Klinik Psikolog Ekinci: Çözüm güvenlik değil, rehberlik birimlerini güçlendirmek
Klinik Psikolog Sinem Baran Ekinci, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarına ilişkin yaptığı değerlendirmede ailelere ve eğitim camiasına uyarılarda bulundu. Okullarda artırılan güvenlik önlemlerinin tek başına yeterli olmayacağını belirten Ekinci, “Çözüm kapılara güvenlik koymak değil, rehberlik birimlerini güçlendirmektir" dedi.
Türkiye’yi yasa boğan saldırıların ardından toplumda yükselen kaygıyı değerlendiren klinik psikolog Sinem Baran Ekinci, şiddetin, 'salgına' dönüşmemesi için ebeveynlerin ve yetkililerin daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Çocukların dışlanma, akran zorbalığı ve yalnızlık gibi sinyallerinin çoğu zaman 'damgalanma korkusu' ile görmezden gelindiğini söyleyen Ekinci, bunun ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Yetişkinlerin, 'Çocuktur geçer' diyerek sorunları normalleştirmesinin toplumu bu noktaya getirdiğini belirten Ekinci, "Yaşanan son gelişmeler hepimiz açısından çok fazla üzücü. Bu yaşananların altındaki en önemli etken öğretmenlerin, velilerin, çocukların, kendileri için ve çocukların akranları için, 'Burada bir sorun var' dediği durumlara, belki de bizler bir damgalanma korkusuyla arkamızı döndük. Bu noktada bizim nasıl bir yaklaşım geliştirmemiz gerekir? Yani çocuğunuz okuldan eve geldiğinde ve direkt odasına çıktığında, sizlerle hiçbir bağlantı kurmadığında, çocuğunuz ödevini yanlış yaptığında, eksik yaptığında ve sorabilecek hiçbir arkadaşı olmadığında aslında bizlere birer ikaz uyarısı veriyor demektir. Bu ne demek? 'Beni gör' Dışlanmak, yalnız kalmak, akran zorbalığına uğramak, psikolojik olarak sorunlar yaşıyor olmak, ailevi sorunlar yaşıyor olmak, elbette ki bir çocuğu şiddete yönlendirmez fakat çocuğun hassas ve kırılgan psikolojisini şiddetle kendi göstermeye itebilir. Öncelikle çocuğumuzla konuşmak, onu anlamak, sorunlarına bir çözüm üretmek zorundayız. Bu noktada yetişkinlerin en büyük sorunu; 'çocuktur geçer, büyüyünce geçer, bizler de böyleydik' gibi normalleştirmelerin arkasına sığınarak ne yazık ki toplumca bu acı olayları yaşamış olduk. Bu noktadan sonra ne yapmalıyız? Çocuğumuzun okulda ve evde ulaşılabilir bulduğu, güvenilebilir bulduğu bir yetişkinle temasta olduğundan emin olmak zorundayız. Çocuklar dışlanmış ve yalnız hissettiklerinde izledikleri oyunlar, oynadıkları oyunlar, sosyal medya karakterleri, dizi karakterleri onların üzerine daha fazla negatif etki yaratmakta. Yani bu şu demek değil, bilgisayar oyunu oynayan ya da bunları izleyen çocuklar şiddet gösterir anlamına gelmiyor. Psikolojisi hassas çocuklar için bunlar geri dönülemez zararlar verebilir anlamına geliyor" diye konuştu.
OKUL FOBİSİNE DİKKAT
Velilerin kaygılı tutumunun çocuklara doğrudan geçtiğini ve bunun okul fobisine yol açabileceğini ifade eden Ekinci, şunları söyledi:
"Çocuklarımız şu an okula gitmekten korkuyorlar. Bunun nedeni de biz velilerin kaygılı tutumu. Bu yaşananları çocuklarımızla konuşmalıyız. Yani 'neler duyduğunu bilmiyorum ama evet bazı üzücü gelişmeler oldu ve bunun hakkında sen ne düşünüyorsun, ben senin iyi hissetmen için ne yapabilirim?' diye çocuklara sormalıyız. Şu an anne ve babaların çocuklarına kaygıları direkt olarak geçtiği için çocuklar okula gitmek istemiyorlar. Bu ileriki dönemde bir okul fobisine yol açabilir. Daha çok yalnızlaşmaya yol açabilir ve yalnızlaşma da ne yazık ki çok daha acı sonuçları doğabilir. Bu noktada önce biz yetişkinler kendimizi regüle edeceğiz, sonrasında çocuklarımızı sakinleştirip anlayabilecekleri ve bize güvenebilecekleri birer iletişim ortamı kuracağız. Ben buradan en çok babalara seslenmek istiyorum. Herkes annelere, öğretmenlere, akranlara yüklenirken benim burada iletişim kurmak istediğim asıl kişi babalar. Lütfen çocuklarınızı görün ve onlarla iletişim halinde olun."
SANAL MEDYADA GÖRÜNTÜ PAYLAŞIMI UYARISI
Yaşanan olayların sanal medyada paylaşmanın etkisine de değinen Ekinci, "Tüm bireylerden aslında yapmasını beklediğimiz doğal akış şu olması gerekir; bu görüntüleri sosyal medyada paylaşmamak. Çünkü biz bu görüntüleri paylaştıkça, şiddeti normalleştirdikçe diğer çocuklar için şiddeti daha ulaşılabilir bir şey haline getiriyoruz. Açıkçası zaten çocuk toplumda kadına, ağaca, ormana herhangi bir şeye karşı şiddetin uygulanabilir olduğunu görmekle birlikte şiddete yatkınlık ve yakınlık geliştiriyor. Şimdi bizler bu görüntüleri başka çocukların izlediği gerçeğinden uzaklaşıp paylaşırsak ne yazık ki bu şiddet bir salgına dönüşebilir. Tek korkumuz bu. O yüzden lütfen neyi paylaştığınıza çok dikkat edin. Evet acınızı, kaygınızı, stresinizi anlıyorum fakat yeni kurbanlar ve yeni sorunlar yaratmak istemiyorsak bu noktada hepimizin bu topluma bir borcu var. Bu da sorumluluklarımızı yerine getirmek" diye konuştu.
'ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLMAK ZORUNDAYIZ'
Okullarda alınan tedbirlerin yerine rehber öğretmen sayısının artırılması gerektiğini söyleyen Ekinci, açıklamasında şunları ifade etti:
"Asıl çözüm ne yazık ki kapıların önüne güvenlik koymak, detektörle çocukları taramak, çocukları daha fazla strese sokmak değil. Çünkü onlar da şu an hem çok üzgünler hem de aşırı derecede kaygıları yükselmiş durumda. Peki ne yapmalıyız? Okullardaki rehber öğretmen sayısını artırabiliriz, rehberlik birimlerinin yetkilerini ve imkanlarını genişletebiliriz. Okul psikoloğu kavramını hayatımıza dahil edebiliriz ve bu noktada önemli olan şey bir çocuğu bir okul psikoloğuna, rehber öğretmene, psikiyatriste, psikolojik danışmana götürürken kendimiz de aslında sürecin bir parçası olmaya çalışmalıyız. Yani çocuğumuz hasta, suçlu veya damgalanmış bir obje olarak bize gözükmemesi gerekir bu noktada. Çünkü biz burada çözümün birer parçası olmak zorundayız ama ne yazık ki ebeveynler sorunu kabul etmediklerinde biz topluca yeni bir sorunun oluşmasına sebebiyet vermiş oluyoruz. Bu noktada lütfen çocuğumuzu kötü ya da sorunlu ilan etmeden önce biz ona nerelerde yetebiliriz? Biz ona nasıl ulaşabiliriz sorusunu kendimize soralım ve lütfen, psikolojik destek almaktan çekinmeyelim, bunu normalleştirelim."






