Gündem
Politika
Spor
Dünya
Ekonomi
Kurumsal
English
You are already subscribed to notifications.

Eğitim-Bir-Sen: Doğum izni uzatılmalı, yarım zamanlı çalışmada hak kaybı olmamalı

Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen), çalışma hayatındaki zorlukların nüfus artış hızındaki düşüşe etkisini ortaya koymak ve alınması gereken önlemleri tespit etmek amacıyla 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla yürüttüğü kapsamlı saha araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Araştırmada, kadın eğitim çalışanlarının doğum izni süresinin 1 yıla çıkarılması, süt izni süresinin uzatılması talepleri ile yarım zamanlı çalışmada özlük haklarında kayıp yaşanmaması, babalık izin süresinin artırılması ve haftalık çalışma süresinin 32 saate düşürülmesi beklentileri ortaya konuldu.

ABONE OL
Gizem KARADAĞ-Celal ATALAY/ANKARA, (DHA)-

Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu ve Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM) iş birliğiyle yürütülen ‘Türkiye’de Eğitim Alanında Çalışan Kadın Kamu Görevlilerinin Analık Haklarına Yönelik Beklentileri Saha Araştırması-1: Doğum İzni ve Esnek Çalışma Modelleri’, 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla, 2025 yılı aralık ayında Türkiye’nin 81 ilinde gerçekleştirildi. Araştırmada, kadın kamu görevlilerinin doğum izni süresinin 1 yıla çıkarılması ve süt izni süresinin artırılması talepleri ve beklentileri öne çıktı. Araştırmada, kadın kamu görevlilerinin özlük haklarındaki kayıplardan rahatsızlıkları ve yarım zamanlı çalışmanın yeniden düzenlenmesi talepleri ile tam istihdam ve güvenceli esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi yönündeki beklentileri de ortaya konuldu. Araştırmanın ilk aşamasında eğitim alanında görev yapan kadın kamu görevlilerine doğum izni ile yarım zamanlı ve esnek çalışma modellerine yönelik beklentileri soruldu. Katılımcıların yanıtları, çalışma hayatındaki zorlukların nüfus artış hızındaki düşüşe etkisini ve analık haklarıyla ilgili beklentileri ortaya koymak ve politika yapıcılara yönelik öneriler için kapsamlı veri seti ortaya koydu. Araştırmaya, Millî Eğitim Bakanlığı’nda görevli öğretmenler, kurum yöneticileri ve idari personel ile yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik ve idari personel katıldı. Katılımcıların tamamını kadın eğitim çalışanları oluşturdu.

Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 97,1’inin mevcut doğum izni süresinin anneler için yeterli olmadığını, yüzde 93,1’inin doğum sonrası izin süresinin artırılması gerektiğini belirtti. Yüzde 90,8’inin doğum izninin (mevcut 16 hafta) 60 haftaya çıkarılmasının gerekli olduğunu kaydetti. Araştırmada katılımcıların yaklaşık 3’te 2’sinin (yüzde 70,9), doğum izni sonrası işe dönüş sürecinin daha güçlü biçimde desteklenmesi gerektiği; yüzde 81,4’ünün doğum izninin anne açısından aile ve iş yaşamı dengesini sağlamada önemli bir işlev gördüğü görüşünü ortaya koydu. Araştırmada katılımcıların yüzde 95,8’inin, yarım zamanlı çalışmada özlük haklarının korunması gerektiğini ifade etti. Araştırmaya katılan kadın eğitim çalışanlarının yüzde 91,8’i mevcut yarım zamanlı çalışma uygulamalarının kapsamının genişletilmesi istedi. Bu bulgu, araştırmaya katılan her 10 kişiden 9’unun yarım zamanlı çalışma kapsamının genişletilmesi konusunda hemfikir olmakla birlikte bu durum kadın eğitim çalışanları arasında bu konuda bir uzlaşma olduğunu ortaya koydu. Esnek çalışma modellerine yönelik bulguların da ortaya konulduğu araştırmada, katılımcıların yüzde 94,8’inin, esnek çalışma modellerinin kadınların iş verimliliğini artırdığını kaydetti. Araştırmada, çocuk sayısına göre çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmesi ve kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma süresinin 32 saate düşürülmesi gerektiği belirtildi. Araştırma, kadın eğitim çalışanlarının mevcut doğum izni uygulamalarına yönelik yaygın, güçlü ve net bir memnuniyetsizlik içinde olduğunu ortaya koydu. Doğum izninin süresi ve uygulama biçiminin yeniden ele alınması gerektiğine işaret edilen araştırmada, “Kadın eğitim çalışanlarının beklentileri, doğum izni politikalarının yalnızca yasal bir düzenleme alanı değil; aynı zamanda kadın emeğinin korunması, annelik haklarının korunması, iş–aile uyumunun güçlendirilmesi ve kamuda nitelikli insan kaynağının sürdürülebilirliği açısından stratejik bir politika alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, doğum izni süresinin uzatılması, işe dönüş sürecinin desteklenmesi ve annelik sürecini merkeze alan bütüncül düzenlemelerin hayata geçirilmesi önemli bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır” denildi.

‘BU ARAŞTIRMA SAHADAN GELEN BİR UYARI OLARAK GÖRÜLMELİ’

Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, araştırmanın sonuçlarına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Aydın, “Türkiye, uzun süredir sessiz ama derin bir demografik dönüşümün içinde. Nüfusumuz yaşlanıyor. Doğurganlık oranları düşüyor. Genç nüfus azalıyor. Bu tabloyu yalnızca demografik bir veri olarak değil, çalışma hayatıyla doğrudan ilişkili bir sonuç olarak okumak zorundayız. Kadınların neden doğumu ertelediğini, neden çocuk sahibi olmaktan çekindiğini, neden ‘anne olursam iş hayatında geride kalırım’ duygusunu yaşadığını, doğrudan sahadan kadınların kendi deneyimlerinden öğrenmek istedik. Çıkan sonuçlar son derece çarpıcı. ‘Neden doğum oranları düşüyor’ ile birlikte aynı zamanda ‘çalışma hayatı anneliğe ne kadar alan açıyor, haklar ve teşvikler aileleri ne kadar çocuk yapmaya teşvik ediyor’ hususu da dikkatleri çekti. Politika yapıcılar, bu araştırmayı sadece bir talep olarak değil, sahadan gelen bir uyarı olarak görmelidir. Hem ülkemizin hem de milletimizin geleceği için ‘analık hakları güçlenmeden ne doğurganlık artar ne istihdam sürer’ bakış açısıyla da meseleye bakmaları gerekiyor” dedi.

Aydın, araştırmaya katılan kadınların yüzde 97’sinin mevcut doğum izni süresini yetersiz bulduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Bu oran, neredeyse tam bir mutabakatla yaygın ve güçlü bir memnuniyetsizliği, ortak bir sorunu ortaya koyuyor. Yani sahadaki kadınlar açıkça şunu söylüyor. ‘Anne olmak istiyorum ama çalışma hayatı buna izin vermiyor, bu şartlarda annelik sürdürülebilir değil’ diyorlar. Çıkan veri, bize şunu gösteriyor. Mevcut doğum izni politikası, sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor ve yeniden ele alınması gerekiyor. Araştırmamıza katılan katılımcıların yüzde 93’ü doğum sonrası izin süresinin artırılmasını gerekli görürken, yüzde 90’ı doğum izninin doğumdan önce 8, doğum sonrası da 52 olmak üzere toplam da 60 haftaya çıkarılmasını talep ediyor. Bu sonuç bir ayrıcalık olarak görülmemeli. Bu sonuç bizlere kadınların hem anne hem çalışan olarak var olabilme talebini göstermeli. Bugün doğum izin süreleri, kadınların doğum sonrası fiziksel iyileşmesini, bebeğin gelişimini ve annenin psikolojik uyum sürecini karşılamaktan uzaktır. Kadınlar, doğumdan çok kısa bir süre sonra işine dönmek zorunda kalıyor; bebeğini, bakım sorumluluğunu ve vicdani yükü çoğu zaman yalnız başına taşımak zorunda kalıyor. Kadın kamu görevlilerinin doğum sonrası gelir-gider sorununu azaltacak, ‘anne olmak mali kayıp üretiyor’ kaygısını ortadan kaldıracak ve nüfus artışını destekleyen bakış açısıyla uyumlu olacak şekilde doğum sonrası analık izin süresinin 16 haftadan 60 haftaya yükseltilmesi, sorumluluğun yarısını paylaşan babaların da babalık izin süresinin de artırılması gerektiğini söylüyor. Araştırmamız yalnızca izin süresine değil, doğum sonrası işe dönüş sürecine de ışık tutuyor. Katılımcıların yüzde 70’inden fazlası, doğum izni sonrası işe dönüşte yeterli destek görmediklerini ifade ediyorlar. Kadınlar, doğumdan sonra aynı tempoyla, aynı beklentiyle, aynı iş yüküyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, doğum izninin yalnızca bir süre meselesi değil; kadınların çalışma yaşamında kalıcılığını ve nitelikli istihdamını doğrudan etkileyen yapısal bir unsur olduğunu gösteriyor.”

‘HAFTALIK ÇALIŞMA SÜRESİ 32 SAATE DÜŞÜRÜLMELİDİR’

Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü; “Kadınlar, doğum ve süt izninin anne sağlığı, bebeğin gelişimi ve aile bütünlüğü açısından yetersiz kaldığını, doğum sonrası dönemin fiziksel ve psikolojik yükünün çalışma hayatı ile dengelenemediğini açıkça ifade ediyor. Öte yandan araştırmamız çok önemli bir gerçeği de ortaya koydu. Kadınların yüzde 81’i, doğum izninin iş ve aile hayatı dengesini kurmayı kolaylaştırdığını söylüyor. Yani doğru planlanmış, yeterli ve güvenceli annelik hakları, kadınların verimliliğini azaltmaz; aksine çalışma hayatını güçlendiren ve sürdürülebilirliği için temel bir araçtır. Bu çerçevede doğum izni politikaları yalnızca yasal bir düzenleme alanı değil, kadının emeğinin korunması, annelik haklarının güvence altına alınması, iş-aile uyumunun güçlendirilmesi ve kamuda nitelikli insan kaynağının sürdürülebilirliği açısından stratejik bir politika alanıdır. Araştırmamızın yarım zamanlı ve esnek çalışma modellerine ilişkin verileri de son derece çarpıcıdır. Katılımcıların yüzde 92’si yarım zamanlı çalışmanın kapsamının genişletilmesini, yüzde 96’sı ise bu süreçte özlük ve sosyal haklarının korunmasını istemektedir. Kadınlar güçlü bir mutabakat olarak esnek çalışma istiyor ama hak kaybına uğramadan, gelir kaybı yaşamadan, güvenceli istihdamdan vazgeçmeden, emeklilik hakkı zedelenmeden, kariyerinden geri düşmeden çalışmak istiyor. Dünyada birçok ülke tarafından uygulanan haftalık 4 gün çalışma modeli ülkemizde de gündeme gelmeli. Çocuk sayısına göre çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmeli, kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma süresi 32 saate düşürülmelidir. Bizler başta kadın kamu görevlilerimiz olmak üzere tüm kadın çalışanlar için hem gelir noktasında kendisine katkı sağlayacak hem de aile-sosyal hayat sorumluluklarını yerine getirecek güvenli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir diyoruz.”

‘ANNELİK SÜRECİNİ MERKEZE ALAN BÜTÜNCÜL DÜZENLEMELER HAYATA GEÇİRİLMELİ’

Aydın, “Kadın Komisyonu olarak bu araştırmamız vesilesiyle buradan açık bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Analık hakları, nüfus politikalarından istihdam stratejilerine kadar birçok alanı doğrudan ilgilendiren stratejik bir politika alanıdır. Çalışma hayatı aile hayatıyla uyumlu hale getirilmeden, doğum oranlarındaki düşüşü tersine çevirmek mümkün değildir. Doğum ve süt izni süreleri uzatılmalı, işe dönüş süreçleri desteklenmeli ve güvenceli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir. Kadınlar çalışmak istiyor. Kadınlar anne de olmak istiyor. Ama ikisi arasında bir tercih yapmak zorunda kalmak istemiyor. Sonuç olarak bu araştırma, sahadan yükselen güçlü bir uyarıdır. Hem bizlere hem sivil toplum kuruluşlarına hem de politika yapıcılarına bir uyarıdır. Doğum izni süreleri uzatılmadan, işe dönüş süreçleri desteklenmeden, annelik sürecini merkeze alan bütüncül düzenlemeler hayata geçirilmeden nüfus politikalarında kalıcı bir başarı sağlamak mümkün değildir. Biz bu uyarının takipçisi olmaya, kadın kamu görevlilerinin sesi olmaya devam edeceğiz” dedi.

Diğer Haberler

  1. Eğitim Gücü Sen Genel Başkanı Oğuz Özat’tan açıklama
  2. Özvar: Suriye'nin kuzey bölgelerindeki Türk üniversitelerinin diplomaları Suriye tarafından tanındı
  3. Samsun'da geçen yıl mesleki eğitim kurumlarında 295 milyon lira ciro elde edildi
  4. İstanbul Kent Üniversitesi sporcularından Kick Boks’ta derece
  5. 'Şiddet; eğitimsizliğin, görülmeme hissinin sonucu'
  6. İlkokul öğrencileri değerleri tiyatro ile içselleştiriyor
  7. Destekleme ve yetiştirme kurslarında yeni dönem başlıyor
  8. Eğitim-Bir-Sen'den yönetmelik ve duyurulara dava açıklaması
  9. Karne sonrası özel gereksinimli çocukların ailelerine öneriler
  10. Milli Eğitim Akademisi hazırlık eğitimi merkezleri açıklandı

© Copyright 2026

DHA