Geri Dön
PolitikaBakan Yardımcısı Varank: COP31'de 100 bin katılımcıyı ağırlamayı öngörüyoruz

Bakan Yardımcısı Varank: COP31'de 100 bin katılımcıyı ağırlamayı öngörüyoruz

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, TBMM Çevre Komisyonu'nda yaptığı sunumda, "Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31'de yaklaşık 100 bin katılımcıyı ağırlamayı öngörüyor, burada da ülkemizin bugüne kadar ev sahipliği yaptığı en büyük uluslararası organizasyonlardan birini gerçekleştirmek için çalışıyoruz" dedi.

Bakan Yardımcısı Varank: COP31'de 100 bin katılımcıyı ağırlamayı öngörüyoruz

TBMM Çevre Komisyonu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Ensarioğlu, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansının 9-20 Kasım tarihleri arasında Türkiye'de gerçekleşeceğini hatırlatarak, "İklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve ülkemizin uluslararası yükümlülükleri bakımından COP31 süreci büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, kamuoyunun, TBMM'nin ve milletvekillerimizin süreç hakkında doğru, kapsamlı bir şekilde bilgilendirilmesinin son derece kıymetli olduğunu ifade etmek isterim" ifadelerini kullandı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, milletvekillerini bilgilendirdi. Varank, COP31 sürecine ilişkin hazırlıkları paylaşacağını söyleyerek, "COP31 Başkanlığı olarak her iki alandaki süreci geleceğin COP'u, uygulama COP'u anlayışıyla ele alıyor, diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkeleri doğrultusunda somut sonuçlara odaklanıyoruz. Bu anlayışla COP31'i uygulanmaya dönük ortaklıkların geliştirildiği ve ölçülebilir sonuçlarının üretildiği bir süreç haline getirmeyi hedefliyoruz. Antalya'da düzenleyeceğimiz COP31'de yaklaşık 100 bin katılımcıyı ağırlamayı öngörüyor, burada da ülkemizin bugüne kadar ev sahipliği yaptığı en büyük uluslararası organizasyonlardan birini gerçekleştirmek için çalışıyoruz" diye konuştu.

'TÜRKİYE'YE ÖNEMLİ BİR DİPLOMATİK AVANTAJ SAĞLAYACAK'

Varank, COP31 Başkanlığı olarak önceliklerinin güveni güçlendiren, kapsayıcı ve somut odaklı bir müzakere ortamı oluşturmak olduğunu kaydederek, "Türkiye'yi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında köprü kurabilme kapasitesi kazandıran COP31 Başkanlığı sürecinde önemli bir diplomatik avantaj da sağlayacaktır. Her yıl farklı bir ülkede düzenlenen COP süreçleri iki temel eksen üzerinde ilerlemektedir. Birinci eksen taraf ülkelerin yürüttüğü resmi müzakerelerdir. Bu alanda azaltım, uyum, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme gibi başlıklarda kararlar alınmakta ve ortak kurallar belirlenmektedir. İkinci eksen ise eylem gündemidir. Eylem gündemi şehirlerin, özel sektörün, finans kuruluşlarının ve sivil toplumun sürece katılımını sağlayarak uygulamayı hızlandırmayı amaçlamaktadır. Türkiye ve Avustralya arasında oluşturulan ortaklık modeli COP31 sürecinin en özgün yönlerinden biridir. Bu model kapsamında Türkiye ev sahibi ülke ve COP Başkanı olarak organizasyonun siyasi liderliğini, lojistik hazırlıklarını ve eylem gündemi çalışmalarını yürütecektir, Avustralya ise COP Başkanlığı adına müzakere süreçlerinin yönetiminde rol alacaktır. Böylece bir taraftan güçlü bir müzakere süreci yürütülecek, diğer taraftan da Türkiye'nin ev sahipliğinde uygulama odaklı vizyonunu ön plana çıkarılacaktır" dedi.

'COP31 ÜLKEMİZE BÜYÜK KAZANIM SAĞLAYACAK'

COP31 Başkanlığı'nın iklim değişikliğiyle mücadelede uygulama açığını kapatma, ülkelerin somut iş birliği geliştirebileceği alanlar gibi somut eylem planları olduğunu vurgulayan Varank, "Meclisimizin de takdirlerine arz edilecek olan Ev Sahibi Ülke Anlaşması COP31'in hukuki, idari ve operasyonel temelini oluşturan bir belge olacaktır. Türkiye bu anlaşmayı Bonn iklim toplantıları sırasında sekreterya ile imzalamış ve böylece COP31 hazırlıklarının resmi çerçevesi de netleşmiştir. Anlaşma konferans alanlarının kullanımı, akreditasyon süreçleri, erişim ve güvenlik düzenlemeleri, sağlık hizmetleri, lojistik destek mekanizmaları ve sekreteryayla kurumsal koordinasyon gibi birçok başlığı da kapsamaktadır. Bu çerçevede, COP31'in uluslararası standartlara uygun, güvenli, erişilebilir ve kesintisiz şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli hukuki ve kurumsal altyapı da oluşturulacaktır. Ülkemiz adına büyük bir kazanım sağlayacak olan COP31 Antalya sürecinde hep birlikte ülkemizi başarıyla temsil edeceğimize yürekten inanıyorum" değerlendirmesinde bulundu.

'EYLEM GÜNDEMİNİ YÖNETEN TÜRKİYE OLACAK'

Ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanı Halil Yaşar, organizasyon ile ilgili milletvekillerine sunum yaptı. COP kavramını, yapısını, taraf ülkeleri, Türkiye'nin taraf olma sürecini, çalışma biçimini anlatan Yaşar, "Şimdi özellikle, 'Geleceğin COP'u–Uygulama COP'u' mottosunu kullanmaya başladık. Neden? Çünkü Paris Anlaşması'nın imzalanmasının üzerinden 10 yıl geçti. Birçok taahhütler verildi, çok taraflar yer aldı, müzakere edilen konular var ama bir tarafta, artık ikinci 10 yıla girerken, 'Gelin, bunu uygulama COP'u yapalım, pratiğe dökelim, somut çıktıları alalım' dedik; o yüzden biz mottomuzu değiştirdik ve diyalog, uzlaşı, aksiyon. Diyalog olmadan hiçbir şekilde bir kararın ortaya koyulması söz konusu değil. Diyaloglarla kararları olgunlaştırıp, uzlaşıyı ve uzlaşıdan sonra da aksiyona dökme niyetimiz var. Türkiye'nin adaylık süreci 2022'de başlamış, geçen yıl COP30'un son gününde de yeni bir model şeklinde ortaya koyuldu ve burada COP Başkanlığı Türkiye, ev sahibi Türkiye, eylem gündemini yöneten Türkiye olacak" ifadelerini kullandı. Yaşar ayrıca Türkiye'nin net sıfır emisyon hedeflerini paylaştı.

'100'ÜN ÜZERİNDE LİDER BEKLİYORUZ'

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanı Halil Yaşar, 'İklim Uygulama Köprüsü' ile yeni bir mekanizma ortaya koyduklarını ve iklim krizi nedeniyle gıda güvenliğinin tehdit altında olduğunu belirtti. Yaşar, "Ev sahibi ülke anlaşmasında ortaya konulan çeşitli standartlar var ve bütün müzakereler bu standartlara uygun olarak yapılıyor. Ayrıca ülke delegasyonları ve büyük liderler zirvesi olacak. Özellikle 11-12 Kasım’da yapılacak olan Liderler Zirvesi’ne biz 100'ün üzerinde lider bekliyoruz. Önceden katılacaklarını ifade eden çeşitli ülke liderleri var. Ayrıca pavilyonlar da çeşitli yan etkinlikler olacak ve bütün ülkeler burada birçok konuyu konuşmak için bir araya geliyor. Diğer tarafta yeşil bölge olarak adlandırdığımız ve iklim teknolojileri, iklim dostu ve çevre dostu yapılar yer alıyor ve küresel ölçekte büyük liderlerin bir araya gelip daha hızlı bir sinerji oluşturabilecekleri bir durum söz konusudur. İnşallah Antalya'da bütün ülke delegasyonlarını, liderlerini başarılı bir şekilde toplayıp bir araya getirip ve uzlaşıyla, oy birliğiyle inşallah ciddi kararlar alacağımızı düşünüyoruz" dedi.

'ÇEVRE BAKANLIĞI İLE ENERJİ BAKANLIĞI ARASINDA POLİTİK FARKLILIK MI VAR?'

Ardından milletvekilleri söz aldı. DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Çevre Komisyonu'nu bilgilendirmenin geciktiğini ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'dan randevu talep etmesine rağmen talebin karşılanmadığını ekledi. Akın ayrıca, "Türkiye maalesef fosil yakıt üretimi ve enerji politikaları konusunda 2050 yılı hedef planı içerisinde davranıyor. Kısmen hedefinde bir gerileme ya da azaltma gibi niyetleri var. Ancak bunu mevcut sürdürülen iklim meselesiyle ilgili kıyasladığımızda ve dünyanın karbon salınımı yüksekliğine bağlı olarak acilen fosil yakıt tüketiminden vazgeçilerek bir politika üretilmesi gerekirken çok ciddi önlem almadığı gibi bir kaygımız var. Yapılan politikalarda böyle bir durum var. Dolayısıyla Çevre Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı arasında bir politik farklılık mı var, farklı bir tutum mu var?" diye konuştu.

'ASIL MESELE TÜRKİYE OLARAK MASAYA SOMUT OLARAK NE TAŞIYACAĞIMIZDIR'

CHP Ankara Milletvekili Semra Dinçer ise zirvenin Türkiye için ciddi bir sınav olduğunu kaydederek, "Asıl mesele ülke olarak biz masaya somut olarak ne taşıyacağımızdır. Akdeniz havzasında yaşıyoruz ve ülkemiz kuraklık, orman yangınları, sel baskınları ve sıcak hava dalgalarını her geçen gün daha ağır olarak yaşıyor. Dolayısıyla, COP31'in masasına oturacak olan Türkiye'nin önce kendi evindeki tabloyu düzenlemesi gerektiğine inanıyorum. Biliyorsunuz, bu çatı altında İklim Kanunu Genel Kurul’dan geçti, o dönemde bu kanun büyük bir tepkiyle karşılandı, önce geri çekildi, ardından tekrar getirildi. O kanunda ne kömürden çıkış vardı ne de adil geçiş düzenlemesi; içerik ağırlıklı olarak emisyon ticareti ve karbon piyasası mekanizmalarının düzenlenmesi çerçevesinde kuruldu ve bu yüzden kanun teklifi birçok kesim tarafından da bir iklim kanunu olarak değil, bir karbon düzenleme kanunu olarak akıllarda kaldı" dedi.

'NET SIFIR HEDEFİNİ YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARIYLA YAKALAYACAĞIZ'

Bakan Yardımcısı Fatma Varank, Türkiye'nin net sıfır emisyon hedefi ile ilgili soru üzerine, "Biz 2053'te net sıfırı nasıl yakalayacağız? Bu çok net bir şekilde görülüyor. Özellikle biz yenilenebilir enerjide yaptığımız yatırımlar ve gelecekteki hedeflerimizle yakalayacağız. Hem atıkta hem bina sektöründe hem de enerjiyle ilgili dönüşümlerde bunu sağlamış olacağız. Net sıfır hedefini yakalarken 'kömür yakıtlardan, fosilden, petrolden çıkılacak' diye bir kaide yok. Yani bu Paris Anlaşmasının ruhu bu değil, anlaşmanın ruhu ülkelerin emisyonlarını sıfırlaması. Bunu sıfırlarken bir kısım ülkeler enerji kaynaklarıyla, bunu sıfırlayacaklar. Bir kısım tarım politikalarıyla, ormanlarıyla yutak alanlarıyla bunu sıfırlayacak. Bir kısım da uyumla ya da azaltımı dengeleyerek sıfırlayacak ama bu, her ülkenin politikasına bırakılmış, hiçbir ülkeye bu yönde bir baskı yok" ifadelerini kullandı.

'COP31 SÜRECİNDE EN ÇOK DESTEK VEREN KESİM, İŞ DÜNYASI'

Türkiye'nin masaya hangi konuları taşıyacağını ilişkin Varank, şöyle konuştu;

"Özel sektörün kendi emisyonlarını düşürmek için bunlarla ilgili çalışmalarını özel sektörümüz de devam ettirecek. COP31 sürecinde en çok destek veren bu kesim kesinlikle iş dünyası çünkü onlar biliyorlar, süreci yakından takip ediyorlar, sürdürülebilirlikle ilgili her birinin çalışması var. Bazıları daha ileride, bazıları daha geride ama her birinin bu yönde bilgisi var, onun için de COP'la ilgili süreçlerin içindeler. En çok bizle temasa geçen özel sektör olmuştur bu süreçte, STK'ler olmuştur. Bunu da buradan ifade etmek istiyorum. Türkiye masaya eylem gündemindeki 2035 hedeflerini öncelikli olarak taşımak istiyor. Bunlarla ilgili ilk yapılan eylem ajandasının lansmanında ülkelerin büyük bir desteği oldu. O zaman 2035 yılına kadar bu koyulan hedefleri ülkeler gönüllü olarak tutturma yönünde bu girişimlere ortak olacaklar ve dolayısıyla bu kurulan mekanizmayla da takip edilecek. Girişimler böyle kuruluyor ve takip ediliyor ve biz de eğer bu hedefleri tutturma yönünde, özellikle elektrifikasyonu, yüzde 35 gibi bir hedefi tutturmak demek dünyadaki emisyonların ciddi bir oranda düşürülmesine katkı sağladı."