Gündem
Politika
Spor
Dünya
Ekonomi
Kurumsal
English
You are already subscribed to notifications.

Bakan Kurum: İklim değişikliğiyle mücadele, artık insan hayatını koruma meselesidir

Bakan Kurum: İklim değişikliğiyle mücadele, artık insan hayatını koruma meselesidir

ABONE OL
DHA

Alican GÜMÜŞ/HATAY, (DHA)- ÇEVRE, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, iklim değişikliğiyle mücadelenin artık sadece bir çevre politikası değil, insan hayatını koruma meselesi olduğunu söyledi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Hatay'da İletişim Başkanlığı'nın koordinesinde Türkiye'ye gelen yabancı basın mensuplarıyla buluştu. Bakan Kurum, burada yabancı gazetecilere hitaben konuşma yaptı. Türkiye'nin COP31 liderliği sürecinde, şehirlerin geleceğine dair düşüncelerini ele alıp, dirençli şehirleri konuştuklarını belirten Bakan Kurum, "Hemen ifade etmek isterim; artık dünyada şehirleri yalnızca büyüklükleriyle, nüfuslarıyla ya da ekonomileriyle konuşma dönemi geride kaldı. Bugün şehirlerin asıl gücü; afetlere ne kadar hazır olduğu, insanına ne kadar güvenli bir gelecek sunabildiğiyle ölçülüyor. Hatay, bu yüzden çok özel bir yerde duruyor. Hatay, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, insanından ve kadim ruhundan aldığı güçle yeniden ayağa kalkmayı başardı. Sizler de bu süreci sahadan izlediniz, dünya kamuoyuna taşıdınız. Gazeteciler, herkesin baktığı yere bakarlar ama herkesin görmediğini görürler. Bugün Hatay'da da sadece yapılan binaları değil, yeniden kurulan hayatları da görmenizi istiyoruz" dedi.

'DÜNYA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ TEK BİR DİLLE KONUŞMUYOR'

İklim kriziyle mücadeleye dair yaptığı ilk çalışmalardan COP31 başkanlığına gelene kadar edindiği tecrübeleri paylaşmak istediğini anlatan Bakan Kurum, şöyle konuştu:

"Baştan beri hep şu soruları sordum. Dünya iklim değişikliğini nasıl konuşuyor? Hangi ülkede hangi başlık öne çıkıyor? İnsanlar bu meseleyi yalnızca çevre başlığı olarak mı görüyor, yoksa artık günlük hayatlarının bir parçası olarak mı konuşuyor? Şimdi sizlere, bu sorulara cevap veren bir analizimi sunmak istiyorum. Son 2 ay için yaptığımız araştırmada ortaya çıkan tablo hakikaten çok çarpıcı. Evet, son 2 ayda, iklim değişikliği konusunda, dünya genelinde tam 39 milyon içerik üretilmiştir. Yaklaşık 2 milyar etkileşim ve 196 milyar erişim oluşmuştur. Yani iklim meselesi, artık yalnızca uzmanların konusu değil. İklim değişikliği artık insanların gündelik hayatına, şehirlerine, faturalarına, suyuna, gıdasına, güvenliğine ve geleceğe dair beklentilerine dokunan çok daha büyük bir başlık haline geldi. Bu çalışmamda beni en çok etkileyen sonuçlardan biri şu oldu. Dünya iklim değişikliğini, tek bir dille konuşmuyor. Kuzey Amerika'da iklim daha çok toplumsal, ekonomik ve politik etkiler üzerinden konuşuluyor. Avrupa'da karbon emisyonları, net sıfır hedefleri ve fosil yakıtlardan çıkış öne çıkıyor. Asya'da enerji dönüşümü, yenilenebilir enerji ve çevresel çözümler daha güçlü bir yer tutuyor. Afrika'da ve Güney Amerika'da gıda, su ve kalkınma tartışılırken, Avustralya'da enerji ve fosil yakıtlar öne çıkıyor. Buradan çıkardığım sonuç şu. İklim değişikliği küresel bir krizdir ama her coğrafyanın acısı, ihtiyacı, önceliği ve çözümü farklıdır. Bana göre, bir başka dikkat çekici sonuç da şu. İnsanlar iklim değişikliğini en çok hayatlarına doğrudan dokunduğu anda konuşuyor. Yangın, sel, fırtına olduğunda, toprak kayması yaşandığında, su veya gıda krizi kapıya dayandığında konuşuyor. İklim meselesi bir anda soyut bir başlık olmaktan çıkıyor, insanın evini, işini, sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren somut bir gerçekliğe dönüşüyor. Paylaşımlarda en çok 'insan', 'toplum' ve 'yaşam' kelimeleri kullanılıyor. Demek ki herkes için mesele, hayatı, güvenliği, geleceğini ve yaşamı korumaktır. COP31 yolculuğunda dirençli şehirleri merkeze almamızın sebebi tam olarak budur. Çünkü bugün şehir, enerjisiyle, suyuyla, altyapısıyla, ulaşımıyla, atık yönetimiyle, yeşil alanlarıyla ve en önemlisi insanına verdiği güven duygusuyla güçlüdür. Bu yüzden biz COP31'de meseleyi insanların gerçek ihtiyaçları üzerinden konuşuyoruz. Çünkü iklim değişikliğiyle mücadele artık sadece bir çevre politikası değil, insan hayatını koruma meselesidir."

DEPREM RİSKİ VE İKLİM KRİZİ

Deprem riski ve iklim krizi gibi iki önemli gerçekle yaşandığını ifade eden Bakan Kurum, sözlerine şöyle devam etti:

"Biz deprem direncini ve iklim değişikliğine uyumu iki ayrı hedef olarak görmüyoruz. Bunları dirençli bir şehrin birbirini tamamlayan iki temel unsuru olarak değerlendiriyoruz. COP31 Dirençli Şehirler Bölgesel Etkinliği kapsamında Hatay'da yaptığımız programlar da bu anlayışın bir parçası. Burada sürdürülebilir şehirler meselesini teorik başlıklarla değil, sahada edindiğimiz tecrübelerle anlatmak istedik. Bu anlayışı en ağır biçimde 6 Şubat'tan sonra sahada sınadık. 11 ilimizi ve 14 milyon insanımızı etkileyen çok büyük iki deprem yaşadık. Maalesef binlerce insanımızı kaybettik. Ancak ilk andan itibaren vatandaşlarımızı yalnız bırakmadık. Tüm süreci, ilgili kurumlarımızla birlikte doğrudan deprem bölgesinden yönettik. 200 bini aşkın mimar, mühendis ve işçi aynı anda sahada görev yaptı. Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık. Afetin 15'inci gününde ilk konutların temellerini attık. 45'inci gününde ise ilk anahtar teslimlerini gerçekleştirdik. Dile kolay, tam 500 bin konut, köy evi ve iş yerini tamamlayarak hak sahiplerine teslim ettik. Bazı bilgiler rakam gibi görünür ama aslında arkasında insan hayatı vardır. Biz burada sadece konut teslim etmedik, hayatın geri dönme ihtimalini inşa ettik. Danimarkalı şehir plancısı Jan Gehl'in çok sevdiğim bir sözü var; 'Önce hayat, sonra mekanlar, sonra binalar.' Biz de Hatay'da tam olarak bu anlayışla hareket ettik. Hatay'a yalnızca bir inşaat sahası gibi değil, kırılmış bir antik vazoyu onaran sanatçı hassasiyetiyle yaklaştık. Çünkü Hatay'da mesele sadece yapı yapmak değil, şehrin ruhunu, hafızasını ve çok kültürlü kimliğini de ayağa kaldırmaktı. Hatay'da yaptığımız şey tam olarak budur. Önce adresler kayboldu, şimdi hafıza yeniden adresini buluyor. Özellikle Antakya'da tarihi doku ve tescilli alanlarda şehri yeniden kurarken geçmişini silmeyeceğiz, o hafızayı koruyarak geleceğe taşıyacağız dedik ve ona göre hareket ettik. Atatürk Caddesi'nden Uzun Çarşı'ya uzanan hattı görüyorsunuz. Uzun Çarşı, yalnızca bir ticaret alanı değil, hafızanın ve gündelik hayatın yeniden canlandığı bir buluşma noktası. İskenderun sahilimiz. Depremde sahil yaklaşık 80 santimetre çökmüştü. Burada hayata geçirdiğimiz çevre projesiyle 303 bin metrekarelik alanı kısa sürede tamamladık ve kenti denizle yeniden buluşturduk. İskenderun Sahil Projesi'nde yeşil alanlarla kentsel ısı adası etkisini azalttık, sosyal dayanıklılığı güçlendirdik ve ekolojik dengeyi gözeten bir model ortaya koyduk. Hatay'da sadece üstyapıyı değil, altyapıyı da yeniden kurduk. Defne'de inşa ettiğimiz ve günlük 180 bin metreküp kapasiteye ulaşacak ileri biyolojik arıtma tesisiyle çevreyi koruyan, geleceğin ihtiyaçlarına cevap veren bir sistem oluşturuyoruz. Özetle Hatay'ı, kimliğini koruyarak, altyapısını güçlendirerek ve yaşamı yeniden kurarak ayağa kaldırdık. Elbette bu yaklaşımı sadece Hatay'da değil, depremden etkilenen tüm illerimizde de kararlılıkla uyguladık. Kahramanmaraş'ta çarşıları, iş yerlerini ve üretim alanlarını birlikte ele aldık. Adıyaman'da büyük ölçekli yeni yaşam alanları kurduk. Malatya'da şehrin hafızasını taşıyan tarihi aksları yeniden ayağa kaldırdık. Adana'dan Diyarbakır'a, Elazığ'dan Gaziantep'e, Osmaniye'den Şanlıurfa'ya kadar tüm afet bölgesinde aynı disiplinle çalıştık."

ANADOLU ÇINARI

Daha önceki konuşmasında sözlerini Anadolu Karanfili'yle bitirdiğini, bugün Anadolu Çınarı'nı anlattığını vurgulayan Bakan Kurum, şunları söyledi:

"Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde; bir milletin, nasıl bir şehircilik modeli kurduğunu ifade etmek istiyorum. Biz depremden sonra, bizi topyekun ayağa kaldıran tecrübemizi, Anadolu Çınarı Modeli olarak tarif ediyoruz. 11 ilimizde hayat bulan bu model, afet sonrası barınmayı piyasanın insafına bırakmayan güçlü sosyal devlet anlayışıdır. Kurumları aynı hedef etrafında buluşturan hızlı ve bütüncül koordinasyondur. Fay hatlarına, dere yataklarına ve zayıf zeminlere karşı bilimi esas alan sıfır toleranslı yer seçimidir. Yalnızca destek veren değil, gerektiğinde doğrudan üreten güçlü kamu kapasitesidir. İnsanları mahallesinden, hatırasından koparmayan yerinde dönüşüm yaklaşımıdır. Camileriyle, kiliseleriyle, çarşılarıyla, sokaklarıyla ve sivil mimarisiyle şehir hafızasını aynı anda ayağa kaldırmaktır. Konutu okuldan, sağlıktan, ticaretten, yeşil alandan ve gündelik hayattan ayırmayan bütüncül yaşam alanı planlamasıdır. Şehirleri yalnızca depreme değil; sele, kuraklığa, sıcak hava dalgalarına ve iklim krizinin tüm etkilerine karşı hazırlayan yeşil ve mavi altyapı anlayışıdır. Enerji, su, arıtma, ulaşım ve iletişim hatlarını afet anında da çalışacak şekilde tasarlayan akıllı altyapı sistemidir. Ve son olarak da bu tecrübeyi yalnızca afet bölgesinde bırakmayıp, 81 ilimize yayan ve dünyaya sunan, uzun vadeli bir güvenlik vizyonuna dönüştürme iradesidir. İşte Anadolu Çınarı Modeli dediğimiz şey budur: Kökünde bilim, gövdesinde devlet kapasitesi, dallarında insan ve gelecek olan bir şehircilik anlayışıdır. Bu tecrübeyi Türkiye geneline de taşıyoruz. Sosyal konut projelerimizle güvenli yaşam alanları kuruyor, kentsel dönüşümle riskli yapı stokunu azaltıyor, İstanbul başta olmak üzere şehirlerimizi daha dirençli hale getiriyoruz. Bugün, tüm bakanlarımızla birlikte, insanlık adına, şehirlerimiz adına, tarihi bir anı yaşadık, Hatay Deklarasyonu'na imza attık. Politikadan uygulamaya, iyileşmeden dönüşüme ve küresel taahhütlerden yerel eyleme geçeceğimizi tüm insanlığa beyan ettik. İklime dirençli kentsel dönüşümü ilerletmeye, çok düzeyli yönetişimi güçlendirmeye, yerel yönetimleri uygulamanın kilit aktörleri olarak yetkilendirmeye karar verdik. Dirençli ve sürdürülebilir şehirler için finansmanı artıracağımızı ilan ettik. Kentsel enerji dönüşümünü ve düşük karbonlu kalkınmayı hızlandıracağımıza, doğaya dayalı çözümleri ve insan merkezli yaklaşımları teşvik edeceğimize söz verdik. Özet olarak, COP31 sonuçlarını, şehir düzeyinde uygulama yollarına dönüştürmeyi ve başarılı uygulamaları kardeşçe paylaşmayı tüm insanlığa taahhüt ettik. Ben COP31 başkanı olarak, tüm insanlık adına, bu deklarasyona imza atan tüm ülkelere şükranlarımı sunuyorum. Vaktiniz olursa Sen Piyer'i, Anadolu'nun ilk Camisi olan Habibi Neccar'ı ziyaret edin. Uzun Çarşı'da esnafla konuşun, Hatay künefesi tadın, İskenderun sahilinde yürüyüş yapın. Hatay'ı sadece haberle değil, insanıyla, sofrasıyla, hafızasıyla tanıyın. Ben tam da bu noktada bu büyük eserlerin hayata geçirilmesine liderlik eden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a şükranlarımı arz ediyorum."

Bakan Kurum, konuşmanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. (DHA)

FOTOĞRAFLI

© Copyright 2026

DHA