Bahçeli: Terörsüz Türkiye, en kısa zamanda nihayete erdirilecek

Gizem CENGİL/ANKARA, (DHA)- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geriye dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir" dedi.
MHP lideri Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli, Türkiye'nin dünyadaki önemine dikkat çekerek, "Türkiye sadece bir ülkenin adı değil, görkemli bir medeniyetin ve zengin Türk-İslam geleneğinin mirasını barındıran toprakların adı, dünyada yeni buluşma ve uzlaşmaların adresidir. Türk-İslam medeniyetinin temsil ettiği ruh ve kök değerlere sahip çıkmak, onları çağdaş ilerlemeler ve yeniliklerle buluşturmak, küresel gelişmeler karşısında Türkiye'nin çıkış yolu olacak, aynı zamanda da mazlum milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacaktır. Türkiye'nin süregelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları, bir kenara bırakarak enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası, yüksek değerlerle donanmış yeni bir medeniyetin oluşturulması hedefine yöneltmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir" dedi.
'GÜVEN ORTAMINI SABOTE ETMEK İSTEYENLER YİNE DEVREDE'
Terörsüz Türkiye'nin yeni bir medeniyet inşasının şuuru olduğunu söyleyen Bahçeli, "Milletimizin özgün iradesiyle tesis edilmekte olan Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge girişimi Türkiye hasımlarını ve bölgede hakimiyet kurma heveslilerini endişeye sürüklerken; tarihimizin her döneminde olduğu gibi Türkiye'yi zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye sokulmaktadır. Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak, ekonomimiz istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse; yakaladığımız huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler yine devrededir. Peşinen söyleyelim; Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geriye dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir" diye konuştu.
'CAYDIRICI GÜÇ KULLANILMALI'
Ardından Mescid-i Aksa'daki provokatif eylemlere tepki gösteren Bahçeli, "Terörsüz bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, İsrail'in bölgeye dönük saldırganlıkları yaklaşan seçimler de bahane edilerek devam etmekte, kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır. İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlar, İsrail barbarlığının geldiği seviyeyi göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik Husi saldırıları bölgeyi istikrarsızlaştırma hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı bir unsurudur. Söylemler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk Kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ne kıblemiz Kabe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz yumamayız, sessiz kalmayız, tahammül göstermeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında saklıdır. Türk milletinin tarihinde, kültüründe, inancında, imanında ve devlet geleneğinde mahfuz bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız. Ne gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkanları yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır" açıklamasında bulundu.
'SİVİLLERİ HEDEF ALAN SALDIRILAR MEŞRU GÖRÜLEMEZ'
Suudi Arabistan'a yönelik artan Husi saldırılarının ağır sivil kayıplara yol açtığını kaydeden Bahçeli, "Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan her türlü askeri desteğin verilmesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkan sağlanmalıdır. Sivillere ve sivil altyapıya saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil ettiği açıktır. Yemen'den Suudi Arabistan'a yönelik bu tür saldırıların en sert şekilde kınanması gerektiği de tartışmasızdır. Bu menfur saldırılar, kuşkusuz bütün bölgenin huzur ve istikrarını hedef almaktadır. Yemen'de uzun yıllardır devam eden çatışmaların yeniden şiddetlenmesi, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nın güvenliğini tehlikeye atmakta; uluslararası ticaret, enerji arz güvenliği ve bölgesel ekonomik istikrar bakımından ciddi riskler doğurmaktadır. Orta Doğu'nun içinde bulunduğu bu zor dönemde, bölge ülkeleri arasındaki husumetleri derinleştirecek, yeni çatışma cepheleri açacak ve sivillerin hayatına mal olacak hiçbir eylem mazur görülemeyecektir. Hangi gerekçeyle gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, sivilleri hedef alan saldırılar hiçbir surette meşru görülemeyecektir. Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditler karşısında Türkiye, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndan kaynaklanan taahhütlerine bağlı kalarak ve İslam aleminin mukaddes beldelerine ev sahipliği yapan bu müttefikimizle dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir" dedi.
'ATİNA İÇİN CİDDİ BİR HATA OLACAKTIR'
Bahçeli, parti olarak arzularının, bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğine katkı sunduğu, ihtilaflarını müzakereyle çözdüğü ve geleceklerini ortak iradeyle inşa ettiği, huzur ve barış içerisinde bir Orta Doğu ve İslam dünyası olduğunun altını çizerek, "Böylesi bir Orta Doğu hayalinin önündeki en büyük engel, bölge ve insanlık için büyük tehdit olan siyonist soykırımcı İsrail'dir. Nitekim 27 Ekim'de bir seçime gidecek olan İsrail'de Netenyahu'nun izlediği soykırım politikası Gazze'yi tüketmekte, yok edici çirkef adımlar Batı Şeria'da da atılmakta, hatta Suriye topraklarının bütününde de yer yer sürmektedir. Asrımıza yakışmayan, insanlığın yüzkarası manzaralar uluslararası kurumların ve tüm dünyanın gözünün önüne sergilenmeye maalesef devam edilmektedir. Diğer yandan Yunanistan yönetiminin İsrail ile yakınlaşarak kendisini daha güçlü ve güvende hissedeceğini zannetmesi, Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerine dönük ihlallere 'dur' dediğimizde İsrail'in kendisini koruyabileceğini umması, tarihten ve günümüzden hiçbir ders almadığı anlamına gelecektir. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında geliştirilmek istenen elektrik bağlantısı projesi, deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilafları yeniden gündeme taşımıştır. ABD Dışişleri Bakanının projeye desteğini açıklaması ve Atina'nın deniz tabanı araştırmalarını yeniden başlatma girişimi, meselenin uluslararası boyutunu da ortaya koymaktadır. Türkiye'nin güzergaha ilişkin önceden koordinasyon gerektiği yönündeki tutumu ortadayken, üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara'nın itirazlarını aşabileceğini sanmak Atina için ciddi bir hata olacaktır. Yunanistan, bölgemizde kalıcı huzur ve barış istiyorsa, bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır" diye konuştu.
'TÜRKİYE ARINMA VE AKLANMA DÖNEMİNDEDİR'
Bahçeli, uluslararası hukuku ihlal ederek yapılan egemenlik haklarına yönelik bazı saldırılarla beraber Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya, milleti kutuplaştırmaya ve birçok konuda da umutsuzluğa sevk etmeye dönük girişimlerin eş zamanlı devam ettiğini işaret ederek, "Türkiye güçlendikçe, kardeşliğini pekiştirdikçe huzurumuzu sabote etmeye yönelik fitne ve nifak da yaygınlaşmakta, Türkiye hasımlarıyla birlikte içerideki taşeronlar da hareketlenmektedir. Devlet-millet dayanışması, güven iklimi oluştukça, geleceğin güçlü Türkiye'sine yönelik ortak irade serpildikçe provokasyon girişimleri artmaktadır. Türkiye kamuda, siyasette ve diğer birçok alanda arınma ve aklanma dönemindedir. Köklü sorunlarını çözüme kavuşturabileceği uygun bir iklimdedir. Bununla beraber yapılan operasyonları, devletin, kamu menfaatlerini istismara yönelik hukuksuzlukları açığa çıkarma yolunda attığı adımları, yeni bir kuşatma ve istikrarsızlaştırma sürecine çekmek bir kısım siyaset ve medya aracılığıyla sosyal hareketlilik yaratmak arzusu da dikkat çekmektedir. Türkiye yükselme, milli birlik ve kardeşlikte buluşma evresinde iken, içeriden ve dışarıdan toplumu tahrik edici olaylar karşısında tüm kurumlarıyla birlikte duyarlı ve hazır bulunmuşluk içinde olmalıdır" dedi.
'MUHALEFET FON KRİZİNİ BİR KAÇIŞ RAMPASI OLARAK GÖRMEKTE'
Bahçeli, fon soruşturmasına ilişkin de "Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte futbolda, hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı. Türkiye her bakımdan gayrı hukuki ve gayrı ahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır. Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir, nitekim görmemektedir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış bulunmaktadır. Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru aynı zamanda da hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz. Bununla birlikte dikkatlerinizi çekmek isterim ki; bu süreçte özellikle muhalefet çevresince 'elmayla armut' aynı kefede tartılmaya kalkılmakta, kamuoyunu yanıltmak, yönlendirmek ve tahrik etmek amacıyla organize suç şebekesi haline gelmiş, kamu malına el uzatmış, milletimizin üzerine çökmüş belediyelerdeki ahlaksızlar güruhunun eylemleri milletimizden saklanmaya, üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Belediyelerdeki rüşvet ve yolsuzluk operasyonları karşısında fon, rövanşizmin politik anestezisi olarak siyasi kültürün damarlarına zerk edilmek istenmekte, bu şekilde olayın mahiyetini anlamaktan ziyade Türk toplumunun hali pür melalini suni bir gündeme hapsetmek arzu edilmektedir. Dolayısıyla ahlaki standartlar, partizan tutumlar ve iktidar- muhalefet dikotomisine bağlı olarak, göreceleştirilmektedir. Nitekim muhalefet yönetimindeki belediyelere yönelik rüşvet, yolsuzluk ve diğer ahlaka mugayir eylemler karşısında fon krizini bir kaçış rampası olarak görmekte, ahlaki zafiyetlerinin üstünü örtmeye yönelik bir fırsata dönüştürmek çabasına girmektedir" diye konuştu.
'ALÇAKLIĞA MÜSAADE EDEMEYİZ, İZİN VEREMEYİZ'
Türkiye'nin Terörsüz Türkiye sürecinde yönlendirilmiş sanal meselelerle odağını kaybedeceği bir yöne sürüklenmesine izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, "Milletçe Türkiye ve terörsüz bölge yolunda atılan adımlara, elde edilen kazanımlara ve güçlü gelecek tasavvurumuza odaklanılmalıdır. Çünkü siyasette, medya ve sosyal medyadaki hedef saptırma girişimlerinin, toplumsal güveni ve kurumlara duyulan inancı zayıflatma çabalarının; umutsuzluğu yaymaya, Türkiye'nin prangalarıyla baş başa kalmasını sağlamaya yönelik daha geniş bir çerçevenin parçası olduğu anlaşılmaktadır. Bu yaklaşımın temel hedeflerinden birisi, söz konusu olayları Türkiye'de kurumsal ve siyasal yapının bütünüyle çürüdüğünün göstergeleri olarak, takdim ederek toplumda çaresizlikle birlikte kutuplaşma ve siyasal gerilim yaratmaktır. Nihai aşamada 'yönetilemeyen, kurumları işlevsizleşen ve toplumsal bütünlüğü zayıflayan bir Türkiye' algısı oluşturmaktır. Bu alçaklığa müsaade edemeyiz, izin veremeyiz. Unutulmasın; kurumlara yönelik güvenin aşındırılması ve toplumsal fay hatlarının belirginleştirilmesi, Türkiye'nin demokratik, ekonomik ve güvenlik bağlamındaki kazanımları karşısında büyük bir bühtan, siyasetin sağlıklı işleyişi açısından ciddi riskler doğurabilecek büyük bir ihanet olacaktır. Böylesi bir atmosferin Türkiye'yi yalnızca siyasal ve toplumsal açıdan değil, ekonomik açıdan da olumsuz etkileyebileceği, yatırımcı algısından finansal istikrara, ülke risk priminden uluslararası itibarına kadar geniş bir alanda Türkiye'nin güvenilirliği üzerinde baskı oluşturabileceği açıktır" dedi. (DHA)
FOTOĞRAFLI








