Geri Dön
Kültür&SanatDemirören Medya Tv Grup Başkanı Murat Yancı, Hande Fırat’a konuştu

Demirören Medya Tv Grup Başkanı Murat Yancı, Hande Fırat’a konuştu

Demirören Medya TV Grup Başkanı Murat Yancı, medya sektörünü değerlendirdi. Televizyonların, algoritmalarla yayılan yalanlara karşı emniyet supabı olduğunu belirten Yancı, “Titreyip kendimize dönelim. Yoksa bizi biz yapan her şeyi kaybedeceğiz” dedi. Yancı, televizyonların kriz anlarında provokasyonları önlediğini belirterek “Sanal medya ve yabancı dijital platformlar neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahip. Ben buna dijital işgal diyorum” diye konuştu.

Demirören Medya Tv Grup Başkanı Murat Yancı, Hande Fırat’a konuştu

Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Hande Fırat, ana akım medyanın önemini anlattığı köşe yazısında Demirören Medya TV Grup Başkanı Murat Yancı ile röportaj gerçekleştirdi.  Yancı ile medyanın geldiği durumu değerlendiren Fırat, Hürriyet Gazetesi’nde ‘Yabancı Dijital İşgal ve Ana Akım Medyanın Önemi’ başlıklı bir yazı kaleme aldı.

MEDYADA UFUK TURU
Yazıda görüşlerine başvurulan Yancı, dijital dünyanın dönüştürme gücünden televizyonların önemine, algoritmalarla yapılan manipülasyonlardan Türk dizilerine kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu.

‘SÖZÜN BİTTİĞİ YER’
Türkiye’de sanal medya ve yabancı dijital platformların neredeyse sınırsız bir özgürlüğe sahip olduğunu dile getiren Yancı, “Toplumun değerlerini neredeyse hiç umursamadıklarını görüyoruz. İçinde ensest olan yapımları bile yayınladıklarını gördük. Burası sözün bittiği yer.” dedi.

Yancı, yalanların sık bir şekilde algoritmalarla yayılarak trend hale getirildiğini ifade ederek “Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels’e atfedilen ‘Büyük yalan’ teorisi vardır. Bu teoriye göre bir yalanı yeterince sık tekrarlarsanız, doğru algısı oluşur. İşte sanal ağlar ve dijital platformlar bize tam olarak bunu yapıyor. Toplumun psikolojisi algoritmalarla manipüle ediliyor. Buna artık engel olmalıyız. Yoksa bizi biz yapan her şeyi kaybedeceğiz. Buradaki en önemli emniyet supabımız televizyonlar. Gerçekten başta televizyonlar olmak üzere kendi medyamızın kıymetini bilmeliyiz” diye konuştu.

‘PROVOKASYONA AÇIK’
Özellikle kriz anlarında sanal ağlar ve dijital platformların bilgileri süzgeçten geçirmeden toplumun üzerine boca ettiğini belirten Yancı, “Bir kısmı bunu daha fazla beğenilmek ve takip edilmek için yapıyor. Ancak bir kısmı da ‘Bunların çoğu yabancı istihbarat servislerinin ürünü’ provokasyon amacı taşıyor. Televizyonlar başta olmak üzere medya kuruluşlarımız ise bilgileri süzgeçten geçirip teyit edip o şekilde haberleştiriyor. Olası bir provokasyonun önünü bu şekilde geçiliyor” ifadelerini kullandı.

‘İŞGAL MEDYA İLE BAŞLAR’
Yancı, bu yaşananları ‘Dijital işgal’ olarak tanımlayarak “İşgal her zaman iletişim ve medya alanıyla başlar. Bir ülkenin medya ve iletişim alanını ele geçirirseniz, bazen tek kurşun atmadan bile savaşı kazanabilirsiniz. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de ilk yaptığı işlerden biri gazete çıkarmaktı. Çünkü medyanın önemini çok iyi biliyordu” dedi.


‘AYNI KURALLARA TABİ OLMALI’
İngiltere’deki dijital yayın platformlarının geleneksel televizyon kanallarıyla benzer kurallara tabi olmasına ilişkin düzenlemeye dikkat çeken Yancı, “Sanal ağların ve dijital platformların televizyonlarla aynı kurallara tabi olması gerekiyor. Ve tabii uygunsuz içerik yayınlarının engellenmesi. Tüm sorumluluğu aileye yıkmak ortalığın Teksas’a dönmesine göz yummak olur. Maalesef çocuklarımız çok korumasız. Çocuklar şiddet içerikli oyun platformlarının sohbet odalarında her türlü tehlikeye açık. Ailelerin bunu sürekli denetlemesi de mümkün değil. Bataklığı kurutmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘MİLLİ GÜVENLİK SORUNU’
Yancı, cep telefonlarını işaret ederek “Artık herkesin casusu cebinde. Bütün bilgiler, büyük devletlerin bulut sistemlerinde saklanıyor. Kendi rızamızla bu bilgileri yabancılara veriyoruz. Bu gerçekten bir milli güvenlik sorunu. Sanal ve dijital platformlar öylesine yaygınlaştı ki artık birçok şirket vatandaşlarımızın bilgilerine ve fotoğraflarına sahip. X, Instagram, Tiktok ve Netflix gibi şirketler artık adımız, doğum tarihimiz gibi birçok bilginin yanı sıra kredi kartı numaralarımızı bile biliyor. Daha da kötüsü bankada olan paramızı ve limitlerimizi bile görebiliyorlar. Bizim bu noktada titreyip kendimize dönmemiz gerekiyor” diye konuştu.

‘EVRENSEL KURALLAR VE ÖNEMİ’
Tam bağımsız bir ülkenin en önemli koşullarından birinin çok sesli ve dış unsurların güdümünde olmayan bir medya olduğuna vurgu yapan Yancı, “Özellikle ana akım medya bir ülke için emniyet supabıdır. Çünkü ana akım medyada evrensel habercilik kuralları işler. Algoritmalarla yönlendirme yoktur. Çok seslilik vardır. Tecrübeli ve yıllarını bu işlere vermiş insanlar içerik üretir. Tabii ki ana akım medyada da zaman zaman yanlışlar ve hatalar olabilir. Ancak zaten her şey kurallara tabi olduğu için kısa sürede aksiyon alınır” dedi.

‘ERİŞİMİ EN YÜKSEK MECRA TELEVİZYONLAR’
Yancı, röportajda medyadaki reklam gelirleriyle ilgili de bilinmeyenleri anlattı. 2024’te sanal ve dijital platformların 200 milyar lira ile reklam pastasının yaklaşık yüzde 75’ini aldığını bildiren Yancı, “Bu para yurt dışına aktı. Televizyonlara düşen pay ise yaklaşık yüzde 15 civarında kaldı. Reklam Verenler Derneği ile Reklamcılar Derneği’nin uluslararası araştırma kuruluşu Deloitte firmasına hazırlattığı ve toplam 45 bin hanede gerçekleştirilen araştırmaya göre televizyon, Türkiye’de erişimi en yüksek mecra olma özelliğini koruyor” diye konuştu.

‘PERDE ARKASI ARAŞTIRILSIN’
Yancı, reklamların bir silah gibi kullanıldığını ve bunun en başta televizyonlara doğrultulduğunu dile getirerek “En ufak olay bahane edilerek televizyonlardan reklam kesiliyor. Bahanelerle televizyonlardan kesilen reklamların her türlü suçun vücut bulduğu denetimsiz sanal ve dijital platformlara akıtılması manidar. Yerli medya haksız rekabet koşullarıyla bir yok oluşa doğru gidiyor. Oysa televizyonlar Türkiye’de izlenme oranlarını her yıl arttırıyor, buna rağmen gelen reklamların azalmasının perde arkasını araştırmak lazım” dedi.

‘DİZİLERE TEŞVİK VERİLMELİ’
Yancı röportajında Türk dizilerinin dünya çapındaki başarısına değinerek şunları söyledi:

“Türk dizileri evrensel hikayeler anlatıyor. Kanal D’de yayınlanan ve Mardin’de çekilen Uzak Şehir yayınlandıktan sonra Mardin’e Amerika, Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından insanlar akmaya başladı. Ben bunu dizi diplomasisi diye adlandırıyorum. Bu diziler hem büyük bir ihracat geliri getiriyor hem de Türkiye’nin yumuşak gücü. Ne kadar çok dizi üretip ne kadar çok ihraç edersek o kadar büyük bir güce ulaşacağız. Birçok ülke dizi sektörünü stratejik olarak görüyor. Başta İspanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesi dizi sektörüne çok büyük teşvikler veriyorlar. Bununla ilgili stratejik yol haritası oluşturulmalıdır.”