Geri Dön
PolitikaŞentop: Türkiye tasavvuru her zaman Türkiye sınırlarından büyüktür

Şentop: Türkiye tasavvuru her zaman Türkiye sınırlarından büyüktür

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Türkiye’nin her anlamda güçlü bir ülke olduğunu belirterek, “Türkiye’yi ufak tefek, eften püften sebeplerle eleştirenler, geldiğimiz yerden gittiğimiz yere doğru bir akış içerisinde yaşanan tabloyu görmeyenler, Türkiye’ye büyük haksızlık ediyorlar. Türkiye tasavvuru, her zaman Türkiye sınırlarından büyüktür” dedi.

Şentop: Türkiye tasavvuru her zaman Türkiye sınırlarından büyüktür

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Sakarya Üniversitesi’nde düzenlenen öğrenci festivali SAÜFEST’in açılış törenine katıldı. Sakarya Üniversitesi’nin konferans salonunda düzenlenen törene Şentop’un yanı sıra YÖK Başkanı Prof Dr. Erol Özvar da katıldı. Son dönemlerde ülke genelinde bazı kişiler tarafından karamsar bir tablo oluşturulmaya çalışıldığını ifade eden Şentop, “Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durumla ilgili eleştiri yapanlara tek sorum şu? En son yurtdışına ne zaman çıktınız? Bu önemli bir soru. Kendi evinin bir odasında oturarak, kendi dünya görüşünü, siyasi görüşünü destekleyen yayınlar okuyarak, izleyerek Türkiye değerlendirmesi yapan insanlar şüphesiz büyük karamsarlıklar, ümitsizlikler içerisinde ortaya çıkıyorlar. Türkiye’ye dışarıdan baktığınızda Türkiye tasavvurunun, Türkiye’nin sınırlarından çok daha büyük olduğunu görüyorsunuz, fark ediyorsunuz” dedi.  

‘TÜRKİYE'YE BÜYÜK HAKSIZLIK EDİYORLAR' 

Yurt dışında çeşitli kademelerdeki insanlarla temaslar sağladıkları sırada Türkiye’nin ne kadar büyük bir ülke olduğunu bir kez daha anladıklarını ifade eden Şentop, “Siyasetçiler, akademisyenler, yabancı gazetecilerle görüştüğünüzde bazen bizim kafamızdaki Türkiye’den bile onların gördüğü Türkiye’nin daha büyük olduğunu fark ediyoruz, buna da üzülüyoruz. Biz bile bu büyüklüğü tam olarak idrak edemiyoruz maalesef. Türkiye’yi ufak tefek, eften püften sebeplerle eleştirenler geldiğimiz yerden gittiğimiz yere doğru bir akış içerisinde yaşanan tabloyu görmeyenler Türkiye’ye büyük haksızlık ediyorlar. Türkiye tasavvuru her zaman Türkiye sınırlarından büyüktür. Bunun farkında olmamız lazım” diye konuştu.

‘ÜNİVERSİTELERİN TEMEL PROBLEMLERİNDEN BİR TANESİ GÖRÜNÜR OLMAMASI’ 

Yurt genelindeki üniversitelerin temel problemlerinden bir tanesinin 'görünür olmaması' olduğunu ifade eden Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar da “Üniversitelerin görünür olmasını gerek ulusal, gerekse uluslararası düzeyde fevkalade daha üst basamaklara çıkarmak zorundayız. Türkiye’deki üniversitelerin temel problemlerinden bir tanesi, görünürlük noktasında arzu edilen çabayı henüz sergileyememiş olmasıdır. Bu bakımdan görünür olmak bizim yeni dönemde üniversite yönetimlerinden bekleyeceğimiz en önemli gayretlerin başında olacaktır. Üniversitemizin çok güçlü taraflarını ulusal ve uluslararası düzeyde rekabet edebildiği, rekabetçi gücünün ulusal ve uluslararası seviyede mutlaka ortaya koyması lazım. Görünür olmak üniversitenin kalitesi kadar önemlidir” dedi. 

‘KAMPÜS HAYATI BİR PROGRAMDA BAŞARILI OLMAK KADAR ÖNEMLİDİR’

Eğitim hayatında çok çalışıp yüksek notlar almanın yanından insan ilişkileri kurmanın da önemini anlatan Prof. Dr. Özvar, sözlerine şöyle devam etti:

“Kampüs hayatını fevkalade önemsiyoruz. Kampüs hayatı bir programda başarılı olmak kadar önemlidir. Zira kampüs öğrencilerimize istikbalde, muvaffak olacakları ‘network’ ilişkiler ağı sunan en önemli mekanlardır. Dolayısıyla kampüsleri sadece programlarda ders gördüğümüz bilimsel faaliyetlere eşlik ettiğimiz bir yer olarak değil, aksine en az kendimiz kadar iyi olan ve hatta bizden daha iyi olan akranlarımızla, hocalarımızla yakın ilişkiler kurabilmek, ahlak ve erdem üzerine onlarla yeni ilişkiler inşa edebilmektir. Kampüs hayatı öğrencilerimizi bu bakımdan öğrencilerimize eşsiz bir imkan sağlamaktadır. Ben öğrenci kardeşlerime çok çalışın, notlarınızı çok yükseltin demiyorum. Bu konuşmamda dediğim şu; kampüs hayatımda gerek kendi sınıfınızla gerek kendi fakültenizle, gerek kendi üniversitenizle sosyal bakımdan çok ciddi ilişkiler ağı geliştirin. Bunu başaran öğrenciler hayatta daha fazla başarılı olduğu istatistikler tarafından ifade ediliyor."

‘TÜRKİYE'YE YENİ BİR ANAYASA GEREKLİDİR’ 

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, SAÜFEST’in açılış töreninin ardından kampüs içerisinde bulunan bir alanda öğrencilerle bir araya gelerek, kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Anayasa değişikliğine değinen Şentop, 2011 seçimleri öncesinde başlayan yeni anayasa tartışmalarının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulduğunu belirterek, "Türkiye’ye yeni bir anayasa gereklidir, benim kanaatim. İçerikten bağımsız olarak tamamen, halkın serbest oylarıyla seçilmiş bir parlamentonun bir anayasa yapması gerekiyor. Türkiye bunu hak ediyor, çünkü şu anki anayasa ne kadar değişiklikler yapılmış olsa da 1982’de bir askeri darbe sonrası yapılmış bir anayasa. İçeriği bakımından da birçok şey dile getirilebilir. Zaman içinde yapılan değişikliklerle anayasanın bütünlüğünün bozulması gibi bazı teknik şeyler de söylenebilir. Ama bunu yapabilmek için mecliste sayısal olarak bir çoğunluğa ihtiyaç var. 600 kişilik bir parlamentodan 400 kişi veya en az 360 kişi olması lazım ki bu anayasa görüşülsün ve referanduma götürülsün. Dolayısıyla bu yeni anayasa konusunda en azından prensip olarak mutabakat lazım. Meclis bunu yapabilir isterse ama samimiyetle bir yaklaşım ortaya koymak lazım” dedi.   

Anayasa oluşturmada en önemli bölümün mimari şekillendirme olduğunu ifade eden Şentop, şöyle konuştu: 

"Anayasayı somutlaştıran devletin kurumsal mimarisidir. Devlet yetkilerinin kullanımıyla ilgili, yetkiyi kullanacak olanların oluşumuyla ilgili, birbirleriyle arasındaki ilişkilerle ilgili olan kısım. Onun için Anayasa hukukçuları arasında insan haklarına dair bir bölüm içermeyen metin anayasa olabilir ama kurumsal mimariyle, teşkilatla ilgili bölüm içermeyen bir metin anayasa olamaz derler. Mesela Fransa’nın 1946 Anayasası’nda insan haklarıyla ilgili bir bölüm yok, önceki anayasaların ve 1789 İnsan Hakları Beyannamesi’ne atıf yapılıyor insan haklarıyla ilgili. Yani insan haklarıyla ilgili bir bölüm olmasa bile devlet teşkilatlarının oluşturduğu yasama, yürütme, yargı ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri iyi bir şekilde düzenlenmişse insan haklarını garanti altına almış oluyorsun zaten dolayısıyla bir anayasanın en önemli bölümü kurumsal mimari ile ilgili bölümdür. O bölüm içinde de en önemli olan husus hükümet sistemiyle ilgili kısımdır. Önceki sistemde, 1961 ile başlayan sistemde, bahsetmiş olduğum anayasa ile siyasetin alanını daraltan anlayışın işleyebilmesi için parlamenter sistemden yararlanmıştır kayıt dışı siyaset yapan unsurlar. Bunun en çok öne çıktığı iki tarih var birisi 12 Mart 1971 bir muhtıra verilmiştir. Aslında Adalet Partisi hükümeti var, Süleyman Demirel başbakan ve çoğunluğa da sahip mecliste. Bir süre direnmiştir Demirel ama sıkıştırınca, zorlayınca başbakanlıktan istifa etmiştir. Zorlama da şu ‘Biz şimdi muhtıra verdik ama ayrılmazsan darbe de yapacağız arkasından’ demişlerdir. Bu da ayrı bir iştir. Bu sırada meclis açık, Demirel ayrılınca bir CHP Milletvekili Nihat Erim’e hükümeti kurma görevi vermişlerdir. 2 yıl boyunca Türkiye bu şekilde dışarıdan, uzaktan kumandayla diyebileceğimiz şekilde hükümetlerle yönetilmiş. Neden? Çünkü millet hükümeti seçmiyor. Millet seçimde sadece parlamentoyu seçiyor parlamenter sistemde. Hükümet o parlamento oluştuktan sonra parlamento içerisinde belirli bir çoğunluk bir araya gelirse hükümet o şekilde kuruluyor. O zaman parlamento içerisindeki dengeleri değiştirebiliyorsan dışarıdan hükümet düşürüp, hükümet durdurabiliyorsun. Bunun bir örneği 28 Şubat’ta yaşadık.”

Şentop: Türkiye tasavvuru her zaman Türkiye sınırlarından büyüktür

‘SAĞ TARAFTA GÖZÜ VAR HERKESİN EN TEMİZ İŞ ARABAYI DEĞİŞTİRMEK’  

Başbakanlığın kaldırılmasını sürücü eğitimi verilen arabalara benzettiğini ifade eden Şentop, aksayan sistem için gerekli müdahaleler yapıldığına değinerek sözlerine şöyle devam etti:  

“Sürücü eğitimi verilen arabalara benzetiyorum ben. Bu otomobillere bakıldığı zaman dışarıdan aynı, diğerlerinden bir farkı yok. Birisi geliyor şoför koltuğuna oturuyor, takıyorsun vitesi basıyorsun gaza yanında da biri oturuyor. Bir süre sonra gaza basıyorsun ama araba gitmiyor. Neden? Çünkü yan tarafta o arabalarda sürücü eğitimi veren kişinin de arabaya hükmetme, arabayı yönetme imkanı veren aparatlar var. Türkiye’deki 1961 sonrası kurulan o vesayetçi sistemi buna benzetiyorum. Başbakan seçiliyor, geliyor oturuyor koltuğa artık şoför benim diyor ama bir süre sonra bakıyor ki gitmiyor araba veya gaza bastığı halde duruyor araba. İşte bu yandaki vesayetçi dediğimiz kişi, sağ taraftaki bu sistem. Arabayı değiştirmek daha iyi, yeni anayasa derken yeni bir araba almak. Ama en azından sağdaki aparatları sökmek lazım arabayı normalleştirmek için. Cumhurbaşkanımız gelince sağdaki adam karşında ‘Bir dakika şoför benim sen neden karışıyorsun’ dedik bunu sembolik olarak söylüyorum. Tartışma büyüyünce kapıyı açıp sağdaki adamı indirdik, kapıyı kapattı. Fakat bu yeterli değil, sağ tarafta o aparat durduğu sürece birileri sağ tarafa oturmaya çalışacak. FETÖ buydu işte. FETÖ şoför mahalline oturmayı hedeflememiş. Neden? Çünkü orası riskli. Sağ taraftaki, sola kim oturursa otursun onu yönetiyor. Sağ tarafta gözü var herkesin, en temiz iş arabayı değiştirmek. O olmazsa aparatları sökmek. Hükümet Sistemi değişikliği o müdahale aparatlarını sökmektir. Şimdi sağa oturan, arka tarafta oturandan farksız. Hükümet sistemi değişikliği sadece bir fantezi ya da konjonktürel siyaset gereği olarak değil, 1960’a kadar gelen Türkiye’nin siyasi tarihi içerisinde ortaya çıkarılmış bir zarurettir."

‘SANAL HAYATTA YAPILAN YANLIŞLAR İÇİN MUEYYİDELER UYGULANMALI’  

Sosyal medya konusunda açıklamalarda bulunan Şentop, "Bir yaşadığımız sanal alem var, bir de yaşadığımız gerçek alem var. Gerçek alem ile sanal alem arasında yapılan işlerin hukuki durumu bakımından bir fark olmaması lazım. Sanal alemde yapılan yanlışlar, hatalar, hakaretler için de gerçek hayatta olduğu gibi müeyyideler uygulanmalı. Bu bakımda bu alanda hem ulusal mevzuat olarak hem de uluslararası sözleşmelerle bir hukuki düzenleme oluşturmak lazım. Tüm dünyada bu tür talepler var. Zaman zaman biz de mağdurları arasında olabiliyoruz bunların. Bunların bir kısmıyla hukuki mücadele ediyoruz bir kısmıyla da konuşarak siyasi olarak mücadele ediyoruz” dedi.