TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi (2)

ACILI ABLA: 15 YAŞINDA 12 BIÇAK DARBESİNİ SOKABİLİRYORSAN SEN REHABİLİTE OLAMAZSIN
Ankara'nın Pursaklar ilçesinde bıçaklanarak öldürülen Fatih Alacacı'nın ablası Beyhan Alacacı, "Mahkemede en üst sınır 24 yıl. Yalnız gerekçeli kararda gördüğümüzde 12 yıl verdiler, bu cezanın yatarı da sadece 8 yıl, bunun bir yılı denetimli serbestlik, iki, üç yılı da kapalı cezaevi. Gerekçeli kararda hakim diyor ki, '12 bıçak darbesi canavarca hisle yapılmamıştır.' Benim kardeşim bir böbreği eksik girdi mezara, böbreğini aldılar, ince bağırsağına kadar delinmişti, kaburgasını delmişlerdi, böbreklerini delmişlerdi, kanaması o kadar fazlaydı ki bütün hastanedeki kan kardeşime gitti. Benim kardeşim 15 yaşındaydı, siz onun yaşam hakkını aldınız. Tamam, faili koruyorsunuz, mağduru neden korumuyorsunuz ya, niye kimse bunu dile getirmiyor, neden ölen çocuğu kimse korumuyor, neden ölen çocuğun hakkı savunulmuyor, neden hep fail tarafından korunma var? Bakın eğer gerçekten güzel bir sistem kurulursa rehabilite olma ihtimalleri var mı? Olabilir ama şu anki sisteme bakıldığında ben hiçbirinin rehabilite olacağını düşünmüyorum. 15 yaşında 12 bıçak darbesini sokabiliyorsan sen rehabilite olamazsın, sen bu caniliği taşıyorsun. Bir de mesela 'sürüklenmiş çocuk', neyi sürüklemişler? Sen bakkaldan ekmek çalmadın, sen su çalmadın; sen gittin, bıçağı aldın, planladın, 12 kere bıçak soktun. Burada sürüklenme yok, burada bile isteye öldürmek var. O yüzden şu anda benim talebim tabii ki önce bu yasanın değişmesi ama ben kardeşim için 24 yıl istiyorum çünkü hakkı" ifadelerini kullandı.
'AİLELERİN CEZA ALMALARINI İSTİYORUZ'
Kocaeli’nin İzmit ilçesinde 2022 yılında darp edilerek öldürülen lise öğrencisi Kıvanç Uman’ın annesi Derya Uman, "Bizim ailemiz yok oldu. En ağır şekilde cezaların artmasını, ailelerin de ceza almalarını istiyoruz. Aileler almıyor şu anda ancak almalarını talep ediyoruz. Yani anne-baba olarak çok güzel ebeveynlik yaptık biz, onlar yapmadı, onlar çocuklarını dışarı bıraktılar. Yapmasalardı, bırakmasalardı; çocukları gece üçte, dörtte, beşte sokaktaydı. Ben bakkala bile gönderemedim meleğimi, o kadar pamuklara sardım. Çok başarılı bir çocuktu. Tasarlayarak ve planlayarak yapıldı ve mahkememiz bize çok fazla şey yapmadı, bir keşif olmadı. Ben size soruyorum, tüm evlatlarımızın 2 yıl yattı, çıktı. Şu anda 12 yıla çıkarmaya uğraşıyoruz ama bu benim için yeterli değil. Ben en ağır şekilde müebbet istiyorum. Bakın ben bir şehit kardeşiyim. Ağabeyimi kaybettiğimizde, 'Vatan sağ olsun' dedik, başımız dimdikti, adalet de aramadık. Vatan sağ olsun. Benim 10 oğlum olsaydı, vatanıma 10 çocuğum da feda olsaydı ama bu serserilere benim çocuğum feda olmasın" diye konuştu.
'NEDEN MÜEBBET VERİLMİYOR'
Çanakkale Biga'da bir lisede çıkan kavgada başına aldığı darbe sonucu yaralanan ve halihazırda evde tedavi gören Murat Duha Yıldız'ın annesi Çiğdem Yıldız, "Biz eskiden çocukluğumuzda tartışırdık, döner konuşurduk; bu, çocukluktur. Ancak oğlumun başına gelenler caniliktir. Sadece çocukla yetinilmemesi lazım cezada, çocuk ailenin aynasıdır, çocuğunu nasıl yetiştirirsen sana öyle döner. Haksız mıyım? Diyorum ki: 2 sene sonra evladı çıkacak mı mezardan, 2 sene ceza verilmiş ve 2 sene sonra evladı çıkacak mı, 3 sene sonra evladı çıkacak mı mezardan, niye müebbet verilmiyor? Ben şanslıyım, istediğim zaman görüyorum, yanında yatıyorum, nefesini alıyorum, kokluyorum" dedi.
'BEN HALA ÖMER GELECEK DİYE BİR PSİKOLOJİDE YAŞIYORUM'
Bolu'da parkta çıkan kavgada atılan yumruk sonucunda hayatını kaybeden Alperen Ömer Toprak'ın ablası Nisa Toprak, "Bir komşumuz aradı beni, 'Ömer haberlere çıktı' dedi. Ben o merakla, yoldayken baktığım da benim kardeşimin ismini ilk defa 'A.Ö.T.’ olarak gördüm. Bilmiyorum, size bir şey ifade ediyor mu bu kısaltma ama bu kısaltmalar genelde ölen kişiler için kullanılıyor. Bu artık bir kalıp gibi yani onu görünce direkt o zaten aklınıza geliyor. Tek duam hastaneye gittiğim dakikaya kadar, 'Yok ya, yalan haberdir' oldu çünkü ülkemizde yalan haberler de oluyor. Annemin konumu açıktı bende, annem morg tarafına gittiğinde bir koşuşum vardı, hiç unutmuyorum. Ömer'i morgda da gördüm. Bu arada, Ömer bir yumrukla vefat etti, 'Öyle bir yumrukla adam mı ölür?' demeyin. Bu arada, karşı taraf da hep bunu söyleyerek adli tıp raporunu birden fazla kez üst mercilere çıkarttı, gönderdi. Yani çok basit bir şey değil o bir yumruk. Ben, Ömer'in yanına gittiğimde, Ömer'le bizim aramızda şöyle bir sevme şekli vardı, ben Ömer'in her zaman burnunu öperdim, fındık burunlu, 'Ömüşüm' derdim. Normalde ölüden, mezardan korkan bir insandım ama orada ben sadece kardeşim uyuyor diye düşündüm, öyle kabul ettim ve hala olayın şokundayım çünkü ben hala Ömer'in mantıken öldüğünü biliyorum ama hala gelecek diye bir psikolojide yaşıyorum" değerlendirmesinde bulundu.
'BİR KİŞİYE 3-5 SENE DEĞİL 50 SENE VERİN BİR DAHA O BIÇAKLARI ELLERİNE ALABİLECEKLER Mİ?'
Ankara'nın Keçiören ilçesinde çıkan kavgada hayatını kaybeden Hakan Çakır'ın babası Şahin Çakır, olay gecesinde polisi ve 112 acil hattını aradıklarını belirterek, "En az 10 sefer telefon açtık, hem kızım arıyor hem komşular arıyor. Bir de 112'yi aradığımızda fırça yemeye başladık artık, 'Tamam, biz göndereceğiz' diye bu şekilde karşılık veriyorlardı. Şu anda tutuklu olan, 'Siz beş dakika içinde göreceksiniz, buraya insan yığacağım, sizin hepinizi delik deşik edeceğim' diye tehditler savuruyordu. Sanki herkes orada hazır bekliyormuş gibi önce en önde babası, annesi ve tanımadığımız mahalleden 8-10 çocuk, bunların da hepsi 14-15-16 yaşlarında çocuklar yani bir anda etrafımızı sarıp hepimizi bıçakladılar. Bizim elimizde hiçbir savunma şeyi yok. Ondan sonra, benim içimi en çok yakan olay o gece trafik yokken polisin 40 dakikada gelmesi; sokaklarda, parklarda dolaşan güvenlik, bekçi vesaire onların da olmaması. Büyük oğlum hastanede ölüm kalım savaşı verirken katil zanlılarının yaşları gereği bu SSÇ'ler emniyet güçlerinin elinden hastane kontrolünden kaçıyor. Biz üç gün yattıktan sonra beni hastaneden ellerim kelepçeli bir şekilde alıyorlar. Neymiş? Karşı taraf benden davacıymış. Beni sanık olarak aldılar. Ben hastaneden çıkar çıkmaz oğlumun ölüm haberini alıyorum, onu bile görmeden ellerim kelepçeli karakola gidiyorum, bir gün nezarette kalıyorum, o gece de nezarette kaldım. Ertesi gün savcılığa çıkıp tabii ki bizi gönderdiler. Bir kişiye 3-5 sene değil yaş gözetmeksizin 50 sene verin, bakın, bir daha o bıçakları ellerine alabilecekler mi?" ifadelerini kullandı.
'BENİM ÇOCUĞUM ONLARA NE YAPABİLDİ Kİ HUNHARCA BIÇAKLIYORLAR'
Küçükçekmece’de motosiklet tamiri tartışmasında arkadaşları tarafından öldürülen Yusuf Demirci'nin annesi Nazan Demirci, olay günü yaşananları aktararak, "5 saniye içinde çocuğumu iç organlarını 11 yerinden, 9 da dış yerinden olmak üzere katlettiler. Bu dayanılacak bir şey değil. Hastaneye kaldırıldığında benim çocuğum yaşıyordu ve bilinci açıktı. Fakat bize şöyle denildi, 'Çok küçük bir yarası var. Korkmayın, merak etmeyin, müdahale edip göndereceğiz.' İstanbul Çam ve Sakura Hastanesi bize bu bilgiyi verdi. Biz sakin bir şekilde bekliyoruz orada. Benim çocuğum delik deşik olmuş ve benim çocuğumu 5 saat sonra müdahale altına aldılar. 5 saat geçiyor burada ve benim çocuğum hala müşahede altında; 20 yerinden delik deşik olan bir çocuk. İçeri bir girdim, çocuğumdan kan duvarlara fışkırıyor. Ben orada bayılmışım, kendimi tutamıyorum. Siz bana, 'Küçücük bir yara' dediniz ve benim çocuğum orada yalvarmış ablamın kızına, 'Ben ölmek istemiyorum, beni kurtarın' diye. Çok zor dönemler geçirdim, eşim beyin kanaması geçirdi, sağlık durumlarımız iyi değil; eşim, ben ve kızım psikiyatrik tedaviler görüyoruz yani ilaçlarla ayakta zor durabiliyorum inanın. Yaşadığımız hiç kolay bir şey değil. 16 yaşındaki benim çocuğum toprağın altında ve şunu da eklemek istiyorum, cezaevinden boy boy resimler paylaşıp, 'Benim anam ağlayacağına senin anan ağlasın. Aslanlar gibi.' Bu nasıl bir vicdandır? Neticede hiçbir pişmanlık duyulmamış. Bir de benim çocuğum onlara bu kadar ne yapabildi ki hunharca bıçakladılar" diye konuştu.
'BİR İNSAN 10 YAŞINDA DA OLSA 100 YAŞINDA DA OLSA ADAM ÖLDÜRÜYORSA KATİLDİR'
Gaziantep’te iki grup arasında çıkan kavgada aldığı bıçak darbesi sonrası hayatını kaybeden Eyüp Arıcı'nın annesi Meltem Arıcı, "Eyüp eve dönerken karşı taraf laf atıyor çocuğuma, küfrediyor. 'Bir daha sizi burada görürsek şöyle böyle yaparız, bilmem ne.' Eyüp da dönüyor arkasını, 'Sen ne diyorsun, biz ne yaptık ki?' diyor. Öyle demeye kalmıyor, Eyüp'a bir tane yumruk atıyorlar, sonra sarsılıyor ve 7 kişi de üstüne çullanıyor” derken baba Ömer Arıcı ise, "SSÇ başımıza bela, bela. Ben şunu söyleyeyim, özür diliyorum hepinizden, 'SSÇ' diye bir kavram yok. Bir insan 10 yaşında da olsa, 100 yaşında da olsa adam öldürüyorsa o katildir. Bu SSÇ ne? Soruyorum size, ne bu? Çocuk okula gidemiyor. Sabah dokuzda ben okula götürüyorum çocuğumu, saat onda öğretmeni telefon açıyor 'Ömer Bey, oğlunuz çıkmak istiyor' diyor. 'Oğlum niye çıkıyorsun?' diyorum, hüngür hüngür ağlıyor çocuk psikolojik baskıdan. Yedikleri, içtikleri su ayrı gitmiyordu. Bu SSÇ'yi çözün; yeter, yeter. Şu insanlar niye mağdur olsun ya, hepsinin çocukları toprağın altında" dedi. (DHA)






