İBB'ye yönelik 'Yolsuzluk' davasında 67'nci duruşma -1
İBB'ye yönelik 'Yolsuzluk' davasında 67'nci duruşma -1
Ayşe GÜREL/İSTANBUL (DHA) -İBB’ye yönelik ‘Yolsuzluk’ davasında, aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanık, 67’nci duruşmada hakim karşısına çıktı. Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısında bulunan yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, sanıkların savunmalarının alınmasına devam ediliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede 'Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
'BERAATİMİ TALEP EDİYORUM’
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde şoför olarak görev yapan tutuksuz sanık Emre Manav, "Görevim, memur arkadaşı almak, sonrasında görev yerine gitmek, görev yerlerinden sonra da işimiz bittiğinde evine bırakmaktır. Olay günü de adı geçen otele gitmişizdir. Başkan Bey gelmiştir. Geldikten sonrasında da ben ekip araçlarını beklerken, çalıştığım memur arkadaşım Özgür Türkmen arayarak başkan beyin kıyafetlerini istemiştir. Ben de kıyafetlerini yukarıya getirmişimdir. Başkan beyin küçük bir yemeği vardı, onu gördüm. Birde lavaboyu kullandığını gördüm. Sonrasında tekrar araç yerine geri döndüm. Çok kısa bir süre sonra da başkan bey ekip olarak çıkmış, gitmiştir. Memur arkadaş da yanıma gelmiştir. Biz de beraberce ayrılmışızdır. Konuyla alakalı bütün durumum budur, beraatimi talep ediyorum” dedi.
'SUÇ DELİLLERİNİ DEĞİŞTİRME GİBİ LÜKSÜ OLAN BİR DURUMDA DEĞİLİM'
Tutuksuz sanık Özgür Türkmen, “Suç delillerini gizleme veya değiştirme tarafıma isnat ediliyor. Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlık makamında görev alan bir devlet memuruyum. İddia edildiği gibi suç işleme lüksü olan, suç delillerini gizleme gibi, değiştirme gibi lüksü olan bir durumda değilim. Ben KPSS ile memur oldum, hak ederek kazandım ve bir memur maaşıyla İstanbul’da hayatta kalmaya çalışıyorum. Kamera bantlama gerekçesi olarak ben o gün oraya Ekrem Başkan’ın kıyafetlerini değiştirmek için kullanacağı otele gittim. Otelin giriş-çıkış görüntüleri şayet varsa eğer takım elbisesinin girdiğini, Ekrem Başkan’ın oraya yalnız girip çıktığını ve 15 dakika süre kaldığı tespit edilebilir” dedi.
DURUŞMA SAVCISINDAN ‘KAMERA BANTLAMA’ SORUSU
Duruşma savcsının 'Bu kamera bantlama işini sık sık yapar mısınız, Bu bantlama eylemini size birileri talimat mı verdi sorusuna; Türkmen, “Yok, bir kere yaptım. Onda da kasti değil, kasıtsız. Ben 2022 yılı aralık ayında göreve katıldım. Ben geldiğimde bu uygulama hep yapılıyordu. Yani gerekçe olarak da daha önce Ekrem Başkan’ın görüntülerinin medyaya servis edilmesinden kaynaklı. O zamanki ekibin almış olduğu kararda belirtiliyordu. Ben sadece bu duruma şahit oluyordum. Ekrem Başkan’ın sürekli bütün gittiği yerlerdeki kıyafet değişikliği, bu artık zaruri bir şey. Bu artık standart hale gelmiş tüm projelerde ekip arasında" dedi.
‘TELEFONLA İLGİLİ SAVCILIKTA VERDİĞİM İFADELERİN AYNISINI SÖYLÜYORUM’
Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuksuz sanık eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner savunmasında, "Hüseyin Gün’le hiçbir emir talimat ilişkimin olmadı. Bir hiyerarşi yapısı içinde bulunmadım. Hüseyin Gün’ün altında bir örgüt üyesi olarak konumlanma pozisyonunu örgüt üyeliği savı ile reddediyorum. 11 Mayıs gibi avukatımı savcı bey arıyor ve ‘Bir ihbar var, Erol Özgüner'de Ekrem Bey’in telefonu varmış’ diyor. Avukatım Silivri’ye geldi. ‘Abi, sende böyle bir telefon var mı’ dedi. ‘Var’ dedim. Zaten o gün polisler arama yapsa bulacaklardı evimde. Dolayısıyla telefon var. Ama ben 15 gündür cezaevindeyim ve ailem evin içine girdi, bir şeylerin yerini değiştirdi mi, bilmediğim için bu konuda bir şey söyleyemem. ‘Ailemle konuşun, eğer ellemedilerse yatak odasında’ diye söyledim. 12 Mayıs günü yaklaşık 20 kişilik bir polis ekibiyle evimde arama yapılıyor. Telefon bulunuyor. 14 Mayıs’ta da ben mevcutlu olarak Silivri’den Çağlayan’a götürüldüm ve bu olayı aynen böyle sayın savcımıza anlattım. Sayın savcımız ‘Burcu Hanım kimdir’ diye sordu. Ben de ‘Özel Kalem asistanıdır’ dedim. ‘Kadriye Hanım’a mı bağlıydı’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Kadriye Hanım bu konuyu biliyor mu’ dedi. Telefonu bana verme konusunu değil, çünkü Melih Geçek’e veriliyordu telefon. Dolayısıyla bana dair bir yönlendirme olduğunu düşünmüyorum. ‘Peki, sana verildiğini biliyor mudur’ dedi. ‘Bildiğim kadarıyla biliyordur’ dedim. 19 Mart günü bir telefon asistan tarafından verilirse herhalde müdürüne bu bilgi iletilmiştir. Dolayısıyla ‘Bildiğim kadarıyla’ diye bir ifade kullandım orada. ‘Kadriye Hanım’a kim vermiştir’ dedi. ‘Onu bilmiyorum efendim’ dedim. Burcu Hanım’dan sonrası bende yok. Dolayısıyla ‘Onu bilmiyorum’ dedim. Dolayısıyla bu telefonla ilgili konuda aslında savcılıkta verdiğim ifadelerimin tamamen aynısını söylüyorum. Olay böyle oldu" dedi. (DHA)