Meme kanserinde ilaç direncine karşı bilimsel çalışma
Meme kanserinde ilaç direncine karşı bilimsel çalışma
İZMİR,(DHA)-MEDİCANA International İzmir Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gülcan Bulut, meme kanserinde ilaç direncini aşmaya yönelik yeni tedavi kombinasyonlarını inceleyen araştırmanın umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti. Tedavi seçiminin tümörün biyolojik özelliklerine göre yapılmasının önemine dikkati çeken Doç. Dr. Bulut, yeni tedavi yaklaşımlarının daha geniş klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Medicana Sağlık Grubu Medikal Onkoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Gülcan Bulut, hormon reseptörü pozitif ve HER2 negatif metastatik meme kanserinde kullanılan hedefe yönelik ilaçların, kanser hücrelerinin zamanla direnç geliştirmesi nedeniyle etkisini kaybedebildiğini belirtti. Bu direnci aşmaya yönelik çalışmalar kapsamında, Nature Communications dergisinde CDK4/6 inhibitörü kullanmış ve direnç geliştirmiş ileri evre hastalarda CDK7 inhibitörü samuraciclib ile fulvestrant kombinasyonunu inceleyen bir araştırmanın yayımlandığını dile getirdi. Tedavi direncinin kanser hücrelerinin biyolojik özelliklerinden kaynaklandığını ifade eden Doç. Dr. Bulut, “Kanser hücreleri tek tip değildir; aynı tümörün içinde bile farklı özellikte hücre grupları bulunabilir. Tedavi, duyarlı hücreleri baskılarken dirençli olanların çoğalmasına zemin hazırlayabilir. Zaman içinde hücrelerde yeni genetik değişiklikler gelişmesi, tümörün büyüme sinyallerini başka yollardan sürdürmesi veya hormon tedavisine duyarlılığının azalması da dirence katkıda bulunur. Bu nedenle başlangıçta etkili olan bir tedavi, hastalık ilerledikçe aynı yararı sağlamayabilir" dedi.
DİRENÇ MEKANİZMALARINA YÖNELİK YENİ TEDAVİLER
Tedaviye direnç geliştiğinde kanser hücrelerinin biyolojik özelliklerine göre farklı yaklaşımların değerlendirildiğini belirten Doç. Dr. Bulut, hormon sinyalini, hücre çoğalmasını sağlayan yolları ve DNA hasarını onarma mekanizmalarını hedefleyen tedaviler üzerinde çalışıldığını söyledi. Doç. Dr. Bulut, sözlerini şöyle sürdürdü: “Direnci aşmak için bugün tek bir yol yok. Tümörün biyolojik özelliklerine göre hormon sinyalini, hücre çoğalmasını sağlayan yolları veya DNA hasarını onarma mekanizmalarını hedefleyen tedaviler araştırılmakta. Bazı hastalarda tümörün genetik özelliklerine yönelik akıllı ilaçlar; uygun hastalarda antikor-ilaç konjugatları, yani kanser hücresine ilaç taşıyan tedaviler de seçenekler arasında. Ancak hangi yaklaşımın uygun olduğu; kanserin alt tipine, önceki tedavilere, hastanın genel durumuna ve tümörün moleküler özelliklerine göre belirlenir."
Hücre döngüsünün farklı bir basamağını hedefleyen CDK7 inhibitörlerinin bu alanda umut verici olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Bulut, araştırmada 59 hastanın değerlendirildiğini belirtip, erken aşamadaki sonuçların tüm hastalarda ilaç direncinin aşılabileceği anlamına gelmediğini ve daha geniş araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.
'TEDAVİ TÜMÖRÜN ÖZELLİKLERİNE GÖRE BELİRLENİYOR'
Kanser tedavisinde kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımının önem kazandığını ifade eden Doç. Dr. Bulut, tümör dokusundan alınan örneklerin ve bazı durumlarda kanda dolaşan tümör DNA'sının incelenmesiyle tedavi seçeneklerini belirlemeye yardımcı olabilecek biyolojik değişimlerin saptanabildiğini belirtip, "Kanserin aynı tanıyı taşıyan hastalarda bile farklı biyolojik özellikler gösterebildiği bilinmektedir. Tümör dokusu ve bazı durumlarda kanda dolaşan tümör DNA'sı incelenerek tedaviyle hedeflenebilecek değişikliklerin saptanması giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu yaklaşım, her hastaya aynı tedaviyi vermek yerine, tümörün özelliklerine göre seçenekleri değerlendirmemizi sağlayabilir. Ancak saptanan her genetik değişikliğin tedavi seçimini yönlendirecek ölçüde kanıtlanmış olmadığını da unutmamak gerekir" dedi. Klinik araştırmaların tedavi kararlarında yol gösterici olduğunu ancak tek bir çalışmanın mevcut standartları hemen değiştirmeyeceğini belirten Doç. Dr. Bulut, hastalığın yaygınlığı, mevcut tedavi kılavuzları ve hastanın kişisel tercihlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
‘DAHA FAZLA KLİNİK ÇALIŞMAYA İHTİYAÇ VAR’
İlaç direncini aşmaya yönelik araştırmaların sürdüğünü kaydeden Doç. Dr. Bulut, yeni ilaç kombinasyonlarının yanı sıra hangi hastaların hangi tedavilerden yarar görebileceğini belirlemeye yönelik biyolojik göstergeler üzerinde de çalışıldığını dile getirip, “Önümüzdeki dönemde farklı direnç mekanizmalarını hedefleyen ilaç kombinasyonları, yeni hormon tedavileri, akıllı ilaçlar ve antikor-ilaç konjugatları araştırılacaktır. Bir diğer önemli hedef, hangi hastanın hangi tedaviden yarar görebileceğini daha iyi belirleyen biyobelirteçleri geliştirmek olmalı. Böylece etkisiz kalma olasılığı yüksek tedavileri erken fark edip, hastaya uygun başka seçeneklere daha zamanında geçebilmek mümkün olabilir. Bunun için yeni tedavilerin yararını, yan etkilerini ve en uygun hasta grubunu doğrulayan klinik çalışmalara ihtiyaç var" dedi.
'DİRENÇ GELİŞEN HASTALARDA BİYOBELİRTEÇLER İNCELENİYOR'
İlk basamak tedavinin ardından hastalık ilerlediğinde tümörün geçirdiği değişimlerin incelenmesinin önemine dikkati çeken Doç. Dr. Bulut, sıvı biyopsi veya yeni doku örnekleriyle tedavi seçeneklerinin yeniden değerlendirilebildiğini dile getirerek, “Kandan yapılan sıvı biyopsi testleriyle veya dokudan alınan yeni örnekle tümörün geçirdiği değişimler incelenir. Eğer hücrelerde ESR1 gen mutasyonu tespit edilirse buna özel akıllı ilaçlar; PIK3CA, AKT1 veya PTEN gibi farklı genetik değişimler bulunursa bunlara yönelik geliştirilmiş onaylı hedefe yönelik kombinasyon tedavileri değerlendirilebilir. Yapılan testlerde herhangi bir genetik değişim saptanmadığında ise hastalığın ilerleme hızına, hastanın genel sağlık durumuna ve geçmiş tedavilere verilen yanıtın süresine bakılarak kişiye en uygun yeni tedavi sırası belirlenebilir" diye konuştu.(DHA)
FOTOĞRAFLI