27.03.2015 13:50

Özdemir: Öcalan ile masaya oturur musunuz? Kılıçdaroğlu: Hayır

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 5n1k’da Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtladı.
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Kanal D “5N1K” da, “7 Haziran seçimlerinde bir seçmen size neden oy versin? 3 neden sayar mısınız” sorusunu şöyle yanıtladı;

-“Bir; hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız. İki; en büyük mücadele alanımız ekonomi olacak. Daha ciddi, daha tutarlı, işsizliği ve yoksulluğu yenen bir ekonomi. Üç, dış politikayı yeniden ele alacağız.

-“Şu sözü kesinlikle veriyorum. 19 milyon insan resmi verilere göre yoksulluk sınırının altında yaşıyor. CHP iktidarında, 4 yılda bu ülkede hiç kimse ben yoksulum demeyecek. Bunu tümüyle sıfırlayacağız.”

-“Eğer bize neden oy versin diye düşünüyorsanız sadece bu bile başlı başına bir nedendir. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, bu ülkede gençler gidip çöpten kağıt toplamayacak. Herkesin işi, herkesin aşı olacak. Torpil kesinlikle olmayacak”

-“Mısır’la, İsrail’le, Irak’la, Suriye’yle, Libya’yla ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. 4 büyük başkentte Türkiye’nin büyükelçisi yok. Tarihinde böyle bir şey yoktur. Her başkentte büyükelçimiz olacak. Emin olun Türkiye’deki işadamları o bölgelerde çok büyük yatırımlara imza atacaklar”

-“Dönemin Irak Başbakanı Sayın Maliki bana şunu söylemişti. Biz önümüzdeki 10 yıl içinde 500 milyar dolarlık yatırım yapacağız, havaalanları, metrolar, tren istasyonları, toplu konut v.s. Sizlerin gelip yapmasını istiyoruz. Biz size otobanı açıyoruz ama siz pencereden giriyorsunuz niye bunu yapıyorsunuz? İşte o nedenle biz dış politikayı yeni bir eksene oturtacağız”

-“Şunu da söyleyeyim, neden bize oy vermek istesin vatandaşlar. Biz hiçbir zaman CHP iktidarında AB yeni fasıl açacak mı, açmayacak mı diye böyle bir arayışa asla girmeyeceğiz. AB standartları neyi gerektiriyorsa hiçbir fasıla gerek görmeden tamamını kendimiz yapacağız”

-“Mademki toplumun her kesiminin sorunları var ve bu sorunları çözecek olanda siyaset kurumudur, O zaman biz CHP olarak sorunlara çözüm üretelim. Hangi sorun varsa onun çözümünü üretelim diye yola çıktık. ”

Cüneyt ÖZDEMİR- Sevgili seyirciler, yeni bir 5N1K programına hoşgeldiniz. Bu sefer biz misafiriz CHP Genel Merkezinde Ankara’da sizlere merhaba diyoruz. 5N1K’da bugün seçime doğru programlarımızdan bir tanesini daha gerçekleştireceğiz. Geçtiğimiz günlerde HDP Eş Genel Başkanı Sayın Selahattin Demirtaş’ı konuk etmiştik. 7 Haziran genel seçimlerine doğru bu sefer CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuk ediyoruz. Hoşgeldiniz 5N1K’ya Kemal bey.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Sizde hoşgeldiniz efendim.

Cüneyt ÖZDEMİR- Çok teşekkür ederim, nasılsınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet iyi sağolun. Umarım sizde iyisiniz.

Cüneyt ÖZDEMİR- Valla bende iyiyim gayet koşturarak geçiyor Türkiye gündemi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- En azından
haberci olarak siz haber sıkıntısı çekmiyorsunuz.
Cüneyt ÖZDEMİR- Evet ne yazık ki çekmiyoruz. Gönül ister ki biraz daha az haber olsun. Ama Türkiye’nin gündemi, hele siyasi gündemi seçime giderken biliyorsunuz iyice farklı bir yöne taşındı. Hazır mısınız seçimlere?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi.

Cüneyt ÖZDEMİR- Reklam şirketi, şarkısı, filmleri?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aşağı yukarı her şey hazır. Seçim bildirgesinin son rötuşları yapılıyor. Dolayısıyla düğmeye ilk kez Cumartesi 28’inde basacağız. Ondan sonra artık yolumuza devam edeceğiz.

Cüneyt ÖZDEMİR- 7 Haziran seçimlerinde CHP’nin bir sürprizi var mı? Seçim programında, kampanyasında?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Güzel sürprizlerimiz var. Doğrudan vatandaşın günlük sorunlarına değinen çözümlerimiz olacak. Onu rahatlatacağımız, ekonomiyi rahatlatacağımız, daha huzurlu, daha mutlu toplum yaratacağımız güzel projelerimiz var. Onları önümüzdeki günlerde parça parça toplumun gündemine getireceğiz.

Cüneyt ÖZDEMİR- Benim anladığım kadarıyla sizin son dönemdeki konuşmalarınıza, demeçlerinize bakıyorum geçtiğimiz yerel seçimlerden farklı bir strateji izliyorsunuz anladığım kadarıyla. Yani yolsuzluklar üzerinde duruyorsunuz ama kampanyanızı yolsuzluklar ya da bununla mücadele üzerine kurmuyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kurmuyoruz. Şimdi bakın Cüneyt bey, toplum çok gerildi ve her kesimin sorunları var. Çiftçinin, esnafın, memurun, emeklinin, işçinin, yani toplumda yaşayan herkesin sorunları var.

Şimdi vatandaş sorunlarına çözüm arıyor ama siyaset farklı arayışlar içinde, gerginlikler içinde. Biz dedik ki, mademki toplumun her kesiminin sorunları var ve bu sorunları çözecek olanda siyaset kurumunun kendisidir. O zaman biz sorunlara çözüm üretelim. Hangi sorun varsa onu üretelim.

Bunun için başlangıcı şöyle yaptık. “Geleceği Birlikte Kuruyoruz” diye her hafta belli bir grupla bir araya geldik. Örneğin bir hafta engellilerle, bir hafta emeklilerle, bir hafta yeraltında çalışan maden işçileriyle, bir hafta bugün yaptık işsiz olan gençlerle, sendikacılarla toplantılar yaptık, sanatçılarla ve onlardan doğrudan doğruya sorunları onların ağzından dinledik. Hani biz zaman zaman bir şeyler söylüyoruz ama sorunu yaşayan kişi daha rahat anlatır ve sorunu yaşayan kişi çözümünü de daha iyi bilir.

Dolayısıyla “Geleceği Birlikte Kuruyoruz” çerçevesinde yaklaşık 10 – 15 haftadır hemen hemen her hafta belli bir grupla bir araya gelip orada dile getirilen sorunları doğrudan doğruya kendi seçim bildirgemize alıyoruz, çözümleri de oraya alıyoruz. Dolayısıyla daha sağlıklı, daha tutarlı, vatandaşa dokunan, işte bu benim sorunumu daha iyi anladı diyebileceği bir süreci yaşatmak istiyoruz.

Cüneyt ÖZDEMİR- Ali Taran mı reklam kampanyanızı yapıyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet Ali bey reklam kampanyasını yapıyor.

Cüneyt ÖZDEMİR- Çok konuşuldu, tartışıldı içinize sindi mi kampanya?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kampanya güzel bir kampanya, bizi heyecanlandıran bir kampanya. Umarım Türkiye’yi de heyecanlandırır.

Cüneyt ÖZDEMİR- 7 Haziran seçimlerinde bir seçmen size neden oy versin? 3 neden sayar mısınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir; hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız. Oy verip bizi iktidar yaptığında hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız.

İki; en büyük mücadele alanımız ekonomi olacak. Daha ciddi bir ekonomi, daha tutarlı bir ekonomi ve işsizliği yenen, yoksulluğu yenen bir ekonomi. Şu sözü kesinlikle veriyorum. 19 milyon insan resmi verilere göre yoksulluk sınırının altında yaşıyor yoksul. 19 milyon insan. 4 yılda bu ülkede hiç kimse ben yoksulum demeyecek. Bunu tümüyle sıfırlayacağız. Tümüyle ama. Eğer bize neden oy versin diye düşünüyorsanız sadece bu bile başlı başına bir nedendir. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, bu ülkede gençler gidip çöpten kağıt toplamayacak. Herkesin işi, herkesin aşı olacak. Torpil kesinlikle olmayacak. Biz buradan yola çıkıyoruz.

Bir üçüncü neden izin verirseniz onu da söyleyeyim. Türkiye bugün en büyük kaybı izlediği dış politikadan yaşıyor. 2 milyon Suriyeli var. Önümüzdeki süreç içinde Suriye biraz daha karışacak yeni göçlerin gelme ihtimali çok yüksek. Dış politikayı yeniden ele alıp farklı bir eksene oturtmamız lazım. Bunu ancak CHP yapabilir. Mısır’la, İsrail’le, Irak’la, Suriye’yle, Libya’yla ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. 4 büyük başkentte Türkiye’nin büyükelçisi yok. Tarihinde böyle bir şey yoktur. Biz bunu yapacağız. Her başkentte büyükelçimiz olacak, her halkla ilişkilerimiz çok iyi olacak. Karşılıklı çıkar ilişkilerimizi güçlendireceğiz, kültürümüzü güçlendireceğiz. Emin olun Türkiye’deki işadamları o bölgelerde çok büyük yatırımlara imza atacaklar, çok büyük yatırımlara.

Çünkü Sayın Maliki bana şunu söylemişti dönemin Irak Başbakanı. Biz önümüzdeki 10 yıl içinde 500 milyar dolarlık yatırım yapacağız, havaalanları, metrolar, tren istasyonları, toplu konutlar, her alanda yapacağız. Kim yapacak bu yatırımları? Sizlerin gelip yapmasını istiyoruz. Biz size otobanı açıyoruz ama siz pencereden giriyorsunuz niye bunu yapıyorsunuz? Biz dış politikayı yeni bir eksene oturtacağız.

Ayrıca şunu da söyleyeyim, neden bize oy vermek istesin vatandaşlar. Biz hiçbir zaman CHP iktidarında AB yeni fasıl açacak mı, açmayacak mı böyle bir arayışa asla girmeyeceğiz. AB standartları neyi gerektiriyorsa hiçbir fasıla gerek görmeden tamamını kendimiz yapacağız. Yani biz medeni kanunu batıdan alırken birileri gelip bize dayattı mı? Hayır. Neden aldık medeni kanunu? Biz uygar dünyanın bir parçası olmak istiyoruz. Kendi ülkemizde birinci sınıf demokrasi olsun istiyoruz. Neden AB bize dayatsın illa bunu yapın, ilerleme raporlarında şu eksiğiniz var, bu eksiğiniz var diye yazsın. Biz bunların tamamını kaldıracağız.

Cüneyt ÖZDEMİR- Yani üç madde. Bir; kucaklayıcı olacaksınız.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle.

Cüneyt ÖZDEMİR- Bu kucaklayıcı olmakta bir parantez açalım. Barış süreci dahil mi? Siz barış sürecini devam ettirecek misiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O süreci çözecek olan parti biziz.

Cüneyt ÖZDEMİR- Masanın bir tarafında Abdullah Öcalan var, siz bu masaya otururmusunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır

Cüneyt ÖZDEMİR- Nasıl çözeceksiniz o zaman?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet basit, meşru organ yok mudur muhattap alacağınız? Halkın seçtiği milletvekilleri yok mu var.

Cüneyt ÖZDEMİR- Eğer masadan AKP kalkarsa ya da seçim döneminde şuanda emareler belirginleşmeye başladı her an her şey olacak gibi bir hava oluştu. Sanki barış süreci her an askıya alınabilir gibi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Öyle görünüyor.

Cüneyt ÖZDEMİR- Siz bunu devam ettirmeyi taahhüt ediyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’de bütün insanların kardeşçe yaşayacağı bir ortamı yakalayacağız. Bakın, bu sorun nasıl çözülür? Çıkıp Genel Başkan olarak şunu söyledim. Salt güvenlik önlemleriyle bu sorun çözülmez. Bu sorun nasıl çözülür? Bu sorunun çözümündeki anahtar kelime demokrasi ve özgürlüktür. Birinci sınıf demokrasiyi getireceksiniz bu ülkeye. Bizim insanımız birinci sınıf demokrasiyi hak ediyor. Neden üçüncü sınıf demokrasi? Neden yasaklar? Bunları kaldıracağız.

Cüneyt ÖZDEMİR- Birazdan daha ayrıntılı geleceğim. İki dış politika dediniz. Geniş kapsamlı bir şekilde yeniden ele alacağız ve AB ve batıya mı çevireceksiniz rotayı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Yönümüz tümüyle uygar dünyaya çevrilmiş olacak.

Cüneyt ÖZDEMİR- Yani şuanda bir eksen kayması olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle bir eksen kayması var. Daha doğrusu eksen kaymasının çok daha ötesinde dünyadan tecrit edilmiş bir Türkiye var şuanda. Ortadoğu’da istenmiyoruz, AB kaygılı, Amerika kaygılı, Rusya kaygılı, Japonya kaygılı. Herkes kaygılı. Türk işadamları hemen hemen bütün bu coğrafyadan dışarı atıldı. Açıkça Libya bizim işadamlarımızı sınır dışı etti. Ki 4,5 milyar dolar bizim işadamlarımızın alacağı var. 7 milyar dolarlık orada makinalarımız var, iş makinaları var. Irak’ta yatırım yapamıyoruz. Ancak bizim işadamlarımızın rahatlıkla yatırım yaptıkları bir alan var Kuzey Irak’taki Kürt bölgesi. O kadar. Bunun dışında yok.

Cüneyt ÖZDEMİR- Ve son olarak üçüncü maddede diyorsunuz ki ekonomiye biz anladığım kadarıyla çok geniş bir paketle giriyorsunuz siz ekonomiye. Bugüne kadar hiç olmadığı bir paket açacaksınız.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. O paketinde iki boyutu olacak. Ekonomi diyoruz ama tabi üretim, üreten Türkiye, bir şeyler üretmeliyiz biz. Soru şu; neyi üreteceğiz ve nasıl üreteceğiz? Eğer siz teknoloji üretemezseniz bilgi toplumu trenini kaçırırsınız. Türkiye bugün bu çizgidedir. Bu eğitim sistemiyle Türkiye’nin üniversiteleri bilgi üretemiyor, bilgi üretmiyor. Teknoloji üretemiyor. Yeni bulgular, yeni icatlar maalesef yok, yeterli değil.

Cüneyt ÖZDEMİR- Şimdi ekonomi dediniz İstanbul – Ankara uçağına bindim en ön sırada Kemal Derviş’i gördüm selamlaştık geçtim ben arkaya. Oturdum düşündüm Kemal Derviş Ankara’ya geliyor bayram değil, seyran değil. Dedim ki seçimler öncesi Ankara’ya geldiğine göre acaba aklıma ta o 1999 – 2001 krizi geldi. Size mi geldi, görüştünüz mü? Bir gazeteci merakıyla soruyorum bunu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kemal beyle evet bir randevumuz oldu. Daha önce randevulaşmıştık. Ankara’ya geldi…

Cüneyt ÖZDEMİR- Hayırdır?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kemal bey çok değerli bir ekonomist aynı zamanda. Yani siyaset adamı olmanın çok ötesinde değerli bir ekonomist. Sadece Türkiye ekonomisini değil, dünya ekonomisini de, dengelerini de çok yakından izleyen birisi. Kendisinden özellikle rica ettim yani dünya ekonomisi nereye gidiyor, Türkiye ekonomisi nedir, sorunlar nedir? Onun gözleriyle, onun gözlemleriyle çözümler neler olmalı? Bunlar üzerinde küçük bir düşünce alışverişi oldu. Bana göre çok verimli bir toplantıydı.

Cüneyt ÖZDEMİR- Peki bir sonuç var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendisi partimizin üyesi zaten. Gerçekten dünya çapında ünlü olan bir sosyal demokrat. Sıcak siyasete girmek istemiyorum diyor. Çünkü benim Amerika’da işlerim var, oradaki bazı ciddi sivil toplum örgütlerinde yönetici konumunda. Ama eğer sosyal demokrat bir iktidar olursa ben gelir seve seve görev yaparım diyor.

Cüneyt ÖZDEMİR- Şimdi çok önemli bir şey söylüyorsunuz. Yani CHP eğer seçimlerde kazanırsa Kemal Derviş ABD’deki sanırım şuanda dünya bankasından ayrıldı STK’larla çalışıyor. Oradan buraya gelecek ve görev mi alacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet görev alacak. Aynı kaygıları paylaşıyoruz, aynı çözümler üzerinde de duruyoruz. Örneğin Türkiye’nin katma değeri yüksek ürün üretmesinin yolunun eğitimden geçtiğini o da söylüyor, bende söylüyorum. Eğitim bu işin ana kilididir, ana aktördür eğitim. Eğer siz güçlü bir eğitimle Türkiye’yi ayağa kaldırabilirseniz Türkiye 21.yüzyılın bu bölgedeki yıldızı olabilir. Çünkü sadece bakın bir uçak mesafesiyle 3,5 – 4 saatlik bir uçak mesafesiyle çok geniş bir kitleye rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Hem Ortadoğu’nun, hem Afrika’nın, hem Asya’nın ortasındasınız. Çok önemli bir coğrafyada çok önemli bir yeriniz var. Lojistik olağanüstü önemli. Bilgi olağanüstü önemli. Her tarafa ulaşma olağanüstü önemli. Böyle bir fırsatı maalesef 12 yılda değerlendiremedik. Geriye gidiyor, ihracatımız düşüyor, bilimsel yayın sayımız düşüyor, eğitimde müthiş bir geriye doğru gidiş var. PİSA sonuçları bizi çok daha felaket bir tablonun beklediğini gösteriyor. Bizde siyasetçiyiz, ülkemize karşı sorumluluğumuz var. Özellikle benimde sorumluluğum var. Bütün bu gerçekleri görüp benim halka anlatmam, çözüm içinde yetkin bir kişiye yetki vermelerini isteyeceğim. Devlette 27,5 yıl çalıştım. Devletin nasıl çalıştığını çok iyi bilirim. Kuralları çok iyi bilirim, bütçe nasıl hazırlanır çok iyi bilirim, vergi nasıl toplanır çok iyi bilirim. Yurttaşlar arasında ayrımcılık neden yapılmaz onu çok iyi bilirim. İşsizlik temel bir sorunsa normalde bir iktidarın işsizliği temel sorun olarak görüyorsa ben şu sorunu şöyle çözerim demesi lazım. Ama işsizlik konusunda ağızlarından tek cümle bile çıkmıyor.

Cüneyt ÖZDEMİR- Siz işsizliği nasıl çözeceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Üreten Türkiye. Anahtarı ne olacak biliyor musunuz?

Cüneyt ÖZDEMİR- Ne olacak?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Emekliye iki maaşla başlayacak.

Cüneyt ÖZDEMİR- Şimdi bu çok konuşuldu. Aslında bende lafı oraya getireceğim. Siz son grup toplantısında çıktınız bir taahhütname hazırladım noterden dediniz. Tüm emeklilere dini bayramlarda birer maaş verilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının bir ay içinde sağlanmasını, emekliye her yıl ramazan ve kurban bayramında birer maaş ikramiye verilmesine, emekliye verilen ikramiye müjdesine karşı şimdiden ilan ediyorum ki bu sözümü tutmazsam Başbakanlıktan ve Genel Başkanlıktan istifa ederek siyaseti bırakacağım.

İlk olarak neden bir notere gittiniz? Siz bir lidersiniz söz verdiğiniz zaman yetmiyor mu? Bu sizin fikriniz mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır ben noter belgesini bütün emekli derneklerine göndereceğim panolarına assınlar diye. Bir sözün ötesindedir bu ve notere gitmemin temel nedeni de şu; %100 bana güvensinler. Türk siyasetinde de bir ilktir bu. Sonuçta bizim verdiğimiz sözün arkasında durmamız lazım. Bir ekonomi nasıl canlanır? Ekonomiyi canlandırmanın yolları vardır. Paranın akacağı kulvarları değiştirmeniz gerekiyor. Çok basit bir örnek vereyim. 2000 yılı Türkiye’nin %1’i Türkiye’nin servetinin %38’ine sahip. 2014; Türkiye’nin %1’i Türkiye’nin servetinin %54’üne sahip. Emekliler niye fakir, niye geçinemiyorlar? Bu gelir dağılımı bozulduğu için.

Şimdi ben o dengeyi varlıklar lehine değil, emekliler lehine kullanacağım.

Cüneyt ÖZDEMİR- Kaç emekli var Türkiye’de biliyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 10 – 11 milyon civarında emeklimiz var.

Cüneyt ÖZDEMİR- Şimdi bu 2 maaş verdiğiniz zaman Sayın Davutoğlu da çıktı dedi ki kimin cebinden veriyorsun diye sordu. Hatta partinizden ayrılan Emine Ülker Tarhan’da sizi eleştirdi. Noter senediyle halkı ikna etmeye çalışıyorsanız inandırıcılığınız yok dedi. İzmir’de sokakta bir vatandaş çocuk gibi ikramiye istemem dedi. Eminim pek çok emeklide ya keşke böyle bir şey olsa diyor. Şimdi bunlar olumsuzları saydım ama nasıl yapacaksınız peki? Herkesin merak ettiği de bu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın bu olumsuz. Davutoğlu hayatında hiç bütçe yaptı mı? Davutoğlu hayatında hiç vergi topladı mı? Davutoğlu hayatında acaba bütçe dengeleriyle ilgili oturup ya şunu bir tartışalım kurmaylarıyla dedi mi? Emin olun hiç dememiştir. Ben bütçe nasıl yapılır gayet iyi bilirim, vergi nasıl toplanır gayet iyi bilirim. Kaynaklar nerelerdedir onu da gayet iyi bilirim. Kendilerine kaçak saray yaptılar. Niye emekliye vermiyorlar? Uçak aldılar niye emekliye vermiyorlar? Örtülü ödenekteki harcamalara bakın astronomik rakamlara çıktı. Niye emekliye vermiyorlar? Üstelik o paranın kaynağını da açıklamıyorlar. Türkiye aslında Cüneyt bey bizim düşündüğümüzden çok daha zengin bir ülke.

Çok tipik bir örnek vereceğim size. İzmir Büyükşehir Belediyesi metro yapıyor kilometresini 60 milyon liraya. Ankara Büyükşehirde metro yapıyor kilometresini 100 milyon liraya. İstanbul’da yapıyor kilometresini 150 milyon liraya. Yani 60 milyon liraya yapacağınız işi 150 milyon liraya ihale ediyorsunuz. İsrafa bakın, kaynak savurganlığına bakın.

Ben maliyeciyim, üstelik hesap uzmanıyım. Yıllarımı bu işe verdim. Devletin yönetiminde, devletin kaynaklarının toplanmasında, devlet kaynaklarının harcanmasında hepsini buna verdim.

Cüneyt ÖZDEMİR- Yani bu iki maaş meselesini sadece belli bir fondan almayacaksınız? Sadece devletin yönetim mekanizmasını değiştirdiğinizde mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette devlet bütçesinden alacağız 2 maaş. Bakın biz 3 maaşta diyebilirdik ama demedik neden? Çünkü 3 dersek ödeyemezdik. Gerçekçi olmamız lazım. 2 maaş ikramiye Ramazanda ve Kurban bayramında. Bu parayı çok görüyorlar emekliye. Emekli zaten ne alıyor ki? Allah aşkına ne alıyor emekli? Sanki emekli ayda 10 bin lira alıyor da biz ona işte bir maaş ikramiye veya iki maaş ikramiye verdiğimizde dengeler bozulacakmış. Bizim dengelerimiz bozulmaz.

Bakın OECD’nin rakamlarına bakın, sosyal harcamalara bakın. Milli gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasılanın %2.8’i civarında. Bizde %1 civarında.

Cüneyt ÖZDEMİR- Yani diyorsunuz ki şuanda emekliler %1.8 daha az maaş alıyorlar karşılaştırdığınızda?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle. Bakın daha garip bir şey söyleyeyim. Emeklilere öyle bir kazık attılar ki mesela diyelim ekonomi %8 büyüdü. Büyümeden emekliye pay vermiyorlar. Yasa çıkardılar, yani refahtan emekliye pay verilmez diye yasa çıkardılar. Kaç yıldır devam ediyor bu? 12 yıldır devam ediyor. 12 yıldır emekli geriye gitti. Biz 12 yıllık bir kaybı kısmen olsun telafi etmeye çalışıyoruz tümüyle değil kısmen olsun telafi etmeye çalışıyoruz.

Bakın az önce söyledim üreten Türkiye dedik. Türkiye nasıl üretecek? Kendi ürettiğini tüketerek yoluna devam etmesi lazım. İthalatla tüketerek yoluna devam edemez. Kendi ürettiğini tüketecek, kendi fabrikaları çalışacak. Emekli ne yapacak bu parayı? Gidip harcayacak. Bizim verdiğimiz 2 aylık ikramiyenin %18’ini zaten devlet KDV diye geri alacak. Bakın diğer vergilerden söz etmiyorum. %18’ini devlet zaten KDV diye geri alacak, harcayacak. Bu ikramiyenin kaybedeni yoktur. Esnaf kazanacak, emekli kazanacak, sanayici kazanacak. Herkes kazanacak.

Cüneyt ÖZDEMİR- Ama sonuçta 2 maaş ikramiye Türkiye’nin orta gelir tuzağı olarak tanımladığı ekonomistlerin işte bu 10 bin dolar bandından bir yere taşımayacak. Sonuçta evet bir şey yapacak ama sizin başka bir planınız var anladığım kadarıyla ya da başka bir planınız olması lazım ki yani bu orta gelir tuzağından çıkalım. Nedir o plan? Bir paket mi açıklayacaksınız?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu ikramiyenin verilmesinin orta gelir tuzağıyla doğrudan bir bağlantısı yok. Orta gelir tuzağından Türkiye’nin kurtuluşunun temel yolu eğitimden geçiyor. Üniversitelerin YÖK’ün olduğu bir üniversite bilgi üretemez. Orta gelir tuzağından kurtulmanın yolu Türkiye’nin süratle bilgi toplumuna ayak uydurmasıdır.

Cüneyt ÖZDEMİR- Nasıl uyduracak bu eğitim sistemiyle?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu eğitim sistemiyle olmaz. Bakın biz bir şey daha yaptık Cüneyt bey. Dünyanın en iyi eğitim sistemi Finlandiya’da, oradan bakan düzeyinde bir bakan yardımcısı yıllarını bu işe vermiş bir bakan yardımcısını Türkiye’ye davet ettik. Finlandiya şunu gördü, biz çok iyiydik, birdenbire ekonomi çok geriye gitti, oturduk araştırdık ve baktık ki geriye gidişin temel nedeni eğitim sistemindeki bozukluk. Yeniden oturduk eğitim sistemini düzenledik bugün o ülke Avrupa’nın en saygın ve kişi başına geliri en yüksek olan ülkelerinden birisi.

Cüneyt ÖZDEMİR- Bu konuda somut bir çalışmanız var mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Var.

Cüneyt ÖZDEMİR- Kim yapıyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bilim Yönetim Kültür Merkezimiz var onlar çok güzel bir çalışma yapıyorlar, devam ediyorlar. Şunu da söyleyeyim Cüneyt bey, emekliye 2 maaş ikramiyeyi vermek tarihi nasıl veriyorsak, Türkiye’yi bilgi toplumuna taşıma konusunda tarihi o kadar net veremiyoruz. Neden veremiyoruz onu da söyleyeyim. Bir; YÖK’ü kaldıracasınız. İki; üniversiteleri bilimsel özerkliğe, idari özerkliğe, yani yönetsel özerkliğe ve mali özerkliğe kavuşturmanız gerekiyor. Üç; üniversitelerde bilgi üretimine özel bir önem vermeniz gerekiyor. Dört; eğitim sistemini bir yılı okul öncesi olmak üzere 13 yıl yapmak zorundasınız. Bunlar bir süreçtir. Bu süreç bugünden yarına bizim yakalayacağımız bir süreç değildir. Bu süreci yakalayacağız ve göreceksiniz ki Türkiye fazla değil hedefte şu; Türkiye’nin ilk 20 yılda insani gelişmişlik endeksi açısından ilk 20’ye girmesi lazım. Şuanda 69. sıradayız 137 ülke arasında yanlış hatırlamıyorsam 137 ülke arasında 69. sıradayız. Eğer Türkiye ilk 20’ye girerse 20 yıl içesinde işte birinci sınıf demokrasiyi, insan haklarını o zaman yakalamış olacağız.

Cüneyt ÖZDEMİR- Türkiye’nin bir diğer önemli ekonomik sorunu da sanırım rüşvet ve yolsuzluk, ekonomideki yozlaşma. Bu uluslararası raporlara giriyor ancak Türkiye’de çok fazla konuşulmuyor, gündeme gelmiyor. Geçtiğimiz günlerde Hanefi Avcı cezaevinden çıktıktan sonra CNNTÜRK’te bir programa katıldı yanılmıyorsam Şirin Payzın’ın programına. Bir dönem biliyorsunuz yolsuzlukla mücadelede çok önemli bir isimdi ve dedi ki, Türkiye’de dedi şuanda yolsuzluk ve rüşveti durdursak bugün şuan durdursak ekonomi durur dedi. Öyle bir noktaya gelmiş ki dedi siz yolsuzluk ve rüşveti yani bunun için özel bir şey açıyor musunuz? Ya da siz bunu bir problem olarak görüyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’nin temel problemlerinden birisidir. Bu konuda da sözümüz var. CHP iktidarında ilk 3 ay içinde çıkaracağımız yasalardan birisi temiz ahlak yasası, temiz siyaset yasası. Yani resmi adıyla bizim resmi adımızla söyleyeyim siyasi ahlak yasası ya da siyasi etik yasası. Hangisi kabul edilirse. Yani siyasette ahlakı egemen kıldığımız zaman bu toplumun kaynaklarını da çok verimli kullanırız, bu topluma çok büyük hizmetler ederiz, gelir dağılımını dengeleriz, rüşveti, yolsuzluğu %100 önleyemezsiniz ama minimize edebilirsiniz. Artı rüşvet ve yolsuzluğa adı bulaşan bir siyasetçi artık siyasi hayatını bitirmek zorundadır. O noktaya Türkiye’yi kültürel olarak getirmek zorundayız. Eğer buraya getirebilirsek emin olun Türkiye çok hızlı bir şekilde sağlıklı bir dönüşümün içine girebilir.

Cüneyt ÖZDEMİR- Bunu yaparken mesela şuanda iktidarın bazı büyük projeleri var. Üçüncü havalimanı projesi, kanal projesi. Eğer iktidara gelirseniz bunlara devam etmeyi düşünüyor musunuz? Tamamlamayı vaat ediyor musunuz? Ya da tam tersi bunlara dönük bir devri sabık yani bu ihale kime verildi, hangi şartlarda verildi gibi bir bakış açınız olacak mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Devri sabık yaratma gibi bir şahsen öyle bir amacım yok. Olmamalı da devri sabık yaratma. Ama yolsuzluğu açık, rüşveti açık olan ve bu konuda hesap vermesi gereken kişilerinde hesap vermesi gerekir. Yoksa özel olarak bir iktidar dönemini veya belli dönemleri masaya yatırıp ben işte bunlardan bunun hesabını soracağım, intikam alacağım olmaz. Neden olmaz onu da söyleyeyim. Devlet akıl ve mantıkla yönetilir. Öfkeyle, kinle, intikam duygusuyla devlet yönetilmez. Devlette 27,5 yıl çalışmış birisi olarak herkesin hatası olabilir. İktidarında hatası olabilir, yanlışları da olabilir. Buradaki asıl nokta şudur; kişisel çıkar peşinde koşanlar var mı, yok mu? Kişisel çıkar peşinde koşanlar varsa bunlar hesabını vermek zorundadırlar. Eğer böyle bir şey yok yanlış kararlar alınmış olabilir, her dönemde de olmuştur. Bunu bir intikama dönüştürüp bir devri sabık yaratmak doğru değildir. Önemli yatırımlar vardır. Mesela GAP bunlardan birisi. DOKAP Doğu Karadeniz bunlardan birisi. Henüz atılmış ciddi adımlar yok ama bunları sürdürmek zorundayız. Bir Filyos projesi vardır mesela yapılmış tozlu raflarda bekleyen. Bunların hayata geçilmesi…

Cüneyt ÖZDEMİR- Kanal İstanbul, 3.havalimanı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Kanal İstanbul tamamen hayali bir proje. Bunun gerçekleşme şansı zaten yok.

Cüneyt ÖZDEMİR- 3.havalimanı başladı.

Kemal KILIÇDAROĞLU- 3.havalimanı başladı. Bakılır tabi koşullara. 3.havalimanının koşullarına bakılır ihtiyacımız varsa elbette yapılacaktır. Yani 3.havalimanına karşıyız değiliz. 4.havalimanıda olmalı eğer gerekirse bunlarda yapılmalı. Örneğin köprü geçişi yaptılar ben çıktım şunu söyledim. Yani köprü geçişiyle doğayı tahrip etmeyin. Nasıl tünel yapıyorsak boğazın altından bir tane değil 3 tane tünel yapalım. Yani biraz pahalı olacak. Olsun ama siz doğayı geri getiremezsiniz. Ama tüneli yaparsınız. Biraz para, maliyete katlanırız. Sonuçta geçişler parayla oluyor bir süre sonra zaten kendisini finanse ediyor o. Bunların tamamına evet deriz biz ama kalkınmayı ve büyümeyi doğayı tahrip ederek, insanları tahrip ederek yapamazsınız. Bunlar doğru değil.

Bakın işte iklim değişikliği bütün dünyada temel bir sorun olarak gündemimizde duruyor. Türkiye’de bu konuda duyarlı olmalı. Türk siyaseti de bu konuda duyarlı olmalı. Eğer duyarlılığımızı siz dünyanın ekonomisinin dışında duyarlılığınızı hayır ben sadece kendi duyarlıklarım var dünyayı hiç saymıyorum, tanımıyorum, bilmiyorum derseniz olmaz. Bu dünyadan Türkiye’nin kopması anlamına gelir.

Şimdi bakın bir cep telefonu diyelim 5 – 6 ülkede birden imal ediliyor sonra bir yerde bir araya getiriliyor. Dünya çok değişti, küreselleşti. O dünya dengelerini bilmemiz lazım. Türkiye’nin üstünlükleri nelerdir önce buna bakmamız lazım. Türkiye’nin üstünlük alanı mukayeseli üstünlük dediğimiz. Biz hangi alanlarda Avrupa’dan, diğer gelişmiş ülkelerden daha üstünüz o alanlara yoğunlaşmamız lazım. Nedir? Genç nüfus. Avrupa’da yok bizde var. Ama perişan ediyoruz hepsi işsiz. Lojistik. Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyaya bakın Asya, Avrupa, Afrika bizim lojistik sektörümüzün çok ama çok gelişmiş olması lazımdı. Bakın yeteri kadar gelişmiş değil. Tarım bizim mukayeseli üstünlükten çok daha ihracat açısından da, ürün açısından da çok daha güzel fırsatlar yakalayabileceğimiz bir alan. Hollanda Konya’dan küçük Türkiye ihracatının 10 katından fazla ihracat yapıyor…./…..
-Kılıçdaroğlu, ‘Koalisyon hükümetleri Türkiye’ye çok çektirdi koalisyon bir felakettir deniliyor Sizde böyle mi düşünüyorsunuz’ sorusuna, “Hayır” yanıtı verdi.
-“Darbe anayasası dediğimiz anayasada 65 madde koalisyon döneminde değişti. Ona beyaz devrim diyorlar. Ama toplum bunun farkında bile değil. İki; idam cezaları koalisyon döneminde kalktı. Bağımsız özerk kurullar, BDDK, Merkez Bankası koalisyon döneminde geldi. Ekonomide en büyük kriz ve krizin kaldırılmasıyla ilgili bütün altyapı o koalisyon döneminde oluşturuldu. Doğru bir krizde yaşandı. Çünkü, çok ağır bir faturayı devralmışlardı. Ama o krizin meyveleri alınacakken koalisyon çöktü AKP geldi bütün o fırsatlardan yararlandı”
-“Eğer çözüm sürecinde iki tarafta samimiyse ve iki tarafta biz bu sorunu meşru zeminde çözmek istiyoruz diyorlarsa gündemin birinci maddesi %10 seçim barajı olmak zorundaydı. 3 olur, 5 olur, 1 olur. Bize göre %1 oy alan bir partinin Genel Başkanı da parlamentoda temsil edilmeli %1 oy alan. Madem milli irade diyoruz %1 oy almışsa onun da Genel Başkanı gelip parlamentoda kürsüye çıkıp konuşabilmeli. Yani sokağı parlamentoya taşımalıyız”
-“Biz %7, %5, %3 olarak kanun teklifi verdik. Biz bir kanun teklifi daha verdik, dedik ki, parlamentoda akil adamlar heyeti kurulmalı, bir komisyon olmalı bu sorunu çözmek için. Yasa olursa hiçbir parti ben yasanın gereğini yapmıyorum diyemeyecek. Bu da reddedildi.”
-“ HDP’nin barajı aşmasını isteriz. %10 seçim barajı milli irade hırsızlığına yol açıyor, ben A partisine oy veriyorum, B partisi milletvekili çıkarıyor. Siyasi partilere yardım. %7 barajını aşanlar yardım alıyor diğerleri alamıyorlar. Niçin? Tamamen önyargılarla, iktidar beklentisiyle oluşturulan duvarlar bunlar.”
-“Biz sorunu çözeriz. Onlar çözemezler. Ne oldu? O 10 madde beraber okunmadı mı? Hükümette katılmadı mı? Katıldı. Şimdi çark ediyorlar. Neden? Kaçak sarayda oturan karşı çıktı diye. Olur mu, böyle devlet yönetimi mi olur? Bir iktidar vesayet altındaysa sorun çözemez. Tam tersine kendisi sorunun odağı haline gelir. Şuanda gelinen nokta bu”
-“Siz gerçekten demokrasiyi savunuyorsanız 12 Eylül darbe yasalarını değiştirmeye başlayacaksınız. 12 Eylül’ün darbe, terör, toplantı, gösteri, siyasi partiler, %10 barajı yasaları olduğu sürece bu ülkeye demokrasi gelmez. Biz açık çağrı yaptık AKP’ye ve tek tek kanunları yazdık, listeledik, gelin bunları değiştirelim, gerçek anlamda demokrasiyi getirelim, öncülüğü yapalım dedik. Hiçbirisine yanaşmadılar. Onların demokratik anlayışları sudan demokrasi”
-“Biz gücümüzü teknolojiyi geliştirerek devam ettirelim istiyoruz. AKP bunu istemiyor. Çünkü AKP bunları bilmiyor, devlet nasıl yönetilir bilmiyor. Onlar Türkiye Cumhuriyeti’ni bir Ortadoğu ülkesi haline getirmek istedi. Eğitim sistemini dinamitledi”
Cüneyt ÖZDEMİR- Kemal bey bunlar çok güzel söylüyorsunuz ama bunları kim yapacak? Şuanda baktığınız zaman mesela işadamlarının pek çoğu Türkiye’ye yatırım yapmıyor. Yani yatırım yapacağına faizde tutuyor parasını daha çok para kazanıyor. Mesela siz faizleri indirmeyi mi düşünüyorsunuz? Ya da bu yatırım için başka bir planınız var mı? Mesela Piketty bir Fransız ekonomist dedi ki, kapital diye bir kitap yazdı. Zenginler dedi çok az vergi veriyor dedi ve fakirler fakirleştikçe fakirleşiyor o zaman dedi bence dedi zenginlerden daha fazla vergi almak lazım. Yani sizin bunları dediklerinizin hepsine sanırım bütün partiler katılıyor ama sizin farkınız sanırım daha somut olarak bu sermayeyi nereden bulacaksınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın, az önce rakamlar verdim. Türkiye nüfusunun %1’i toplam servetlerin %54’üne sahip diye. Oysa eskiden %38’di bu. Nasıl düzelteceksiniz gelir dağılımını? 3 temel yolu var bunun. Bir; vergi politikası. Ağırlıklı kim ödüyor? Emekliler ödüyor, işçiler ödüyor, işsizler ödüyor, memurlar ödüyor. Peki varlıklılar? Varlıklılar yeteri kadar gelir ve kurumlar vergisi ödemiyorlar. Demek ki sağlıklı, tutarlı bir vergi politikası oluşturmanız lazım.
Cüneyt ÖZDEMİR- Şimdi bir şey diyorsunuz mesela farklı bir şey söylüyorsunuz. Somut bir şey diyorsunuz ki ben yüksek gelirlilerden daha yüksek vergi alacağım.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Alacağız zaten, almak zorundayız. Yoksa gelir dağılımını dengeleyemezsiniz. Aksi halde kutuplaşmayı, işsizliği, gerilimi, yoksulluğu engelleyemezsiniz. Zenginde rahat etmez, fakirde rahat etmez.
Cüneyt ÖZDEMİR- Mesela yatırım için Güney Kore’nin farklı şeyleri var. Adam diyor ki ben devlet olarak öncülük ediyorum ve birkaç büyük sermayeyi bende koyuyorum, destek oluyorum ve bu yatırıma önayak oluyorum. Yani şuanda çünkü dünyada kimse yatırım yapmıyor öyle bir para piyasaları var ki.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Bakın, ben şunu da söyledim…
Cüneyt ÖZDEMİR- Burada kim yatırım yapacak mesela? Lojistik diyorsunuz tamam bu lojistik yatırımın…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşvik edeceksiniz. Bakın ben şunu işverenlerin olduğu bir toplantıda söyledim. Bizden saygıdeğer bir işadamı Türkiye’de çip üretmek istedi. Dünyada 3 – 4 ülke üretiyor çip. Nano teknolojinin önemli geldiği aşamalardan birisidir. Bunun için 1 milyar dolara ihtiyacım var dedi. Emin olun ben Başbakan olsaydım gözü kapalı 1 milyar doları verirdim Türkiye çip üretsin diye. Türkiye çip ürettiği andan itibaren teknolojide çok önemli bir sıçramayı gerçekleştirmiş olacaktı. Biz bunları biliyoruz. Piketty’nin söylediklerinin hemen hemen tamamına katılıyoruz. Farklı bir dünya oluştu küresel ortamda.
Şimdi güzel bir söz söylediniz, daha doğrusu güzel bir soru sordunuz kim yatırım yapacak diye. Sizin mukayeseli üstünlüğünüz var, alanlar belli, sizin güçlü bir nüfus yapınızda var. Aşağı yukarı 100 milyon insan yaşıyor bu ülkede. Yani aynı zamanda ciddi bir tüketim toplumu burası. Eksik olan ne, neden gelmiyor? Demokrasi açığınız var, hukuk açığınız var, insan hakları açığınız var. Bunların olduğu bir ülkeye sermaye gelmez. Güçlü sermaye gelmez. Hangi sermaye gelir? Kısa sürede faizimi alıp yurtdışına gideyim. Bunlar gelirler. Yani spekülatif amaçlı gelir. Türkiye’deki zaten var olan yabancı sermayenin büyük bir kısmı da böyle. Siz doğrudan doğruya ileri teknolojiye yatırım yapan yabancı sermayeyi desteklerseniz biz ona şapka çıkarırız. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Türkiye mesela nükleer santral konusunda anlaştı Rusya’yla. Biz dedik ki, ya bakın nükleer santral tamam ama bizim nükleer teknoloji öğrenmemiz lazım. Ruslar bize nükleer teknolojiyi de öğretsinler. O konuda kapıyı kapadılar. Önümüzde duvar var. O zaman o teknolojinin bize yararı yoktur.
Tipik örnek vereceğim. Cam sanayi. Batı bize teknolojiyi vermedi. Cam sanayinde teknolojiyi Ruslardan aldık. Bugün Türkiye dünyanın sayılı cam üreticilerinden birisidir. 7 ülkeden birisidir Türkiye. Yani gücünü aldığı teknolojiyi geliştirerek devam ettirebiliyor. Biz bunu istiyoruz. AKP bunu istemiyor. Çünkü AKP bunları bilmiyor. Devlet nasıl yönetilir bilmiyor. O devleti bir Ortadoğu devleti haline getirdi. Türkiye Cumhuriyetini bir Ortadoğu ülkesi haline getirmek istedi. Eğitim sistemini dinamitledi.
Ben şunu söyledim. Dünyanın hiçbir ülkesi isterseniz üçüncü sınıf demokrasi olsun eğitim sistemini hep stratejik alan olarak görürler. Eğitim sistemiyle siz bir toplumu ileriye de götürebilirsiniz, o toplumu geriye de götürebilirsiniz. Geldiğimiz süreç toplumu geriye götürme sürecidir.
Cüneyt ÖZDEMİR- Kemal bey biraz farklı konulara girelim. İzmir’de önseçimlere giriyorsunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Cüneyt ÖZDEMİR- Birinci olacağınıza emin misiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Birinci olma şansım yok. Çünkü birinciliği bir kadına vereceğiz. Ankara, İstanbul, İzmir’de liste başlarına kadın adayları kontenjandan koyacağız.
Cüneyt ÖZDEMİR- Ama önseçimlere siz giriyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Giriyorum tabi önseçime giriyorum.
Cüneyt ÖZDEMİR- Oradan iyi bir şeyle çıkacağınıza emin misiniz? Çıkmazsanız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ne olacak yani sonuçta bu demokrasidir. Bizim üyelerimiz gelecek oy verecekler. Nasıl oy verirlerse başımızın üstüne tabi. Demokrasiye inanıyorsanız bunlara da inanacaksınız.
Cüneyt ÖZDEMİR- Şimdi son 13 yıldır %10 barajı tutuluyor ve hükümetin bir söylemi var ta 12 Eylül’den buyana gelen bir söylem. Koalisyon hükümetleri Türkiye’ye çok çektirdi koalisyon bir felakettir. Sizde böyle mi düşünüyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Tipik örnek. Yani hep darbe anayasası dediğimiz anayasada 65 madde koalisyon döneminde değişti. Ona beyaz devrim diyorlar. Ama toplum bunun farkında bile değil.
İki; idam cezaları Abdullah Öcalan’ın yakalanmasına karşın koalisyon döneminde kalktı. Bağımsız özerk kurullar, BDDK’dan tutun Merkez Bankasına kadar koalisyon döneminde geldi.
Cüneyt ÖZDEMİR- Ama ekonomide koalisyon döneminde büyük krize…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır en büyük kriz ve krizin kaldırılmasıyla ilgili bütün altyapı o koalisyon döneminde oluşturuldu. Doğru bir krizde oldu o dönemde. Çünkü çok ağır bir faturayı devralmışlardı. Bir krizde yaşandı. Ama o krizin meyveleri henüz alınacakken koalisyon çöktü AKP geldi bütün o fırsatlardan yararlandı. Artı bir şey daha oldu. AKP’nin bir fırsatı daha oldu. Dünyada dolar bolluğu vardı, her taraftan dolar fışkırıyordu. Şimdi Amerikan Merkez Bankası FED bir karar alırsa diyelim ki Türkiye eğer onlar nezle olursa biz zatürre olacağız yani bunu da herkes biliyor.
Cüneyt ÖZDEMİR- Güneydoğu’da işadamlarıyla buluşmuşsunuz gizli gizlimi buluştunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Cüneyt ÖZDEMİR- Neden gizli gizli buluşuyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Talep onlardan geldi.
Cüneyt ÖZDEMİR- Onlar mı gizli olsun dedi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani onlar görüşelim dedi. Medyaya açık da olabilirdi, olamazdı ama talep onlardan geldi. Şimdi medyaya açık bölümde bir işadamının gerçek görüşünü dile getirmesi çok zor. Ben bir ile gittim seçimler sırasında. İş dünyasıyla bir toplantı yapıyoruz. Yanımda da o ilin ticaret sanayi odası başkanı vardı. Dedi ki, Kemal bey medya buradayken biz konuşamayız, ben iki gün hükümeti eleştirdim ertesi gün işyerime gittiğimde baktım iki tane vergi müfettişi kapımda bekliyor.
Şimdi bunu da saygıyla karşılıyorum. Doğru onlarla toplandık, bir araya geldik. Türkiye’nin geleceğinden kaygı duyuyorlar, ekonomi politikalarından kaygı duyuyorlar ve bunun düzeltilmesi gerektiğini söylüyorlar. Aynı görüşe katıldığımı ifade ettim. Türkiye bir başarı bir hikayesi yazabilir ve bunu kazanabilir. Mutlu bir toplum yaratabilir. Kuşkusuz her dönem sorunlar olacaktır ama sorunları biz akılla, mantıkla oturup çözebiliriz. Üstelik pek çok dünya örneği var. O dünya örneklerini de önümüze koyarak çözebiliriz diye söyledim.
Doğuda rahat yatırım yapamayan veya şirketleri olan bazı iş dünyası yetkilileri onlarda batıya gelmek istiyorlar. Yani iki ayrı yere vergi nasıl ödeyelim diyorlar. Devlet bizden vergi istiyor beyannameyle veriyoruz ama PKK’da bizden vergi istiyor. Üstelik geliyorlar oturuyorlar vereceksin diye. Vermezsek bir türlü. Bizim halimiz ne olacak diyorlar. Dertliler yani. O nedenle oradaki malvarlıklarını satıp batıya gelmek isteyen ciddi bir grup daha var.
Cüneyt ÖZDEMİR- Şimdi çözüm sürecinde ilginç bir noktaya geldik. Sanki 90’lara yeniden dönüyoruz. Bir rüzgar esti düne kadar çözüm sürecini başlatan bütün isimler çözüm sürecinin tam tersinde, hatta eleştiren isimlerle aynı çizgiye dizildiler ve aylardır susan silahlar çat pat sağda solda yeniden patlamaya başladı. Demeçler havada patlıyor zaten. Sizce ne oluyor, siz ne görüyorsunuz şuanda?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Cüneyt bey, bu Türkiye’nin en temel sorunudur ve çözülmesi gereken bir sorundur. Bunu çözecek olanda siyaset kurumudur. Biz bu sorun nasıl çözülür diye düşündük. Uzun uzun düşündük. Parti olarak da düşündük. Ben bazı milletvekili arkadaşlarımı bu sorunla karşılaşan ülkelere de gönderdim. Orada bu sorunlar nasıl çözülmüş diye oturdular toplantıları dinlediler, zaman zaman görüşlerini beyan ettiler. Dolayısıyla böyle bir bilgi birikimimizde var.
Şimdi sorunun çözümünde az öncede ifade ettim anahtar nokta demokrasi ve özgürlükten geçer. Aslında istenenler üç aşağı beş yukarı bellidir.
Cüneyt ÖZDEMİR- Mesela Dolmabahçe’de 10 madde okundu. Siz bu 10 maddeye katılıyor musunuz? İktidara geldiğinizde hayata geçirmeyi düşünür müsünüz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi 10 maddeye baktığınızda demokrasi diyor, özgürlük diyor…
Cüneyt ÖZDEMİR- Kadınlara eşitlik diyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kadınlara eşitlik diyor. Bunlara kim itiraz edebilir ki? Bizde demokrasi diyoruz, özgürlük diyoruz. Bunların arkasında niyet nedir? Aslında o niyetin okunması lazım. Şimdi bu kadar temel bir sorunu çözmek için eğer siz adım atıyorsanız dört koşula uymanız lazım.
Bir; samimi ve dürüst olacaksınız. Yani nasıl kazık atarım diye bir beklenti yaratmayacaksınız.
İki; veremeyeceğiniz herhangi bir hesabın altına girmeyeceksiniz.
Üç; gizli, kişisel bir ajandanız olmayacak.
Dört; halka bilgi vereceksiniz.
Eğer bu dört koşulu yerine getirmezseniz bu temel sorunu çözemezsiniz.
Sorun şu; iki taraf var doğru. İki tarafta birbirine güvenmiyor. Ne demişti Erdoğan dönemin Başbakanı? Silahlarını bırakıp çekilecekler. Biz silah bırakmayız dediler. Birinci çatlama oradan başladı. O zaman silahlarınızı gömün çıkın dedi. Hayır biz silahlarımızla çıkıyoruz dendi. Ama bugün silahlarıyla çıkan değil, silahlarıyla giren çok sayıda kişi var. Doçkalarla ateş ediyorsanız, doçka normal bildiğimiz tüfek değil. Bölgede pek çok sorun var.
Cüneyt ÖZDEMİR- Ama meclisten yeni bir yasa çıktı ve bu yasa diyor ki, bu sorunu siyaset kurumu çözmelidir diyor, çözecektir diyor değil mi yanlış bilmiyorsam. Siz geldiğinizde mesela bunu çözecekte muhatabı belli hiç lafı dolandırmayalım Abdullah Öcalan. Karşı tarafta Abdullah Öcalan var masanın bir tarafında. Siz bu masaya oturur musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.
Cüneyt ÖZDEMİR- Nasıl çözeceksiniz o zaman?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Gayet basit. Meşru organ yok mudur muhatap alacağınız? Halkın seçtiği milletvekilleri yok mu? Var.
Cüneyt ÖZDEMİR- Ama o da diyor ki bunu Abdullah Öcalan bilir diyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim gitsin konuşsun beni ilgilendirmez. Bu sorunun çözüm yeri parlamentodur en baştan beri söyledik. Hayır efendim parlamento değildir dediler. Sonunda parlamento olduğuna karar verdiler. Parlamentoya geldi yasa. Yasanın bir maddesini faili meçhul cinayetleri özendiren bir maddeydi biz ona itiraz ettik. Konvoy halinde gene itiraz ettiler bakın CHP çözüm sürecine karşı diye. Dedik ki, bu madde olursa biz bu tasarıya evet demeyiz. Sonra onlarda düşündüler evet ya CHP haklı. Maddeyi çektiler yasa çıktı. Bizde destek verdik. Orada o yasada şöyle bir madde var. Belli aralıklarla kamuoyu bilgilendirilecek. Bugüne kadar tek bir cümle bakın tek bir cümle yapılmış değil, kurulmuş değil, halk bilgilendirilmiş değil. O zaman bu yasama organının aldığı yasa bizim anladığımız anlamda bir yasa değil, gereği yapılmıyor bunun.
Cüneyt ÖZDEMİR- Siz yapacak mısınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette yapacağız. Bakın söyledik, biz eğer çözüm sürecinde iki tarafta samimiyse ve iki tarafta biz bu sorunu çözmek istiyoruz, meşru zeminde çözmek istiyoruz diyorlarsa gündemin birinci maddesi %10 seçim barajı olmak zorundaydı.
Cüneyt ÖZDEMİR- Kaç olmalıydı o, kaça inmeliydi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- 3 olur, 5 olur, 1 olur. Bizim için fark etmiyor. Neden fark etmiyor? Bize göre %1 oy alan bir partinin Genel Başkanı da parlamentoda temsil edilmeli %1 oy alan. Madem milli irade diyoruz %1 oy almışsa onun da Genel Başkanı gelip parlamentoda kürsüye çıkıp konuşabilmeli. Yani sokağı parlamentoya taşımalıyız, irade orada olmalı. Biz önce %7 dedik. Önce dediler ki CHP buna karşı, CHP asla %10 seçim barajının indirilmesini istemez. Dolayısıyla CHP çözüm sürecine karşı. Talimatı verdim indirin arkadaş kanun teklifini verin. %7 verdiler. %7 yüksek. %5 olarak verdik. %5 yüksek. %3 olarak verdik. Önemli olan şu; siz samimiyseniz ve gerçekten bu sorunu çözmek istiyorsanız önce oturursunuz parlamentoda bu sorunu çözmek için. Sorunun çözümüyle ilgili yine biz bir kanun teklifi daha verdik parlamentoya. Dedik ki, parlamentoda akil adamlar heyeti kurulmalı, bir komisyon olmalı bu sorunu çözmek için. Uzlaşma komisyonu olmalı ve biz oturup bu sorunu çözelim. Yasa olursa hiçbir parti ben yasanın gereğini yapmıyorum diyemeyecek. Bu da reddedildi.
Cüneyt ÖZDEMİR- Yani siz diyorsunuz ki biz bunu çözmek istiyoruz ama kendi yolumuzla çözmek istiyoruz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendi yolumuzla demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanarak biz bu sorunu çözmek istiyoruz değil biz bu sorunu çözeriz. Onlar çözemezler. Çünkü sorunun çözümünde biz samimiyiz. Bakın analar ağlamasın. Tamamen hikaye olduğu çıktı ortaya. Ne oldu? Niye 10 madde okundu, niye bana gelmediniz, niye bundan vazgeçmiyorsunuz? O 10 madde beraber okunmadı mı? Birlikte okunmadı mı? Birlikte okundu. Hükümette katılmadı mı? Katıldı. Şimdi çark ediyorlar. Neden? Efendim köşkte oturan, affedersiniz kaçak sarayda oturan karşı çıktı diye. Olur mu böyle, devlet yönetimimi olur? Bir iktidar vesayet altındaysa sorun çözemez. Tam tersine kendisi sorunun odağı haline gelir. Şuanda gelinen nokta bu.
Cüneyt ÖZDEMİR- Tam o noktada HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş grup toplantısında çıktı ve Erdoğan’a seslendi dedi ki, HDP var oldukça seni başkan yaptırmayacağız. Bir cümlelik bir konuşma yaptı. Katılıyor musunuz bu cümleye? Sizde aynı cümleyi kuruyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Erdoğan zaten başkan olamaz ki.
Cüneyt ÖZDEMİR- Neden?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın şunun için…
Cüneyt ÖZDEMİR- 400 milletvekilini verin güzellikle diyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- 400 milletvekili çıkaramaz.
Cüneyt ÖZDEMİR- HDP barajı aşamazsa da çıkartamaz mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yine çıkaramaz. Kişiye göre rejim değişmez. Rejim farklı bir şeydir. Rejimin temelleri vardır, kökleri vardır. Rejimin oluşmasında ödenen bedeller vardır. Biz cumhuriyeti nasıl kurduk, parlamenter sistemi nasıl kurduk? 200 yıllık bir geçmişi vardır parlamenter sistemin. 200 yıllık bir mücadele vardır. Şimdi geldiğimiz süreçte çok farklı bir noktadayız. Bir kişi çıkmış bana göre başkanlık sistemi. Niçin sana göre başkanlık sistemi? Geçen gün diyor efendim bana göre başkanlık sistemi olmazsa kişi başına gelir 25 bin dolara ulaşamazmış. Hayatımda duyduğum en saçma şeylerden birisi. Sanki parlamenter sistem olan yerlerde millet yerlerde sürünüyor.
Bakın, bir şey daha söyleyeyim. Siz gerçekten demokrasiyi savunuyorsanız 12 Eylül darbe yasalarından başlayacaksınız değiştirmeye. Biz bunu söylüyoruz. 12 Eylül’ün darbe yasaları olduğu sürece bu ülkeye demokrasi gelmez. Terör yasası, toplantı, gösteri, siyasi partiler yasası, %10 barajı. Siz bunları gelin kaldırın. Biz açık çağrı yaptık AKP’ye ve tek tek kanunları yazdık ve listeledik. Gelin bunları değiştirelim bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getirelim, öncülüğü yapalım beraber. Hiçbirisine yanaşmadılar. Onun için onların demokratik anlayışları falan sudan demokrasi.
Cüneyt ÖZDEMİR- HDP %10 barajını aşmazsa ne olur?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Aşmasını isterim.
Cüneyt ÖZDEMİR- İster misiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette isteriz. Az öncede söyledim %1 oy alan partinin bile Genel Başkanı gelmeli parlamentoya. Şimdi milli irade diyoruz. Milli irade %10 seçim barajı milli irade hırsızlığına yol açıyor kimse kusura bakmasın böyle sert bir ifade kullandığım için. Nedeni de şu; ben A partisine oy veriyorum vatandaş olarak bir bakıyorum B partisi benim yerime milletvekili çıkarmış. Bu doğru değil. Kime verdiysem oyu o çıkarmalı. %1 yaparsanız %1 oy alan bir partinin Genel Başkanı parlamentoya gelecek. Parlamentoya gelmesi kayıp mıdır demokrasi açısından? Hayır. Tam tersine kazançtır. Çünkü bütün farklılıkları toplum orada görmüş olacak. Bütün konuşmaları oradan dinlemiş olacak. A partisi belki parlamento dışında ama bizden daha iyi düşünüyor olabilir, bizden daha iyi çözümler üretiyor olabilir. Ama parlamento dışında kaldığı için sesini duyuramıyor. Biz mademki demokrasiyi savunuyoruz, demokrasiyi savunuyorsak o kişilerin, o siyasal partinin de haklarını savunmalıyız. Siyasi partilere yardım. %7 barajını aşanlar galiba siyasi partiler yardım alıyor diğerleri alamıyorlar. Niçin? Niye orada 7’de öbür tarafta 10? Hiçbirisinin akıllı bir cevabı yok. Tamamen önyargılarla, gelecek beklentisiyle, iktidar beklentisiyle oluşturulan duvarlar bunlar.

“Ordunun siyasete girmesi kadar yanlış bir şey asla olamaz. En ağır sonuçlarını bugün yaşıyoruz. Ordu siyasi otoritenin emrinde olmak zorunda. Bu iki kere iki eşittir dört. Ama, siyaset kurumu ordunun, polisin, yani güvenlik güçlerinin moral değerlerine müdahale eder, onları yok ederse, oraya sıcak siyaseti müdahale ettirip insanları hapislere attırırsa bu doğru değil. Biz buna karşı çıkarız. Nitekim karşı çıktık Ergenekon’da Erdoğan çıktı ben bu davaların savcısıyım dedi. Şimdi 180 derecelik bir çark bizi kandırdılar, bizi aldattılar diyor”
-“Biz devletin içinde paralel bir yapı olmasına asla izin vermeyiz. Ama biz herkesin inancına, etnik kimliğine, yaşam tarzına müdahale etmemeyi de demokrasinin gereği sayarız. Biz iktidar olduğumuzda devlet olmak için değil, devleti yönetmek için iktidar oluruz. AKP devleti yönetmek için değil, devlet olmak için iktidar oldu ve bugün bir AKP devletiyle karşı karşıyayız. Vali AKP’li. Arabasında Türk bayrağı taşıyan 3 kişiden birisidir ama devletin değil, hükümetin valisi olduğunu söylüyor.
-“Ordunun yaptığı darbelerden en büyük zararı gören parti biziz. Genel Başkanlarımız tutuklandı, malvarlıklarımıza el kondu. 71 darbesinde Ecevit çok açık ve net İnönü’ye karşı çıkmıştır. Erim hükümetine bakan vermeyin demiş, verilince Genel Sekreterlikten istifa etti, CHP’ye Genel Başkan oldu”
-“Bütün partilerin temel hedefi iktidar olmaktır. Bizim, ya da benim düşündüğüm hedef bu seçimlerde %35 çıtasını yakalamaktır. %35’i yakalarsanız önemli bir başarıya imza atmış olacaksınız…”
Cüneyt ÖZDEMİR- Kemal bey, Türkiye’de ilginç bir siyasi iklim var. Yıllar geçiyor, hükümetler değişiyor bu iklim hiç değişmiyor. Hep bir umacı var. Bir dönem bir bakıyorsunuz komünistler umacısı olmuş ülkenin…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu kışın komünizm gelecek diye.
Cüneyt ÖZDEMİR- Evet. Bir bakıyorsunuz herkes terörist ilan ediliyor. Bir dönem Ermeni vatandaşlarımızı da zan altında bırakan affedersin Ermeni söylemi hala dolaşımda ne yazık ki. Bir dönem oluyor herkes Ergenekoncu diye cezaevine tıkılıyor. Şimdi de paralelci söylemi var. Muhalif olan neredeyse her grup paralelcilerin bir parçası olarak ilan ediliyor.
Şuraya geleceğim aslında. Şimdi CHP bir dönem askeriyeyle iç içe olduğu için çok eleştiriliyordu. Hatta bir askerlerin partisi, işte askerleri hiç eleştirmiyor filan deniyordu. Geçen gün Ahmet Altan yeni romanını tanıtmak ve sosyal konuları mütalaa etmek için Bugün TV’de bir programa katıldı. Çok da ilginç bir tespitte bulundu. Fazla yankılanmadı biliyorsunuz basının bir kısmı zaten görmüyor. Dedi ki, bugün dedi bakarsanız dedi devletin zirvesinde AKP’yle dedi şuanda beraber hareket eden tek bir kurum var o da ordu dedi. Paralelci ilan edilmeyen tek bir kurum ordu. Onun dışında sizde sanırım paralelci ilan ediliyorsunuz zaman zaman görüyorum.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizde parti olarak ilan ediliyoruz arada.
Cüneyt ÖZDEMİR- Parti olarak, şahıs olarak olmayan kalmıyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şahıs olarak da evet.
Cüneyt ÖZDEMİR- Siz bu paralel meselesine nasıl bakıyorsunuz? Ahmet Altan’ın yorumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Önce ordu kısmına değineyim. Aslında ordunun yaptığı darbelerden en büyük zararı gören parti biziz. Genel Başkanlarımız tutuklandı, malvarlıklarımıza el kondu. Ama biz geçmişe dönüp özel bir hesaplaşmayı hiçbir zaman düşünmedik. Az önce siz sordunuz devri sabık yaratacak mısınız diye. Hayır. Çünkü geçmişe değil, geçmişin hatalarını iyi bilip geleceğe yönelik yön çizmemiz gerekiyor.
Orduyla 71 darbesinde Bülent Ecevit çok açık ve net İnönü’ye karşı çıkmıştır Genel Sekreter. Erim hükümetine bakan vermeyin demiştir. CHP olarak karşı çıkmalıyız diye. İnönü vermiştir o da Genel Sekreterlikten istifa etti, arkasından kurultayda geldi CHP’ye Genel Başkan oldu. Aslında ordunun siyasete girmesi kadar yanlış bir şey asla olamaz. En ağır sonuçlarını zaten bugün yaşıyoruz. AKP’nin kendi varlığı zaten orduya borçludur. Niye orduyla içli dışlı olmasın ki. 12 Eylül öncesinde ülkücüler öldürüldü, devrimciler öldürüldü, hapislere atıldı, idamlar gerçekleşti. Erdoğan gibilere bir şey oldu mu? Hiç kimseye bir şey olmadı. Onların sırtı sıvazlandı, onlar iktidara hazırlandı ve bugünkü Türkiye tablosu çıktı ortaya.
Bence Sayın Altan’ın gözlemi son derece doğru bir gözlem. Gayet rahat içlidışlı bu işler gidiyor zaten.
Cüneyt ÖZDEMİR- Bir sakınca var mı sonuçta hükümet bu da Türkiye’nin ordusu. Anlaşmalarından daha doğal ne olabilir? Siz ne bekliyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ordu siyasi otoritenin emrinde olmak zorunda zaten. Bu iki kere iki eşittir dört. Demokrasinin kuralıdır bu. Ama her ordunun kendi kültürü, kendi moral değerleri vardır. Siyaset kurumu ordunun moral değerlerini, hatta polisin moral değerlerini yani güvenlik güçlerinin moral değerlerine müdahale eder, onları yok ederse, oraya sıcak siyaseti müdahale ettirip insanları hapislere attırırsa bu doğru değil. Biz buna karşı çıkarız. Nitekim karşı çıktık Ergenekon olayında o duruşmalarda karşı çıktık. Erdoğan çıktı ben bu davaların savcısıyım dedi. Şimdi nedamet yine 180 derecelik bir çark bizi kandırdılar diyor, bizi aldattılar diyor.
Cüneyt ÖZDEMİR- Siz nasıl bakıyorsunuz? Eğer iktidara gelirseniz mesela paralel yapıyla, Gülen cemaatiyle mücadele edecek misiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz devletin içinde paralel bir yapı olmasına asla izin vermeyiz. Devletin bir yapısı vardır, anayasası vardır, çıtası vardır, kuralı vardır. Ama biz hiç kimsenin inancına, hiç kimsenin etnik kimliğine, hiç kimsenin yaşam tarzına da müdahale etmemeyi demokrasinin gereği sayarız. Herkesin yaşam tarzı vardır, inancı vardır, kimliği vardır. Devlet yönetiminde ve biz iktidar olduğumuzda devlet olmak için iktidar olmayız. Devleti yönetmek için iktidar oluruz. AKP devleti yönetmek için değil, devlet olmak için iktidar oldu ve bugün bir AKP devletiyle karşı karşıyayız. Zaten bugün demokrasimizin yaşadığı temel soruda bu. Vali AKP’li. Ben devletin valisiyim demiyor mesela. Hükümetin valisiyim diyor. Oysa vali devletin valisidir. Vali arabasında Türk bayrağı taşıyan 3 kişiden birisidir. Vali Cumhurbaşkanı ve büyükelçi devleti temsil ederler. Ama vali ben hükümeti temsil ediyorum diyor. Ben hükümetin adamıyım diyor. Beni hükümet tayin etti diyor. Bizim anladığımız o devlet algısı farklı bir süreç içinde bugün.
Cüneyt ÖZDEMİR- Kemal bey sizi çok farklı gördüm ben bu seçim döneminde. Geçen seçim döneminde yine söyleşi yapmıştık. Çok kızgın, öfkeli, serttiniz. Bu dönem daha yumuşak ve daha hafif nasıl diyeyim rüzgar biraz daha yani yine sert esiyor da gördüğüm kadarıyla ama o öfkenizi arınmış görüyorum. Bu bilerek mi, yani o hani ilk geldiğinizde Gandi Kemal diyorlardı size. Biraz oraya dönüş var gibi. Bu bir taktik mi yoksa gerçekten içinizden geldiği için mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok içimden geldiği gibi. Gerçekten içimden geldiği gibi. Öylede olması lazım. Çünkü alanı geziyorsunuz, sokakları geziyorsunuz, gerginlikten millet bıkmış, kavgadan millet bıkmış. Huzur istiyor biraz. Rahat etmek istiyor. Kimse kimseyi dinlemeyen gettolaşmış bir yapıya dönüştük. Düşünün bir gettonun sadece kendi televizyonu, kendi gazeteleri, kendi siyasi görüşü var. Öbür gettonun da var. Bunlar arasında geçişkenlik yok. Oysa birbirimizi dinlememiz lazım. Hatalarımız varsa, yanlışlarımız varsa bunları gidermemiz lazım. Siyaset bunun yolunu açmak zorundadır. Ama siyaset kutuplaşmayı artırarak o gettolaşma yapıyı daha da belirgin bir hale getiriyor. Biz bunu kırmak istiyoruz.
Cüneyt ÖZDEMİR- Siyaset dışında ne yapıyorsunuz Kemal bey? Ne okuyorsunuz? Sinemaya gidiyor musunuz en son hangi filme gittiniz? Zamanınız oluyor mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Manda Yuvası diye bir film bir galaya gitmiştim. Çok güzel bir filmdi. Doğa haklarıyla ilgili bir film. Orada ilişkiler tam tersineydi. HES barajı yapmak isteyen kişileri köylüler kandırıyorlar ve çok büyük köye çıkarlar sağlıyorlar, avantajlar sağlıyorlar. Onun öyküsüydü. Sonunda da güzel bir müzik var, dramatik bir müzikte vardı Neşet Ertaş’tan alınan. Yani hem gülmeyi, hem hüzünlenmeyi orada…
Cüneyt ÖZDEMİR- Kitap okuyor musunuz? Başucunuzda ne var? Arabada kitap taşıyor musunuz, okuyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kitap az önce söylediniz Pikettiy’inin Kapital kitabını…
Cüneyt ÖZDEMİR- Zaten onu okumaya başladıysanız 800 sayfa sanırım.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tamamını değil ama böyle çok önemli yerleri arkadaşların işaretlediği çok önemli yerlere bakıyorum. Çok değerli bir kitap aslında iyi bir araştırma. Gönlümde yatan Türkiye’de orada olmalıydı aslında Türkiye’nin rakamları da olmalıydı ve Türkiye’de tahlil edilmeliydi orada. Çünkü pek çok ülke tahlil edilmiş ama Türkiye yok orada.
Cüneyt ÖZDEMİR- Fikir almayı düşündünüz mü Piketty’den?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yok yani gözlemlerine katılıyorum. Türkiye’deki rakamlarla onun vardığı sonuçlar aşağı yukarı birbiriyle örtüşüyor. Yani Türkiye’de tabi yeni sınıflar dünyada doğdu plütokratlar diye bir grup çıktı ortaya. Yani patronundan daha fazla kazanan, bütün düşüncesi, bilgisi bir bilgisayarda olan, dünyanın her tarafına giden, olağanüstü varlıklara sahip kişiler çıktı. Yeni insanlar, yeni gruplar, yeni sınıflar çıktı. Rusya’da oligarklar var, Çin’de farklı bir grup var.
Baktığınız zaman dünyada değişen dengeler var ve dünyayı siz sadece sağ ve sol eksenli değerlendirip yorumlayamazsınız. Çok daha farklı parametreler çıktı ortaya. Sendikacılık gittikçe güç kaybediyor. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada aslında kaybediyor. Sivil toplum örgütleri daha güçlü bir aktör olarak ortaya çıkmaya başladı.
Cüneyt ÖZDEMİR- Sosyal medya çok güçlü. Sosyal medyada aktif misiniz? Takip ediyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabildiğince diyeyim. Sosyal medyanın daha güçlenmesini…
Cüneyt ÖZDEMİR- Twit atıyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Atıyorum. Sosyal medyanın daha da güçlenmesini isteriz. Çünkü var olan medya belki de havuz medyası diyeceğim ama o kısıtlar nedeniyle ya da aşırı taraftar olmaları nedeniyle topluma çok fazla güven vermiyor. Sosyal medyada insanlar düşüncelerini çok daha rahat ve çok daha hızlı, seri aktarabiliyorlar. Dünyanın geleceği aslında.
Cüneyt ÖZDEMİR- Zaman zaman eleştiriler gelince kızıyor musunuz? Dava ettiğiniz oluyor mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hakaret olursa dava açılıyor. Daha iki gün önce Salı günü 13 yaşında bir çocuk bana hakaret etmiş sosyal medyada dava açılmış ve mahkum olacak. Ben avukatlara dedim ki aman davamızdan vazgeçelim birde çocuğu mahkum ettirerek 13 yaşında bir çocuğu mahkum ettirmek doğru değildir diye. Dilekçe verip davamızdan vazgeçeceğiz.
Cüneyt ÖZDEMİR- Ara sıra karikatürleriniz yapıldığında kızdığınız oluyor mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yo hayır kızmıyorum. Yani karikatürler yapılıyor zaten. Beğendiğimde var, beğenmediğimde var ama sonuçta siyasete atılıyorsanız bütün eleştirilere göğüs germek zorundasınız. AİHM’nin bu siyasilerin açtıkları tazminatlar dolayısıyla verdiği çok güzel kararlar var. Siyasetçi bütün eleştirilere, en sert eleştirilere katlanmak zorundadır diye. Evet katlanmak zorundayız.
Cüneyt ÖZDEMİR- Son bir soru daha soracağım ama kısa bir ara vereceğim. Özellikle şu soruyu merak ediyorum. Acaba bu seçimlerde sizin için başarı nedir? Yani neyin altı ve üstü başarıdır sorusunu soracağım.
Son olarak 7 Haziran seçimlerinde sizin şahsi başarı yüzdeniz nedir? Yani şu, ben %28 alırsam başarılı görürüm, %35 alırsam başarılı ya da şunu almazsam var mı öyle bir rakam kafanızda?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Aslında Cüneyt bey, bütün siyasal partilerin temel hedefi iktidar olmaktır. Yani gerçek anlamda bir başarı eğer iktidar olursanız o gerçek anlamda başarıyı sağlamış oluyorsunuz. Bizim düşündüğümüz ya da benim düşündüğüm hedef bu seçimlerde %35 çıtasını yakalamaktır.
Cüneyt ÖZDEMİR- %35’in altı başarısızlık mıdır sizin için?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani %35’i yakalarsanız önemli bir başarıya imza atmış olacaksınız.
Cüneyt ÖZDEMİR- Yakalayamazsanız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yakalayamazsanız yani yakalayamıyorsunuz siyasette bedel ödemek vardır.
Cüneyt ÖZDEMİR- Öderim diyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Niçin ödemeyelim tabi.
Cüneyt ÖZDEMİR- Peki bunu 7 Haziran seçimleri sonrası umarım bir kez daha görüşürüz o zaman bunların üzerine konuşuruz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette.
Cüneyt ÖZDEMİR- Bu kısmını da bir kez daha yayınlarız. Çok teşekkür ederim Kemal bey programımıza katıldığınız için.
Sevgili seyirciler 5N1K’yı burada bitiriyoruz yeni bir programda buluşuncaya kadar ben Cüneyt Özdemir iyi akşamlar, iyi geceler diliyorum.





dha.com.tr