Gündem
Politika
Spor
Dünya
Ekonomi
Kurumsal
English
You are already subscribed to notifications.

'Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler Kongresi'nin kapanış toplantısı yapıldı

'Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler Kongresi'nin kapanış toplantısı yapıldı

ABONE OL
DHA

Gülseren KARAPINAR- Ataberk KURT / İSTANBUL, (DHA)- Kaldırılışının 200'üncü yılında 'Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler Kongresi'nin kapanış ve değerlendirme toplantısı yapıldı. Harp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Gültekin Yıldız, "Bu sene 200'üncü yıl olduğu için kongreyi buna tahsis ettik. Gelen bildiri sayısı, niteliği, daha biz programı yaparken bizi tatmin etmişti. Burada sunumlar yapıldıktan sonra da yine aynı kanaatteyim. Tatmin edici bir faaliyet oldu. Doğrudan Yeniçeri Ocağı çalışan garip bir şekilde az. Hepimiz bir şekilde bir yerinden Yeniçeri Ocağı'yla Osmanlı tarihi çalışırken karşılaşıyoruz. Askeri tarihçiler de sosyal tarihçiler de, Türkiye'de çalışan Osmanlı tarihçileri de, yurt dışındakiler de... Yeniçeriler söz konusu olduğunda bütün bir akademik hayatını buna hasretmiş diyebileceğimiz insan sayısı az veya akademisyen sayısı az gibi gözüküyor. Yeniçeri Ocağı tek bir akademisyenin baştan sona Yeniçağ ve Yakınçağ dönemini ihata edecek bir kurum olmadığı için, mutlaka ve mutlaka müşterek çalışmaya ihtiyacımız var, proje yapmaya ihtiyacımız var" dedi.

Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü (Fatih HATEN), Türk Askeri Tarih Komisyonu ve Türk Tarih Kurumu iş birliğiyle düzenlenen 2'nci Türk Askeri Tarih Kongresi: Yeniçeriliğin Kaldırılışının 200'üncü yılında 'Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler' Kongresinin Kapanış ve Değerlendirme Toplantısı üniversitenin Beşiktaş'taki yerleşkesinde gerçekleştirildi. Toplantıya, Harp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Gültekin Yıldız, Prof. Dr. Ahmet Önal, Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Bünyamin Kocaoğlu, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.

'MÜŞTEREK ÇALIŞMAYA, PROJE YAPMAYA İHTİYACIMIZ VAR'

Harp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Gültekin Yıldız, "Bu sene 200'üncü yıl olduğu için ocağın kaldırılmasına sadece kongreyi buna tahsis ettik ve gelen bildiri sayısı, niteliği, daha biz programı yaparken bizi tatmin etmişti. Burada sunumlar yapıldıktan sonra da yine aynı kanaatteyim. Tatmin edici bir faaliyet oldu. Doğrudan Yeniçeri Ocağı çalışan aslında garip bir şekilde az. Hepimiz bir şekilde bir yerinden Yeniçeri Ocağı'yla Osmanlı tarihi çalışırken karşılaşıyoruz. Askeri tarihçiler de, sosyal tarihçiler de, Türkiye'de çalışan Osmanlı tarihçileri de, yurt dışındakiler de, Yeniçeriler söz konusu olduğunda bütün bir akademik hayatını buna hasretmiş diyebileceğimiz insan sayısı az veya akademisyen sayısı az gibi gözüküyor. Şunu demeye çalışıyorum, Yeniçeri Ocağı tek bir akademisyenin baştan sona Yeniçağ ve Yakınçağ dönemini ihata edecek bir kurum olmadığı için, mutlaka ve mutlaka müşterek çalışmaya ihtiyacımız var, proje yapmaya ihtiyacımız var. Kaynaklar sadece Türkçe değil veya sadece Türkiye'de değil veya sadece Türkiye'yi ilişkilendirmiyor. O yüzden diğer ülkelerden meslektaşlarımızın, Osmanlı tarihçilerinin ya da Osmanlı tarihçisi olmayıp askeri tarih kendi ülkelerinde çalışanların da yardımına ihtiyacımız var. Kaynak noktasında, evet bildiğimiz bir söz var; 'Yeniçeri Ocağı kaldırılırken, ocak bombalanarak kaldırıldığı için' Mezarlık taşı araştıranlar ortaya koydu ki bizim bütün mezar taşları imha olmamış. Şimdi de gördük ki bu toplantıda, bütün belgeler de imha olmamış. Aslında elimizde muhtelif kaynaklar var. Ama böyle kurumun 4 asrını baştan sona arkaya peşi sıra yazacağımız kadar bir veri seti olmayabilir. Ama gerek mali kayıtlar bu toplantıda ele alınan, gerek diğer bilinen arşiv kaynakları aslında belli şeyler söylememize müsaade ediyor" dedi.

'BİLDİRİ KİTABI HALİNE GETİRİRKEN KENDİNİZDEN ÖNCE YAZILANLARI DA HESABA KATIN'

Yıldız, "Hem Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ne şekilde algılandı onu görmüş olduk. Bunların bir kısmı daha önce hiç okumadığımız veya duymadığımızdı. Yeniçağ ile alakalı, özellikle son dönemde sayısı artan İtalyanca bilen, İspanyolca bilen tarihçilerimiz sayesinde Venedik arşivi, diğer arşivler üzerinden yine Yeniçerilerle alakalı orijinal bilgi ve keza imgeyle alakalı, Batı'daki Yeniçeri, Türk ve savaşçı imgesiyle alakalı da katkılar almış olduk. Bir eksiğimiz şu olabilir, bu benim dinleyebildiğim çok orijinal bir kaynağı tanıtmak veya oradan yeni bilgiler sunmak kadar, literatürle hesaplaşmak da tarihçiliğin ve akademisyenliğin ve bilim insanlığının önemli bir kısmı. Yapay zeka size bir makale omurgası ya da sunum omurgası verebilir. Arşiv online hale geldiği için, yabancı kaynaklara da ulaşmak daha kolaylaştığı için nispeten, buradan bir orijinal bildiri de çıkar. Ama özellikle bildiri kitabı haline getirirken sizlerden ricamız, özellikle daha genç arkadaşlarımızdan, kendilerinden önce yazılanları da hesaba katmaları. Elimizdeki yeni veriler veya bugünün bakış açısıyla anlıyoruz ki bu böyle değil" diye konuştu.

'TÜRKİYE ŞARTLARINDA, SİYASİ OLARAK, ASKERİ OLARAK BUNU DEĞERLENDİREBİLİRİZ'

Yıldız, "Ocağın kaldırılmasıyla alakalı 2000'li yıllara kadar söylenen şeylerin büyük bir kısmı Esad Efendi'nin Üss-i Zafer'inin tekrarıydı ya da Enver Ziya Karal tarzı yorumlardı. 'Bunlar gerici adamlar, mürteci adamlar. Her yeniliğe karşı çıktılar. O yüzden de şeriat isteriz diye bağırarak isyan ettiler'. Herkes sonuçta kendi sosyal, siyasi menfaatlerini veya pozisyonunu korumaya çalışıyor. Bu yüzden isyan ediyor veya bu yüzden ocağı kaldırıyor. Biz şimdi 'Yeniçeri Ocağı kaldırılmasa ne olurdu' diye spekülatif bir soru sorabiliriz. Türkiye şartlarında, siyasi olarak, askeri olarak bunu değerlendirebiliriz ya da 'Yeniçeri Ocağı iyi ki kaldırıldı. Bak, 100 sene sonra mesela bence Vaka-i Hayriye değildi. 1826'da ama 1926'da baktığımız zaman Vaka-i Hayriye diyebiliriz' acizane tavsiyem bir taraftan biz akademik kalalım ama bir taraftan Türkiye'nin gündemine veya dünyanın gündemine dair, özellikle tabii Yeniçerilerle alakalı, Türk siyasi tarihine, Türk askeri tarihine dair söyleyeceğimiz şeyler, sosyal tarihe dair söyleyeceğimiz şeylerde de benzetmeler yapabiliriz" ifadelerini kullandı.

'KONFERANS, BAKIŞ AÇIMIZI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE GENİŞLETTİ'

Prof. Dr. Ahmet Önal, "14'üncü asrın sonlarında ortaya çıkmış veya 15'inci asrın ortalarında tekamül etmiş, 19'uncu asrın ilk çeyreğine kadar varlığını sürdürmüş. Bu uzun süre zarfı içerisinde de gerek muharebe usul, üslup ve enstrümanlarında müteaddit değişimler yaşamış, bu değişimlere adapte olmuş, olamamış, her iki yönüyle tenkit edilmiş, takdir edilmiş, devletin yükünü çok uzunca bir müddet omuzlamış bir yapıdan bahsediyoruz. Bu 4 asırlık bir yapıdan bahsetmek, bunu bütün boyutlarıyla ortaya koyabilmek, şüphesiz ki bir konferansı hak ediyordu ve öyle oldu. İkincisi, muhteva olarak Yeniçeriler, Kapıkulu Ocağı oldukça geniş. Biz Yeniçeri deyince genelde işin son halini, askerlik kısmını, asıl kimliklerini biliyoruz ama onun yanında imparatorluğun mali sisteminde, idari sisteminde, içtimai sisteminde, payitahtta, taşrada, zaman zaman diplomatik vazifelerde her hal ve durumda karşınıza çıkan bir yapıdan farklı muhtevadaki iş ve işlemleri üstlenmiş bir yapıdan bahsediyoruz. Bunların her boyutunun böyle bir konferansa aksettirilebilmesi önemliydi ve önemli ölçüde gördük. Biz Yeniçeri teşkilatını bu konferans kapsamında sadece bir ocak değil, bir okul, farklı farklı sanatkarlar yetiştiren, alimler yetiştiren, mühendisler yetiştiren boyutları içerisinde gördük. Konferans itibarıyla biz, genelde askeri vasıflarıyla tanıdığımız, bildiğimiz, takip ettiğimiz Yeniçerilerin gah donanmadaki hizmetlerinden, gah serhat kalelerindeki hizmetlerinden, gah payitahttaki iş ve işlemlerinden, gah imparatorluğun çeşitli yerlerindeki garnizon vazifelerinden gördük. Kapıkulu sistemine dair bu konferans, bakış açımızı önemli ölçüde, kendi namıma, genişletti" dedi.

'EN KISA ZAMANDA ÇALIŞMALARIMIZI KİTAPLAŞTIRIP BİLİM HAYATINA KAZANDIRMAK İSTİYORUZ'

Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Bünyamin Kocaoğlu, "19'uncu yüzyıla kadar çok uzun bir dönem Osmanlı ordusunda ana unsur olarak yer aldı. Kuruluş döneminde çok etkin bir rol, zamanla zaferlere imza attı ama zamanla dönüştü, farklı roller oynadı. Biz onu bu tebliğlerde gördük; savaşçılığını. Bazen esnaf oldu, bazen şair, bazen mühendis. Dönüşebildi. Sonunda da Vaka-i Hayriye olarak bildiğimiz gelişmeyle de tarihte yerini aldı. 15 Eylül'e kadar lütfen çok buna hassas davranalım. Konu çok önemli. Ben bir an önce kitaplaşmasını istiyorum. Şu ana kadar yaptığımız bütün çalışmalar, etkinlikler kitaplaşmış durumda. Şu an hiçbir eksiğimiz yok. Verdiğimiz bir sözü hemen tutuyoruz. Sağ olsun rektörümüz çok bu konuda destek veriyor. 15 Eylül'e kadar gerekli düzenlemeleri yapıp tekrar bize iletirseniz, en kısa zamanda biz de çalışmalarımızı yapıp kitaplaştırıp Türk bilim hayatına, bilim hayatına bunu kazandırmak istiyoruz. Konu çok çok önemli" diye konuştu. (DHA)

Görüntü Dökümü:

-------------------

-Katılımcılardan görüntüler

-MSÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gültekin Yıldız'ın konuşması

-Prof. Dr. Ahmet Önal'ın konuşması

-Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü Müdür Vekili Prof. Dr. Bünyamin Kocaoğlu'nun konuşması

-Genel ve detay görüntüler

© Copyright 2026

DHA