'Şiddetin önlenmesinde kısa ve uzun vadeli çözümler gerekli'
İstanbul Kültür Üniversitesi Adalet ve Suç Psikolojisi Araştırmaları Birimi Kurucu Direktörü Doç. Dr. Ayhan Erbay, hazırladıkları Türkiye Şiddet Haritası 2025 Raporu'na ilişkin değerlendirme yaptı. Doç. Dr. Erbay, “Özellikle 12-18 yaş aralığındaki çocukların, pandemi döneminde uzun süre kapalı ortamlarda kalmaları ve bu süreçte aile içi şiddetin artması nedeniyle ailelerinden uzaklaştıkları gözlemlenmektedir. Bu durum, gençlerin kimlik arayışlarını akran grupları içerisinde, yani okul ve mahalle çevresinde sürdürmelerine yol açmaktadır. Ailelerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurması kritik öneme sahiptir. Şiddetin önlenmesine yönelik stratejiler kısa ve uzun vadeli olarak ele alınması gerekir" dedi.
Doç. Dr. Ayhan Erbay, “Şiddetin önlenmesine yönelik stratejilerin iki temel başlık altında ele alınması gerekmektedir; kısa vadeli ve uzun vadeli çözümler. Kısa vadede, özellikle 'sıcak noktalar' olarak tanımlanan ve emniyet birimleri tarafından belirlenen riskli bölgelerde polis görünürlüğünün artırılması ve denetim mekanizmalarının daha etkin kullanılması önemli bir etki yaratacaktır.Uzun vadede ise, çocuk ve gençlerin suça sürüklenmesini önlemek amacıyla ailelere ve okullara büyük sorumluluk düşmektedir. Ailelerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurması kritik öneme sahiptir. Çocuğun sürekli odasında vakit geçirmesi, telefon ya da bilgisayar kullanımının artması; aynı şekilde ebeveynlerin de sürekli ekran başında olması gibi durumlara karşı önleyici tedbirler alınmalıdır. Bu noktada ailelere yönelik bilinçlendirme çalışmaları ve 'anne-baba okulları' gibi uygulamalar hayata geçirilebilir" ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Erbay, “Üniversitede Psikoloji Bölümü bünyesinde faaliyet gösteren Adalet ve Suç Psikolojisi Araştırmaları Birimi tarafından hazırlanan Türkiye Şiddet Haritası 2025 Raporu tamamlandı. En yaygın suç türünün yaralama olduğu görülüyor. İkinci sırada ise cinayet yer alıyor. Yaralama olaylarında kullanılan suç aletlerinin çoğunlukla kesici ve delici aletler, yani bıçak ve benzeri araçlar olduğu dikkat çekiyor. Cinayetlerde ise ağırlıklı olarak ateşli silahların kullanıldığı tespit ediliyor" diye konuştu.
Mekansal dağılıma ilişkin konuşan Doç. Dr. Erbay, "Marmara Bölgesi ilk sırada yer alıyor. Silah türleri incelendiğinde, ilk sırada tabanca yer alırken, ikinci sırada pompalı tüfekler bulunuyor. Özellikle avcılıkta kullanılan bu tür silahların suçlarda yoğun biçimde kullanılması, av ve avcılık malzemesi satan işletmelerin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu silahların satışının herkese açık olmaması ve erişiminin zorlaştırılması gerektiği değerlendiriliyor. Mekansal bulgulara bakıldığında, geleneksel olarak Marmara Bölgesi'nin Türkiye genelinde kişiler arası şiddetin en yoğun yaşandığı bölge olduğu görülüyor. Bu bölgede de İstanbul ilk sırada yer alıyor. Ancak 2024 ile 2025 karşılaştırıldığında, özellikle Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin öne çıktığı dikkat çekiyor" ifadelerini kullandı.
'SUÇ SADECE NÜFUS YOĞUNLUĞUYLA AÇIKLANAMAZ'
Doç. Dr. Erbay, “Örneğin Adana'da Seyhan ve Yüreğir ilçelerinde suç oranlarının diğer ilçelere göre çok daha yüksek olduğu görülüyor. Adana genelinde suç oranı, 2024'e kıyasla artmış durumda. Şanlıurfa'da ise Viranşehir, Siverek ve Haliliye ilçeleri en yoğun suç bölgeleri olarak öne çıkıyor. Deprem sonrası artan metruk binalar ve kentsel gettolaşma, suçun yoğunlaştığı alanların oluşmasına neden olmuştur. Kriminoloji literatüründe 'sıcak noktalar' olarak adlandırılan bu bölgelerde; uyuşturucu madde satışı, yasa dışı silah ticareti ve fuhuş gibi suçların daha yoğun şekilde gerçekleştiği bilinmektedir" dedi.
Doç, Dr, Erbay, “Deprem, pandemi ve ekonomik daralmanın birleşmesiyle toplumsal düzensizliğin, yani anomi düzeyinin arttığı; buna paralel olarak sosyal kontrol mekanizmalarının zayıfladığı görülmektedir. Sosyal kontrol mekanizmaları kapsamında aile, okul, mahalle yapısı, muhtarlıklar, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarının yürüttüğü faaliyetlerin azaldığı dikkat çekmektedir. Bu süreçten en fazla etkilenen grubun ise genç nüfus olduğu görülmektedir. Özellikle 12-18 yaş aralığındaki çocukların, pandemi döneminde uzun süre kapalı ortamlarda kalmaları ve bu süreçte aile içi şiddetin artması nedeniyle ailelerinden uzaklaştıkları gözlemlenmektedir. Bu durum, gençlerin kimlik arayışlarını akran grupları içerisinde, yani okul ve mahalle çevresinde sürdürmelerine yol açmaktadır. Türkiye Şiddet Haritası 2025 raporunda, mağdur kesimlere odaklanıldığında benzer bulguların öne çıktığı görülmektedir. Özellikle yaşlı ve genç nüfusun mağduriyet oranlarının, büyük ölçüde tanıdık kişilerden kaynaklandığı dikkat çekmektedir" dedi.
Yaşlıların çoğunlukla akraba ve komşularından, çocukların ise arkadaş çevresi ve bakım verenlerinden zarar gördüğünü belirten Doç. Dr. Erbay, “Yaşlı bireylerde mağduriyetin çoğunlukla birinci ve ikinci derece akrabalar ile komşulardan geldiği; 0-18 yaş aralığındaki çocuklarda ise bu durumun daha çok arkadaş çevresi ve bakım veren kişilerden, yani anne, baba, abi ve abla gibi yakınlardan kaynaklandığı görülmektedir. Kadınlara ilişkin veriler incelendiğinde, mağdur olan kadınların yaklaşık yüzde 87'sinin yine tanıdıkları kişilerden; özellikle eş, eski eş ve birinci ya da ikinci derece akrabalar tarafından şiddete maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Kadınları diğer gruplardan ayıran temel özellik ise maruz kaldıkları şiddetin daha ölümcül nitelikte olmasıdır. Cinayet verilerine bakıldığında, erkeklerin şiddet olaylarında hayatını kaybetme oranının yaklaşık yüzde 22 olduğu, kadınlarda ise bu oranın yüzde 30'lara kadar yükseldiği görülmektedir" diye konuştu.
'OKULLAR VE SOSYAL HİZMETLER ORTAK ÇALIŞMALI'
Şiddetin önlenmesine yönelik önerilerde bulunan Doç. Dr. Erbay, “Okullarda öğretmenlerin öğrencilerini daha yakından tanıyabilmesi için desteklenmesi gerekmektedir. Psikolojik açıdan güçlendirilen öğretmenler, öğrencilerdeki değişimleri daha hızlı fark edebilir. Örneğin bir öğrencinin içine kapanması, zorbalığa maruz kalması, akademik başarısında ani düşüş yaşanması ya da devamsızlığının artması gibi durumlarda öğretmenlerin hızlıca aile ile iletişime geçmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca okulların, ilçelerde faaliyet gösteren sosyal hizmet merkezleriyle koordineli çalışması gerekmektedir. Bu kapsamda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın; Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri ile iş birliği içinde projeler geliştirmesi önemlidir. Sosyal hizmet uzmanlarının da aktif şekilde okullara dahil edilmesi, koruyucu ve önleyici çalışmaların etkinliğini artıracaktır" dedi.





