Gündem
Politika
Spor
Dünya
Ekonomi
Kurumsal
English
You are already subscribed to notifications.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Yükseköğretimde köklü bir dönüşüm gerçekleştirdik

CumhurbaşkanıYardımcısı Cevdet Yılmaz, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yükseköğretimde köklü bir dönüşüm gerçekleştirdik. Bugün 129’u devlet, 79’u vakıf olmak üzere 208 üniversiteyle 6,7 milyonu aşkın öğrencimize ülkemizin her bir ilinde eğitim imkanı sunuyoruz" dedi.

ABONE OL
Soner AYDIN/MERSİN, (DHA)-

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bir dizi programa katılmak üzere Mersin'e geldi. Yılmaz, ilk olarak Mersin Üniversitesi'nde açılış ve temel atma törenine katıldı. Törende Yılmaz'ın yanı sıra Mersin Valisi Atilla Toros, milletvekilleri, Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, ilçe belediye başkanları, akademisyenler ve öğrenciler yer aldı. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, açılışı gerçekleştirilen ve inşa süreci başlatılan projelerin her birinin üniversitelerin akademik kapasitesini ve araştırma altyapısını daha ileri bir seviyeye taşıyacak güçlü adımlar niteliğinde olduğunu söyledi.

Bu yatırımların bilimsel üretimden sağlık hizmetlerine, enerji verimliliğinden nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine kadar geniş bir alanda Mersin Üniversitesi’nin bölgesel ve ulusal ölçekteki konumunu daha da sağlamlaştıracağını kaydeden Yılmaz, “Son 23 yılda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yükseköğretimde köklü bir dönüşüm gerçekleştirdik. Bugün 129’u devlet, 79’u vakıf olmak üzere 208 üniversiteyle, 7 milyonu aşkın öğrencimize ülkemizin her bir ilinde eğitim imkanı sunuyoruz. Diğer taraftan, öğrencilerimizin eğitim hayatlarını ekonomik kaygıdan uzak sürdürebilmeleri için burs ve kredi sistemini genişlettik. Tüm bu adımları fırsat eşitliği sağlama zihniyeti ile ve insan odaklı, kapsayıcı bir kalkınma anlayışı ile attık. Barınma, beslenme ve sosyal destek imkanlarını genişleterek öğrencilerimizin eğitim hayatını güvence altına aldık, gençlerimizin akademik başarısını sağlam bir sosyal destek sistemiyle birlikte güçlendirdik. Bugün 1 milyonu aşkın yurt kapasitemiz var. Dünyada böyle bir ülke çok az bulursunuz. Sadece Mersin'de 18 bin yurt kapasitemiz var, yakında 20 bine çıkacak. Dolayısıyla öğrencilerimizi uygun ortamlarda, yurtlarda barınmalarını sağlıyoruz. Burslar, krediler sağlıyoruz. Eğitimin ilk aşamalarından, son aşamalarına kadar her türlü desteği sunuyoruz. Dünyada yükseköğrenimin bilabedel olduğu ender ülkelerden birisiyiz. Bunun kıymetini gerçekten bilmek lazım” dedi.

‘CUMHURİYET'İN ÖZÜ FIRSAT EŞİTLİĞİDİR’

Çalışmaların insan odaklı kalkınma zihniyeti açısından hayata geçirildiğini kaydeden Yılmaz, “Herkesi işin içine katan ve insanı merkeze olan, nitelikli insanla hedeflere ulaşılabileceğine inanan bir anlayış. Yıllarca kalkınma bakanlığı yaptım. Kalkınma da bir sonuç göstergeleri vardır, bir de sebepler vardır. Milli gelir, kişi başına gelir, ihracat bunlar hep güzel rakamlar ama hepsi sonuç göstergesi. Esas sebeplere inecek olursanız bir ülkenin kalkınmışlığını ne gösterir diye soracak olursanız ben, kendisi için ortak hedefler koyabilen, bu hedeflerin etrafında da birleşebilen, ortak hareket edebilen toplumdan, iyi organize olmayı başarabilen toplumlar kalkınmış, gelişmiş toplumlardır. Bunu yapamayan toplumlar ise yeterince gelişmemiş toplumlardır. Bu tanım özünde insanı ima ediyor. Nitelikli, donanımlı, doğru bir zihniyete sahip, iletişim kurabilen, birlikte çalışabilen bir insan topluluğunu ima ediyor. Dolayısıyla eğitime yaptığımız bu yatırımlar, aynı zamanda Türkiye Yüzyılı’na, kalkınmaya yaptığımız en kıymetli yatırımlardır. Diğer yandan bu yatırımlar aynı zamanda fırsat eşitliği kavramıyla çok yakından ilgili. Fırsat eşitliği çok önemli. Ülkemizin hangi ilinde, ilçesinde, beldesinde doğmuş olursanız olun, hangi sosyoekonomik arka plandan geliyorsa gelsin, ailesinin konumu ne olursa olsun devlet olarak, hükümet olarak bizim görevimiz bu çocuğumuza fırsat eşitliği sunmaktır. Fırsatı değerlendirip, değerlendirmemek o bireye kalmış bir şey. Cumhuriyet, ideolojik tartışmalar yapılıyor bazen. Bana göre, Cumhuriyet'in özü fırsat eşitliğidir. Doğan her çocuğumuzun her türlü makama, mevkiye, konuma ulaşabileceği bir ortam, bir fırsat eşitliği düzeni oluşturmak Cumhuriyet'in özüdür. Ben eğer bu noktaysam, bu sayede buradayım. Dolayısıyla Cumhuriyet'imizin kıymetini, bu ortak değerimizin kıymetini hepimizin çok iyi bilmesi gerekir" ifadesini kullandı.

‘EĞİTİM, ARAŞTIRMA VE KALKINMA FONKSİYONU ÖNE ÇIKIYOR’

Üniversitelerde 3 fonksiyonun ön plana çıktığını belirten Yılmaz, "Birincisi eğitim fonksiyonu. İnsanlığın bugüne kadar ortaya koyduğu bilgileri gelecek nesillere en yetkili şekilde aktarmak. Esas itibariyle bilgi aktarmak. Bu önemli mi elbette önemli. Yeter mi, yetmez. Eğitim fonksiyonunun yanı sıra ikinci büyük fonksiyonu üniversitemizin araştırma fonksiyonu. O güne kadar gelen bilginin üzerine yeni bir bilgi ilave etmektir. Bunu yapabiliyorsa bir üniversite araştırma fonksiyonunu yerine getiriyor demektir. Yeter mi, bu da yetmez. Üçüncü fonksiyon kalkınma fonksiyonu. Buda bilgiyi kullanma meselesi. Bilgiyi aktarmak güzel, bilginin üzerine yeni bilgi koymakta güzel ama bilgiyi kullanma dediğimiz bir şey var. Mersin Üniversitesi, Çukurova Bölgesi’nde. Eğer bu bölgeye, bu şehre kayıtsız kalırsa bu üniversite kalkınma fonksiyonunu icra edebilir mi? Edemez. Bu bölgenin sosyal, ekonomik sorunlarına kayıtsız kalırsa üniversite bu fonksiyonu icra edemez. Ülkenin kalkınma meselesine kayıtsız kalırsa yine bu fonksiyonu yerine getiremez. Dolayısıyla bu bilgiyi kullanma dediğimiz kalkınma fonksiyonu sorun çözme, insanların hayatlarını iyileştirme, refahını arttırma çok önemli. Bunun da özünde üniversitenin açık bir sistem olması yatıyor. Üniversite şehirle arasına fiziki duvar örer, örmez ona bir şey demiyorum ama zihinsel duvarlar örmemelidir. Üniversite açık bir sistem olmalıdır. Bu üçüncü fonksiyonu yerine getirmesinin en temel şartı budur. Zihni de açık olmalı kapıları da açık olmalıdır. Mersin Üniversitesi eminim bu anlayış içinde çalışıyordur. Tebrik ediyor, başarılar diliyoruz" diye konuştu.

‘İSTİHDAM AÇISINDAN GENÇLERE YARDIMCI OLMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Gençlerin mutlaka geleceğe donanımlı şekilde yetiştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Yılmaz şunları söyledi:

"Biz de çeşitli projelerle, özellikle istihdam açısından gençlere yardımcı olmaya çalışıyoruz. İŞKUR bu dönem çok önemli projeler yapıyor. Üniversiteli gençlerimize bir takım kısmi zamanlı çalışma imkanı sunuyoruz. Hem bir iş tecrübesi ediniyorlar hem de belli bir gelir elde etmiş oluyorlar. Cumhurbaşkanımız Gençliğin Üretim Çağı-GÜÇ Program ilan etti. Önümüzdeki 3 yıl 450 milyon Türk Lirası kaynağı bu alana aktarıyoruz. 3 milyondan fazla gencimizin hayatına dokunacak bir proje. Çeşitli boyutlarıyla bu programı hayata geçireceğiz ve gençlerimize destek olmaya devam edeceğiz. Çünkü şuna inanıyoruz Türkiye hedeflerine gençleriyle ulaşacak. Nitelikli, donanımlı, ülkesini, milletini, bayrağını seven bütün farklılıklarıyla ülkesinin renklerini kucaklayan, bir taraftan da evrensel olarak dünyaya bakabilen, dünyanın meselelerine bakabilen bir gençlikle yürüyecek. Dolayısıyla gençlerimize çok büyük önem ve değer veriyoruz. Önümüzdeki süreçte bu programlarımızı da güçlü bir şekilde hayata geçireceğiz" diye belirtti.

‘SAVUNMA SANAYİNDE ÇOK ERKEN YOLA ÇIKTIK VE AVANTAJLARINI YAŞIYORUZ’

Savunma sanayinde inanılmaz bir devrim başardıklarını ifade eden Yılmaz şöyle devam etti:

“Allah razı olsun Cumhurbaşkanımız güçlü bir irade ortaya koydu, bu iradeyi iyi ki erken bir dönemde koydu. Bugün dünyada birçok ülke bakın savunma sanayinde bir şeyler yapmaya çalışıyor, yeni uyandılar. Biz çok erken yola çıktık ve bunun avantajlarını da yaşıyoruz. İyi ki erken yola çıkmışız. Aynı şeyi neden sağlık enstitüsünde yapmayalım. Yerli ve milli sağlık enstitüleri geliştirmek bugün en önemli hedeflerimiz arasında. Kamu alımlarının yüksek olduğu bir alan. Dolayısıyla sıradan bir sektör değil. Benzer bir yaklaşımı mutlaka sağlık alanında da daha ileriye taşımak zorundayız. İlaçta, tıbbi cihazlarda mutlaka yerli ve milli üretimi arttırmak zorundayız. Bu yatırımların tamamı, Mersin Üniversitesi’nin kurumsal gücünü artıran, şehrin ekonomik ve sosyal yapısıyla daha güçlü bağ kuran ve Türkiye Yüzyılı vizyonunun nitelikli insan kaynağını yetiştiren adımlardır. Attığımız bu adımlar, Mersin Üniversitesi’nin eğitim, araştırma ve uygulama gücünü daha da yükseltecek; şehrimizin bilim ve sağlık alanındaki konumunu güçlendirecektir. Bu istikamette çalışmaya kararlılıkla devam edeceğiz.”

Konuşmaların ardından, İlahiyat ve Eczacılık Fakültesi’nin yeni binasının temeli atılırken, Diş Hastanesi, Denizcilik Fakültesi ve Güneş Enerjisi Santrallerinin ise açılışı yapıldı.


‘ARTIK DEVLETLE MİLLET AYNI YÖNE BAKIYOR’

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Mersin programı kapsamında AK Parti İl Danışma Meclisi Toplantısı'na katıldı. İl Başkanlığında düzenlenen toplantıya Yılmaz'ın yanı sıra AK Parti Mersin milletvekilleri, il ve ilçe yönetimi ile partililer katıldı.

Burada konuşan Yılmaz, “Bazıları hala içine sindiremiyor. O 28 Şubat zihniyeti maalesef bir fırsat bulduğunda hemen hortluyor. Bunu bir kez daha gördük. Cenab-ı Allah böyle zihniyetlere fırsat vermesin inşallah. Milletimiz, basiretiyle, ferasetiyle bu 28 Şubat zihniyetine bir daha asla geçit vermeyecektir. 28 Şubat’ta ne demişlerdi? Bin yıl sürecek demişlerdi. Çok şükür 5 sene bile sürmedi ve asla o günlere Türkiye geri dönmeyecek. Bu aziz millet o zihniyeti tarihin çöp tenekesine atmıştır. Bir daha oradan geri gelmeyecektir inşallah. 23 yıldır iktidardayız. Yollar yaptık, binlerce, on binlerce kilometre duble yollar yaptık. Demir yolları yaptık. Havalimanları inşa ettik. Üniversiteler yaptık. Şehirlerin altyapılarına yatırım yaptık. Kentsel dönüşümler yaptık. Köylerimize hizmetler götürdük. Fakire, fukaraya, garibe, gurebaya sahip çıktık. Fakat bütün bunların ötesinde AK Parti ne demektir derseniz, AK Parti özgürlük demektir. Başörtüsüne özgürlük demektir. İnsanların ana diline özgürlük demektir. Bakın bir toplumda devlet farklı bir yöne millet farklı bir yöne bakıyorsa o toplum kalkınamaz. Yıllarca bizi bu durumda tuttular. Devletle milleti birbirinden ayırdılar. Şimdi AK Parti döneminde neyi başardık derseniz; artık devletle millet aynı yöne bakıyor. Aynı değerlere sahip. Dolayısıyla Türkiye Yüzyılı'nı devletimizle, milletimizle birlik beraberlik içinde başaracağız. Bir daha devletle milletin karşı karşıya getirilmesine izin vermeyeceğiz. Yine AK Parti nedir diye sorsanız bana; AK Parti geçmişle geleceği bütünleştiren bir siyasi hareket” dedi.

‘AK PARTİ, BEN DİYENLERİN DEĞİL, BİZ DİYENLERİN PARTİSİ’

Geçmiş değerlerin, kalkınmanın, modern bir toplum, modern bir devlet olmanın önünde bir engel gibi gösterilmeye çalışıldığını aktaran Yılmaz, “Biz buna inanmıyoruz. Bir toplum geçmişine, tarihine, medeniyetine ne kadar çok sahip çıkarsa o kadar sağlam bir zemin üzerine geleceğe yürür. Modern bir toplum olur. Gelişmiş bir toplum olur. Bizim geçmiş değerlerimiz kalkınmanın, gelişmenin önünde bir engel değil. Tam aksine gelişme, modernleşme adı altında bu toplumda özgürlükleri yok edenler bu ülkenin gelişmesine engel oldular. AK Parti, ben diyenlerin değil, biz diyenlerin partisi. Bir kesimin, bir grubun menfaatini veya bir şahsın menfaatini ön plana koyup hareket eden bir parti değildir AK Parti. AK Parti, neyi başardıysa hep birlikte başardık diyenlerin partisi” diye konuştu.

‘VATANDAŞA KALICI SOSYAL REFAH ÜRETECEĞİZ’

AK Parti olarak vatandaşa kalıcı sosyal refah üreteceklerini vurgulayan Yılmaz, “Geçici olarak maaşları diyelim çok aşırı arttırabilirsiniz. Ama bu enflasyona yol açarsa yarın bir elle verdiğinizi diğer elimizle geri almış olursunuz. Biz bunu istemiyoruz. Biz diyoruz ki kalıcı olsun. Enflasyonu düşünelim ki, verdiğimiz artışlar, gerçek anlamda sosyal refaha dönüşsün. Bunun çabası içindeyiz. Allah'ın izniyle de başarıyoruz, başaracağız. Güçlü bir liderimiz var, güçlü kadrolarımız var. Her alanda tecrübeli insanlarımız var. AK Parti aynı zamanda büyük bir kadro hareketi. Devlet tecrübesi olan, toplumu bilen, siyaseti bilen çok geniş bir insan gücümüz var. Dolayısıyla orada da bir sıkıntımız yok. Allah'ın izniyle önümüzdeki dönem Türkiye'yi çok daha farklı bir düzleme taşıyacağız” ifadelerini kullandı.

‘SURİYE'NİN İSTİKRARI TÜRKİYE’NİN DE İSTİKRARIDIR’

Suriye’de yıllarca süren iç savaşın sona erdiğini anımsatan Yılmaz, şöyle devam etti:

“Suriye başımıza sıkıntıydı değil mi? Ne oldu? Bir devrim yaşandı. Ahmet El Şara geldi, hükümet kuruldu. Yılların iç savaşı sona erdi. Şimdi Suriye yeniden imar ediliyor. Suriye'nin istikrarı Türkiye’nin de istikrarı. Biz orada hiç kimse arasında da bir ayrım yapmıyoruz. Oradaki Arap'ıyla, Türkmen’iyle, Kürt’üyle, Nusayri’siyle, Hıristiyan’ıyla, Müslüman’ıyla kim varsa, kim yaşıyorsa hepsi ‘benim ülkem’ dediği bir Suriye istiyor. ‘Suriye Suriyelilerindir’ diyor. Başkaları karışmasın. Fitne fesat yapmasın. İnsanlarımızı karşı karşıya getirmesin diyor. Türkiye'de de ayrısını söylüyoruz. Suriye'de de ayrısını söylüyor. Biz kapsayıcı bir milliyetçilik anlayışına sahibiz. Türk de bizim, Kürt de bizim. Alevi de bizim, Sünni de bizim. Arap da bizim, Çerkez de bizim, Laz da bizim. Hep birlikte biz Türkiye'yiz.”

‘TÜRKİYE'NİN KAVGALARDAN KAZANACAĞI BİR ŞEY YOK’

Terörsüz Türkiye konusuna da değinen Yılmaz, şunları söyledi:

“Bakın bu da çok tarihi bir inisiyatiftir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu 'Türkiye Yüzyılı huzurun ve kardeşliğin yüzyılı olacaktır' anlayışı bunun temelini oluşturuyor. Türkiye Yüzyılı'nda teröre yer yok diyor. Birlik beraberlik içinde gideceğiz diyor. Sayın Devlet Bahçeli buradan şükranlarımızı sunuyoruz. Hiçbir siyasi hesap yapmadan kim ne der, ne yapar demeden devlet için, millet için iyi olan neyse biz onu yaparız diyerek cesaretle bir adım attı ve farklı bir atmosfer oluştu. Terör örgütünün kurucusu kendi örgütüne çağrı yaptı. Kendini feshet dedi. Örgüt de toplandı. Kendimi feshediyorum dedi. Bir süreç başladı. Sonra meclisimizde bir komisyon kuruldu. Bu komisyonumuzun da çalışmaları son noktaya gelmiş durumda. Yakında inşallah komisyon raporunu yayınlayacak. Ondan sonra meclisimizin takdiriyle terörün kalıcı bir şekilde sona ermesi, bir daha bu ülkenin bu belalarla uğraşmaması için ne adımlar atılması gerekiyorsa meclisimiz bunu ortak bir çalışmayla gerçekleştirdi. Bu örnek bir çalışma oldu gerçekten. Bizim buna ihtiyacımız var. Türkiye'nin kavgalardan kazanacağı bir şey yok. Meclis'te de kavgadan bir şey kazanamazsınız, sokakta da kavgayla bir şey kazanamazsınız. Bizim bu milletin menfaati, bu devletin menfaati neyi gerektiriyorsa, aynı devletin eşit vatandaşları olarak, onurlu vatandaşları olarak devletimize sahip çıkacağız. Milletimize sahip çıkacağız. Vatanımıza, bayrağımıza sahip çıkacağız. Hep birlikte sahip çıkacağız. Herkes bu aidiyet bilincini hissedecek ve böyle yolumuza devam edeceğiz inşallah. Dışarıdan gelen o emperyalist bir takım planlar, güçler de avuçlarını yalayacaklar inşallah. Hiçbir şekilde başarılı olamayacaklar. Bu ülkemizi, bölgemizi etnik kimlikler üzerinden mezhepler üzerinden bölmeye çalışan güçler de hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklar Allah'ın izniyle. Ve bunun teminatı da Türkiye Cumhuriyeti'dir, Recep Tayyip Erdoğan'dır, AK Parti'dir, Cumhur İttifakı'dır. Bunu böyle bilmeniz lazım. Terörsüz Türkiye'nin başarılı olmasıyla birlikte demokraside ve kalkınmada yeni bir döneme geçeceğiz. 2 trilyon doların üzerinde kaynak bu terör yüzünden heba edildi. Şimdi o kaynaklar ülkemizin kaldırılması için kullanılacak. Daha fazla gelişmesi için kullanılacak. Terörün ortadan kalktığı bir ortamda demokratik standartlarımız daha da yükselecek. Daha farklı bir demokratik atmosfer olacak. Demokratik bir yarış olacak. Hiç kimse silahların gölgesine sığınmadan, kimin ne söyleyeceği varsa millete söyleyecek. Kim milleti ikna ederse, milli irade nasıl şekillenirse o yönde politikalar izlenecek. Dolayısıyla demokrasimizin gücü artacak. Kalkınmamız hızlanacak. Biz çünkü sıradan bir ülkede değiliz. Bakın Türkiye Cumhuriyeti Devleti sıradan bir devlet değil. Ve bu millet sıradan bir millet değil. Tarihte çok farklı bir misyonumuz olmuş, çok farklı bir konumumuz olmuş. İnşallah Türkiye Yüzyılı'nda bölgemizde de küresel düzeyde de bu tarihi emaneti en güzel şekilde sahaya yansıtacağız.”

Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, başka bir programa katılmak üzere salondan ayrıldı.

İŞ İNSANLARIYLA BULUŞTU

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Mersin programı kapsamında Mersin İş Dünyası Buluşması programına katıldı. Programa Yılmaz’ın yanı sıra Mersin Valisi Atilla Toros, Ak Parti Mersin Milletvekilleri ve iş insanları katıldı.

Buluşmada konuşan Yılmaz, “Bugünkü dünyada çok daha dikkatli, güçlü politikalarla hareket edilmesi gerekiyor. Bu tür dönemler, risklerin yükseldiği dönemlerdir ama aynı zamanda fırsatların da ortaya çıktığı. Bunları değerlendirebilirseniz, küresel düzeydeki konumunuzu başka bir noktaya taşıyabileceğiniz dönemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti olarak önemli bir mesafe almış durumdayız. Bu karmaşık dönemi iyi değerlendirebilirsek, risklerin ve belirsizliklerin arttığı bu dönemi kendi içimizde öngörülebilirliği ve istikrarı artırarak karşılayabilirsek, buradan büyük avantajlarla çıkma ihtimalimizin de yüksek olduğunu ifade etmek isterim. Buna bazıları orta gelir tuzağı da diyor. Nedir bu? Çok özet olarak anlatacak olursak orta gelir tuzağı şu; ülkeler kalkınma sürecinde öyle bir noktaya gelirler ki emek maliyeti bakımından yüksek maliyetlerle karşılaşırlar. Yani gelişmekte olan birçok ülkenin emek maliyetinden daha yüksek bir maliyetiyle karşı karşıya kalırlar. Çünkü şehirleşme artar, eğitim düzeyi yükselir, insanların tüketim kalıpları, talepleri ve beklentileri dönüşür. Dolayısıyla daha yüksek bir ücret düzeyi söz konusu olur. Dolayısıyla düşük emekle çalışan ülkelerle rekabet etmekte zorluk yaşamaya başlarlar. Diğer taraftan teknolojik dönüşüm de arzu edilen noktada olmayınca, teknolojik olarak yüksek teknolojiyle çalışan ülkeler ile düşük emek grubu ülkeler arasında bir yerde kalırlar. Yani yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal misali böyle bir açmaz içinde kalırlar. Buna orta gelir tuzağı deniyor. Bunu aşmanın yolu elbette düşük emek değildir. Teknolojik seviyemizi yükseltmek, emeğimizin katma değerini ve verimliliğini artırmak. Toplam faktör verimliliği dediğimiz bir kavram var ekonomide. Ekonomimizin toplam verimliliğini yükseltmek. Şehirleşmemizle, kurumlarımızla, hukuk düzenimizle, teknoloji politikalarımızla, eğitim ve sağlık ile bütün politikalarımızı kastediyorum. Kaynakları daha verimli kullanan bir ülke haline gelmek. Bunu yaptığınız zaman o kritik eşiği aşıp gelişmiş ülkeler liginde yer alıyorsunuz. Türkiye tam da bu süreçten geçen bir ülke. Yaşadığımız meydan okumalar karşısında bu dönemi iyi değerlendirebilirsek, ülkemizi farklı bir seviyeye taşıyabiliriz. Özel sektörüyle, kamusuyla bunu başarabiliriz. Son 23 yılda Türkiye, alt orta gelirli bir ülke olmaktan üst orta gelirli bir ülke ligine terfi etti” dedi.

‘ENFLASYON ORANIMIZI DÜŞÜRMEYE, FİNANSAL İSTİKRARIMIZI GÜÇLENDİRMEYE ÇALIŞIYORUZ’

Türkiye'nin ilk defa 2025 yılında kişi başına gelir olarak 18 bin dolara yakın bir nominal gelire yaklaştığını belirten Yılmaz, şöyle konuştu:

“1,5 trilyon doları aşan milli gelire sahip. Türkiye Yüzyılı'nda ülkemizi bu dünyadaki ligde çok daha üst sıralara taşıyıp gelişmiş dediğimiz ekonomiler arasında kalıcı hale getirmeliyiz. Tamam, geçen sene yüksek gelirli ülkeler ligine bir ilk adım attık ama burada kalıcı olmamız çok önemli. Ve bu da yapısal bir dönüşümü ima ediyor. Kurumlarımızla, şirketlerimizle, şehirleşmemizle, her alandaki politikalarımızla daha farklı bir seviyeye ülkemizi taşımamız gerektiğini gösteriyor. Türkiye ekonomisi bu yönde emin adımlarla ilerliyor. Son yıllarda gerek deprem gerek pandemi gibi birçok hadise yaşadık. Enflasyon oranlarımız yüksek seviyelere çıktı. Özellikle 2024 yılında yüzde 75'i aşan bir seviyeye geldi. O tarihten bugüne 45 puana yakın bir düşüş sağladık. Bir program uyguluyoruz, enflasyon oranımızı düşürmeye, finansal istikrarımızı güçlendirmeye çalışıyoruz. Pandemi döneminde reel ekonomiyi güçlü tuttu Türkiye, tezgahı dağıtmadı tabiri caizse. Birçok ülke bunu başaramadı. 2020-2024 dönemine baktığınız zaman dünya 100 iken 115'e çıkmış. Yani pandemi sonrası dünya ekonomisi genel olarak 15 puan büyümüş. Türkiye ise 30 puan büyümüş; 100 iken 130 olmuş. Sanayisiyle, turizmiyle, hizmetleriyle vesaire. Reel ekonomide büyük bir başarı sağlamışız aslında bu konjonktürde, pandemi sonrası dünyada. Ama bunu yaparken finansal tarafta istikrarsızlıklar, birtakım dengesizlikler ortaya çıkmış durumda. Dolayısıyla şimdiki önceliğimiz finansal istikrarımızı sağlamak; reel ekonomideki bu kazanımlarımızı da koruyarak hem finansal istikrarla hem reel sektörün gücüyle geleceğe yürümek. Ana çerçevemiz bu.”

Enflasyonla mücadeleyi öncelikli hedef haline getirdiklerini ve belli bir mesafe aldıklarını aktaran Yılmaz, şunları söyledi:

“Geçen yılı yüzde 30'un biraz üzerinde bir rakamla kapattık. Bu seneki hedefimiz enflasyonu 20'lerin altına indirmek. Ocak ayında bir miktar beklentilerin üstünde geldi doğrusu ama yine de yıllık bazda düşüş, dezenflasyon devam etti. Burada özellikle gıdanın rolünün olduğunu görüyoruz. Geçen yıl hem bir don hem de kuraklık yaşadık. İkisini aynı yılda yaşadık. Tarım sektörümüz küçüldü. Bu durum büyümemizi olumsuz etkilediği gibi enflasyonumuzu da olumsuz etkiledi. Ancak bu bazla 2026'ya girdiğimizi düşünürseniz, 2026'da tarımın tam tersine bir etkisi olacak. Hem büyümemize hem enflasyonla mücadelemize inşallah tarımın çok ciddi katkısı olacak. Tabii ki normal bir yıl olacağı varsayımıyla konuşuyorum. Enflasyonla mücadeleyi arz yönlü politikalarla da destekliyoruz.”

‘TÜRKİYE OLUMLU BİR GELECEK VAAT EDİYOR’

Türkiye’nin olumlu bir gelecek vaat ettiğini sözlerine ekleyen Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bunu da yatırımlardan görüyoruz. Doğrudan, FDI dediğimiz yatırımlar dünyada daralırken, Türkiye'de artışta. Geçen yıl yüzde 12 civarında bir artış oldu ve niteliği de yükseldi. Gayrimenkul değil, daha üretken alanlarda FDI yatırımları arttı. Son dönemde görüyorsunuz sermaye piyasalarında, borsada ciddi bir giriş var. Bu da boşuna değil. Şu analizi yapıyor dünyadaki çeşitli finans çevreleri; Türkiye'de makro finansal istikrar pekiştikçe reel sektör çok daha sağlıklı bir zeminde büyüyecek ve karlılığı artacak. Belki şu anda geçici olarak sıkıntılı dönemler yaşayan sektörler var ama Türkiye'nin gelecek vadettiğini gördükleri için borsamıza gelip yatırım yapıyorlar. Şirketlerimize ortak oluyorlar çünkü bu şirketlerin orta vadede çok daha kazançlı, karlı hale geleceğini düşünüyorlar. Bu önemli bir gelişme. İnşallah bu yolda da devam edeceğiz. Küresel düzeyde bir rekabet gücü oluşturacaksak, bölgesel perspektifle bakmalıyız. İşte o yüzden kalkınma ajanslarını kurduk. Esas mesele bu bölgemizin planlanması. Geleceğe dönük daha uzun vadeli bir şekilde, iyi bir rol dağılımı da yaparak, bölgedeki farklı kesimler arasında iyi bir iş bölümü yaparak planlama gerçekleştirirsek, bu bölgemizin çok farklı noktaya gideceğine yürekten inanıyorum. Az önce bahsettiğiniz ana sanayi koridorlarıyla da bütünleşen, Kalkınma Yolu gibi projelerle de bütünleşen, ülkemizin Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge perspektifiyle de desteklenen çok farklı bir yaklaşım sergilenebilir diye yürekten inanıyorum. Burada tabii ulaştırma sektörü önemli. 'Bütün sektörleri etkileyen bir sektör söyleyin' derseniz bana, ulaştırma sektörü derim. Hakikaten her şeyi etkiliyor. Dolayısıyla lojistik, ulaştırma önemli. Eğitime, insan kaynağına yapılan yatırımlar önemli. Tarımda daha verimli üretim, sularımızı daha verimli kullanma meselesi çok kritik. Su meselesi önümüzdeki yılların en ciddi meselelerinden biri. Suyu nasıl verimli kullanırız meselesi bu bölgemiz için bence çok çok kıymetli. Bitki deseninden arıtılmış suyu yeniden kullanıma kadar birçok boyutu var. Bu konuda ben Mersin'in, özellikle bu Akdeniz Bölgesi'nin, küresel ısınmadan en çok etkilenecek bölgelerden biri olduğu gerçeğini de dikkate alarak çok ciddi bir planlama yapması gerektiğine inanıyorum. Denize dökülen suları değerlendirmekten tutun, deniz suyunu belki belli bir vadede arıtıp yeniden kullanmaya varıncaya kadar su meselesi üzerinde çok ciddi durmalıyız. Ama hepsinden önemlisi verimli kullanma çünkü siz şehirde suyu verimli kullanmadığınız sürece yapılan her yatırımın yüzde 40'ı boşa gidiyor demektir. Yani baraj yapsanız barajın yüzde 40'ı daha başlarken boşa gidiyor demektir. Dolayısıyla önce verimlilik, sonra bu verimlilik yetmezse ilave kaynak demek lazım. Ama önce verimlilik demek lazım.”

Diğer Haberler

  1. AK Partili Kaya: CHP zihniyeti darbe konusunda en son konuşacak zihniyettir
  2. Özel’den Barzani’ye geçmiş olsun mektubu
  3. Bakan Fidan'dan, telefon görüşmeleri
  4. Bakan Kurum: 'Sıfır Atık' ile geri kazanım oranımızı yüzde 13’ten yüzde 37’nin üzerine çıkardık
  5. Bakan Fidan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres ile görüştü
  6. CHP’li Emre: Özkan Yalım’ın üyeliğini askıya aldık
  7. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani ile telefonda görüştü
  8. Bakanlıktan Giresun'da kazada ölen kız çocuğuyla ilgili açıklama
  9. Bakan Işıkhan: Her bir vatandaşımızın refahını temin edecek icraatları kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz
  10. Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Macit: Türkiye, UNESCO raporunda örnek ülkeler arasında yer aldı

© Copyright 2026

DHA