Geri Dön
İstanbulYeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde ‘Yaşam Boyu Güvenli Bakım’ programı düzenlendi

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde ‘Yaşam Boyu Güvenli Bakım’ programı düzenlendi

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde ‘Yaşam Boyu Güvenli Bakım’ programı düzenlendi

Melike USLU- Uğurcan TANMAN/İSTANBUL, (DHA)- YEDİTEPE Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde, 17 Eylül Dünya Hasta Güvenliği Günü kapsamında ‘Yaşam Boyu Güvenli Bakım’ programı düzenlendi. Programda, bulaşıcı olmayan hastalıklarda güvenli bakım, kalp ve damar cerrahisi, kronik böbrek yetmezliği, diyabet ve obezite, akciğer sağlığı, meme kanseri ve güvenli hemşirelik uygulamaları farklı branşlardan uzmanların sunumlarıyla ele alındı.

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, Kalite Geliştirme Koordinatörü Sevgi Nazlı Köprülü Güngör’ün açılış konuşmasıyla başladı. Program kapsamında; Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı, Kalite Geliştirme Direktörü Prof. Dr. Tuğhan Utku, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tijen Alkan Bozkaya, İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, İç Hastalıkları, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Haliloğlu, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal ve Kalite ve Eğitim Hemşiresi Uzm. Hemşire Şerife Bahtiyar Gürses, farklı başlıklarda sunum gerçekleştirerek bilgi ve deneyimlerini paylaştı.

‘AKTİF BİR YAŞAM SÜRMEK, DAHA HAREKETLİ OLMAK GEREKİYOR’

Programda konuşan İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, “Ülkemizde giderek artan bir sorun var. Diyabetin görülme sıklığı oldukça yüksek ve ülkemizde tuz tüketimi de oldukça fazla. Avrupa ülkeleri arasında bu konuda öne çıkan ülkelerden biriyiz. Eğer diyabeti, şeker ve tuz tüketimini kontrol altına alabilirsek, yaşam boyu daha sağlıklı ve güvenli bir hayata kavuşabiliriz. Şeker ve tuz tüketiminin kontrolü, daha sağlıklı bir beden ve daha sağlıklı böbreklere sahip olmamızı sağlayacaktır. Kilo kontrolü çok önemli. Aktif bir yaşam sürmek, daha hareketli olmak gerekiyor. Beslenmede şeker ve genel olarak karbonhidrat tüketimine dikkat edilmesi, özellikle rafine şeker tüketiminden kaçınılması gerekiyor. Kilo kontrolünün iyi yapılması ve tuz tüketiminin azaltılması da büyük önem taşıyor. Ülkemizde kronik böbrek yetmezliği erkeklerde biraz daha sık görülmekle birlikte, her iki cinsiyette de yaklaşık olarak benzer sıklıkta izleniyor” dedi.

‘KALITSAL HASTALIKLAR KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİNE YOL AÇABİLİYOR’

Prof. Dr. Kantarcı, “Kronik böbrek yetmezliğine en sık tip 2 diyabet, yani sonradan ortaya çıkan diyabet, neden oluyor. Bunun yanı sıra yüksek tansiyon da önemli bir neden. Polikistik böbrek hastalığı gibi bazı genetik hastalıklar ve ailevi Akdeniz ateşi olarak bilinen FMF gibi kalıtsal hastalıklar da kronik böbrek yetmezliğine yol açabiliyor. Böbrek taşları da nedenler arasında yer alabiliyor. Hastaların kullandığı bazı ilaçlar, özellikle ağrı kesiciler, kronik böbrek yetmezliğine giden süreçte etkili olabiliyor. Böbrekler sessiz organlardır. Son dönem böbrek yetmezliğine gelene kadar çoğu zaman belirti vermeyen, hastalık açısından kendini belli etmeyen organlardır. O yüzden böbrek hastalığının farkına varmak gerekiyor. Tansiyonunuz yükselirse, idrarınız köpürürse veya idrarınızda renk değişikliği görürseniz mutlaka bir hekime başvurun” diye konuştu.

‘KALP HASTALIKLARI DÜNYA GENELİNDE ÖLÜM NEDENLERİNİN BAŞINDA GELİYOR’

Kalp ve damar hastalıklarının, dünya genelinde son verilere göre en çok ölüm nedenlerinin başında geldiğini söyleyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tijen Alkan Bozkaya ise “Bugün, Dünya Sağlık Örgütü'nün öngördüğü 17 Eylül 2026 Dünya Hasta Güvenliği Günü. Bu kapsamda tema olarak da bu yıl “bulaşıcı olmayan hastalıklarda ölümlerin önlenmesi” seçildi. Bulaşıcı olmayan hastalıklar konusunda, bizim konumuz olan kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde son verilere göre en çok ölüm nedenlerinin başında geliyor. Dört ölümden maalesef üçü; kalp ve damar hastalıkları, serebrovasküler hastalıklar ve bunlarla ilişkili renal ve diyabetik hastalıklar nedeniyle meydana geliyor. Artık günümüzde, ortalama olarak kalp ve damar sağlığındaki bozulma daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Biz, genel olarak başka bir ailevi risk faktörü yoksa 45 yaş üstünde, her iki cinsiyette de kalp ve damar hastalıklarından korunmayı ve bu nedenle gerekli önlemlerin alınmasını öneriyoruz. Artık eski paradigmalar, yani hastalığın komplikasyonları ortaya çıktıktan, semptom verdikten veya ağır sonuçlar doğurduktan sonra müdahale etmek yerine, erkenden önlem almayı gerektiriyor. Özellikle ailesinde kalp hastalığı veya serebrovasküler hastalık bulunan kişilerin, hastalık meydana gelmeden önce önlem almaları ve risklerini belirlemeleri gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘KALP VE DAMAR SAĞLIĞINDA PROAKTİF YAKLAŞIM ÖNEM KAZANIYOR’

Prof. Dr. Bozkaya, “Dünya Sağlık Örgütü'nün de öngördüğü hipertansiyon, hiperlipidemi ve diyabet kontrolü ile sağlıklı yaşam ve sigaranın bırakılması çok önemli faktörler. Artık kalp ve damar sağlığında yalnızca klinikte, ameliyathane şartlarında değil; ameliyat öncesinde, erken klinik tanı ve risklerin erken belirlenmesiyle hareket etmek gerekiyor. Örneğin, basit bir lipid profilinin yanı sıra lipoprotein A düzeyinin tespit edilmesi, erken kalp hastalığı risklerinin belirlenmesi açısından önem taşıyor. Hemoglobin A1c ile üç aylık ortalama kan şekerimizin belirlenmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir. Dolayısıyla proaktif olmayı, bu tür riskleri önceden öngörüp gerekli önlemleri almayı ve bunlara önem vermeyi gerektiren bir dönem içerisindeyiz. Hepinize, tüm ülkemize sağlıklı damar sağlığı ve güvenli yıllar diliyorum” dedi.

‘HASTALARIN GÜVENLİ SAĞLIK HİZMETİ ALMASINI AMAÇLIYORUZ’

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı, Kalite Geliştirme Direktörü Prof. Dr. Tuğhan Utku da “Her 17 Eylül, Dünya Sağlık Örgütü'nün 2019 yılında aldığı karar doğrultusunda, 72. Dünya Sağlık Asamblesi'nde alınan karar üzerine Dünya Hasta Güvenliği Günü olarak kutlanıyor. Bugün; sağlık hizmeti alan hastaların, sağlık hizmeti sırasında ekstra bir zarar görmemeleri ve güvenli sağlık hizmeti almaları açısından farkındalığı artırmaya çalışan, önlemlerin yüksek sesle konuşulmasını teşvik eden, uluslararası işbirliği ve dil birliği oluşturmaya çalışılan bir gün. Dünya Sağlık Örgütü, her yıl olduğu gibi bu yıl da belirli bir motto belirliyor. Önemine göre bazı hastalıkları veya bazı durumları ön plana çıkarıyor. Bu yılın mottosu bulaşıcı olmayan hastalıklar üzerine kurgulanmış durumda. Akıllarda daha kolay kalması için şöyle ifade edebilirim: Enfeksiyon dışı nedenler ağırlıklı olarak; kalp ve damar hastalıkları, obezite, diyabet ve böbrek yetersizliği gibi tıbbi açıdan önemli, bir insandan diğerine bulaşmayan ancak çok ciddi anlamda ölümcül olabilen hastalıklardan bahsediyoruz” diye konuştu.

‘HASTALAR TEDAVİ SÜRECİNDE İLAVE BİR ZARAR GÖRMEMELİ’

Prof. Dr. Utku, “Burada altını çizdiğimiz önemli konulardan biri, belki de yüksek sesle söylenmesi gereken şu; sağlık hizmeti, bütüncül bir hizmettir ve multidisiplinerdir. Çok sayıda bireyin görev aldığı bir süreçtir. Bunun içinde yer alan en önemli figür ise aslında hastanın kendisi ve hasta yakınlarıdır. Onların da bu süreci benimseyerek, sahiplenerek ve önerileri dikkate alarak, gerektiğinde tartışarak yaşamlarını ve tedavilerini sürdürmelerini bekliyoruz. Bugün konuştuğumuz en önemli konulardan biri bu. Tabii ki bu sürekliliği sağlamakta en önemli konulardan biri tıbbi kayıtların sürekliliği ve paylaşılabilmesi. Bunun yanı sıra tedavi kararları ve yöntemleri konusunda hasta ve hasta yakınlarıyla mutabakat sağlanması ve iletişimin sürdürülmesi gibi konular da büyük önem taşıyor. Tek bir amacımız var: Hastalarımız doğru tedaviyi alsınlar ve tedavi alma sürecinde ilave bir zarar görmesinler. Genel amacımız ve bugün bu konuyla ilgili çabamız buydu” ifadelerini kullandı.

‘HASTA GÜVENLİĞİ KONUSUNDA FARKINDALIK SAĞLAMAYI AMAÇLIYORUZ’

Kalite Geliştirme Koordinatörü Sevgi Nazlı Köprülü Güngör ise “Bugün, 17 Eylül Dünya Hasta Güvenliği Günü'nde, her yıl olduğu gibi tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte hasta güvenliği konusunda farkındalık sağlamak amacıyla bir araya geldik. Bu konudaki temel amacımız, Kalite Geliştirme Koordinatörlüğü olarak, hastalarımızın sağlık hizmeti alırken oldukça karmaşık ve riskli bir süreçten geçtiğinin farkında olarak, onları önlenebilir tıbbi zararlardan korumak ve buna yönelik önlemler almak. Biz buna proaktif yaklaşım diyoruz. Yani riskleri önceden tespit ederek hastalarımızı sağlık hizmetinin her adımında olası hatalardan korumak ve eğer bir tıbbi hata meydana gelirse mutlaka hastane genelinde gerekli düzenleyici önlemleri almak. Aslında bahsettiğim hasta güvenliği kavramının temelini bunlar oluşturuyor. Bugün de 17 Eylül vesilesiyle tekrar bir araya gelerek bu konu hakkında farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalar yapmak için birlikteyiz” dedi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber