa Kemal de, Kanuni de Kuran öğretilir gibi öğretiliyor. Sonra insanlar gerçek hayatta doğru bildikleriyle ilgili herhangi bir tartışmayı kaldıramıyor. Adeta kendi benliklerine saldırılmış gibi şiddetli tepki veriyorlar. Türk insanının kendilerine gerçek olarak sunulan şeylere mesafe koymayı öğrenmesi gerek
Osmanlı hanedanının yaşayan üyeleriyle aranız nasıl?

- Bütün ailelerde olduğu gibi benim de aile içinde bazılarıyla iyi ilişkim var bazılarıyla yok. Neslişah Sultan ile çok iyi anlaşıyorum. O hâlâ aile içinde disiplini korumaya çalışıyor. Bazılarının yaptıklarınıysa onaylamıyorum. Osmanlı soyundan olmanın arkasına sığınıyorlar ve sanki bugün başka hiçbir şey yapmaları gerekmiyormuş gibi davranıyorlar. Oysa hayatta her şeyi hak etmek lazım. Genç nesillerin de Neslişah Sultan, Hanzade Sultan, Ertuğrul Osman Efendi’nin çizgisini sürdürmesi lazım. Eski jenerasyon hep çok ölçülü ve ağırbaşlı oldu. Kuzenim Osman Vasıb geçen yaz bütün aileyi bir araya topladığını söyleyerek medyaya pozlar vermiş, bir vakıf kurmak istediklerini söylemiş. Tam bir Osman Vasıb işi. Nasıl aileyi toplamış? Ben niye yoktum mesela? Hanedanın sadece erkek soyundan devam ettiğini söyler onlar. Kadın soyunda unvan sahibi en son Neslişah Sultan’dır sonra keserler. Benim prenseslik unvanım Osmanlı’dan değil Hindistan’dan baba tarafından. Onlara göre ailenin kalanı 70 kişi, oysa bize göre aile şu an 250 kişidir. Osman Vasıf zaten zengin, daha da zengin olmaya çalışıyor. Neslişah Sultan da tasvip etmiyor onun yaptıklarını.

Cansu ÇAMLIBEL- HÜRRİYET