'ALS'de erken teşhis hayati önem taşıyor'

İZMİR, (DHA)-İZMİR'de yaşayan 47 yaşındaki arkeolog Mina Eroğlu'na Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal tarafından konulan teşhisle zorlu bir mücadeleye başladı. Kendisinde tespit edilen ve nadir görülen 'SOD1 Gen Mutasyonu'na yönelik güncel bir tedavi protokolü uygulanan Eroğlu, genetik haritasının erken çıkarılmasının önemini vurgulayıp, hayata sıkı sıkıya tutunduğunu belirtti. Hastalığın fıtık gibi rahatsızlıklarla karıştırılması nedeniyle dünyada tanı süresinin 10-14 ayı bulabildiğini ifade eden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal ise ALS'de erken teşhisin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
Ünlü fizikçi Stephen Hawking'in 21 yaşındayken yakalandığı ve onun adıyla anılan Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS); beyin ve omurilikteki motor nöronların hasar görmesiyle ilerleyen nörodejeneratif bir hastalık. Genellikle el ve ayaklarda güçsüzlük, kas seyirmeleri ile başlayan bu hastalık, duyuları ve zihinsel yetenekleri etkilemeksizin zamanla vücut kaslarını hareketsiz bırakabilmekte. Vakaların yüzde 90'ından fazlası ortada belirgin bir aile öyküsü olmadan aniden ortaya çıkabilmekte. İzmir'de yaşayan 47 yaşındaki arkeolog ve haber editörü Mina Eroğlu ise bu hastalıkla ailesinin geçmişi nedeniyle çok erken yaşlarda tanışanlardan biri. Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal'ın kontrolünde ALS hastalığına karşı zorlu bir tedavi sürecine giren Mina Eroğlu, 21 Haziran ALS Farkındalık Günü öncesinde ALS ile yaşamanın ne anlama geldiğini anlattı.
AİLE GEÇMİŞİ TEŞHİSİN İPUCU OLDU
Geçen yıl diz ağrısı ve yürüyüş bozukluğu şikayetleriyle hekime başvuran Mina Eroğlu, yapılan tetkikler sonucunda iki teyzesini ve iki kuzenini hayattan koparan ALS teşhisi aldı. Belirtilerin ilk başta ortopedik problemlerle karıştırıldığına dikkati çeken Eroğlu, ailesindeki hastalık öyküsünün tanı sürecinde belirleyici olduğunu ifade etti. Anne tarafında ALS'nin uzun yıllardır görüldüğünü aktaran Eroğlu, "İki teyzemi ve iki kuzenimi ALS nedeniyle kaybettik. Ailemde hastalığın olduğunu biliyordum ama insan yine de başına geleceğini düşünemiyor" dedi. Yapılan genetik incelemelerde ailesinde kuşaktan kuşağa aktarılan SOD1 gen mutasyonunu taşıdığının ortaya çıktığını anlatan Mina Eroğlu, “Mutasyonu annemden aldım. Annem taşıyıcı olmasına rağmen herhangi bir belirti göstermiyor ancak bende hastalık ortaya çıktı" dedi.
Aile bireylerinin geçmişte ALS tanısı aldıktan sonra yalnızca 3 ila 5 yıl yaşayabildiğini belirten Eroğlu, bugün erişebildiği tedavinin kendisi için önemli bir umut kaynağı olduğunu vurguladı.
KENDİ VÜCUDUNUZUN İÇİNDE HAPİS GİBİ
ALS'nin kimi insanda vücudun aşağısından, kimi insanda da yukarıdan başlayabildiğini aktaran Mina Eroğlu, “Bizim ailemizde ALS kendini bacaklarda gösteriyor. Dışarıdan bakınca yürürken sarhoş gibi görünüyordum. Zamanla karın ve el kaslarım zayıfladı; bir şey tutmakta, oturup kalkmakta zorlanmaya başladım. Teşhisi aldıktan bir süre sonra zayıflayan bacak kaslarım nedeniyle bazı durumlarda tekerlekli sandalye de kullanmam gerekmeye başladı" diye konuştu.
ALS hastalığının ilerlemesi durumunda zamanla yüz ve göğüs kaslarının da zayıfladığını ve bu durumun çiğneme, nefes alma gibi hayati öneme sahip hareketleri yapamayacağı bir tabloya neden olabildiğini belirten Eroğlu, “Kendi vücudunuzun içinde hapis kalmış gibi oluyorsunuz. Vücudunuz, bildiğiniz vücut olmaktan çıkıyor" dedi. Yaşadığı zorlu sürece rağmen hayata sıkı sıkıya tutunan ve şu an 'freelance' olarak haber editörlüğü ve çevirmenlik yapan Eroğlu, zihnini aktif tutmanın kendisine çok iyi geldiğini vurguladı. Mina Eroğlu, “Her sabah kalkıp heyecanla kendime kahve yapıyorum. Günlük tutmaya başladım, kuş gözlemciliği yapıyorum. Hayatımda ilk defa geçen her bir mevsimin tadını çıkarıyorum. Öfkenin bir manası kalmıyor, insana bir sükunet ve derinleşme geliyor" diye konuştu.
'ERKEN DÖNEMDE GENETİK HARİTANIN ÇIKARILMASI ÇOK KRİTİK'
Tedavi süreci hakkında bilgi veren Mina Eroğlu, şöyle konuştu: “Teşhisin ardından yapılan ileri genetik testlerde, ALS hastalarının küçük bir kısmında görülen nadir bir "SOD1 Gen Mutasyonu" taşıdığım tespit edilerek, hedefe yönelik güncel bir tedavi protokolü planlandı. Bu hastalıkta erken dönemde genetik haritanın çıkarılması çok kritik. Benim durumuma özel olarak planlanan tedaviyle birlikte, hastalığın takibinde kullanılan laboratuvar parametrelerimde olumlu gelişmeler gözlemlendi. Kas seyirmelerimde rahatlama oldu. Bu süreç ciddi bir farkındalık ve hekimle tam bir uyum gerektiriyor.
'KAS SEĞİRMELERİNİN TEK BAŞINA ALS ANLAMINA GELMEZ'
Hastalığın klinik tablosu ve yürütülen tedavi yaklaşımı hakkında konuşan Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, ALS'nin ilk dönemlerinde fıtık veya sinir sıkışması gibi rahatsızlıklarla çok sık karıştırıldığına dikkat çekti. Toplumda sık görülen kas seğirmelerinin tek başına ALS anlamına gelmediğinin de altını çizen Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Uysal, "Önemli olan nokta, seğirmelere eşlik eden ilerleyici güç kaybının bulunup bulunmamasıdır. ALS için bugün halen kesin tanı koyduracak tek bir kan testi ya da görüntüleme yöntemi yok. Tanı; hastanın hikâyesi, nörolojik muayenesi, EMG incelemeleri ve diğer olasılıkların dışlanmasıyla konulabiliyor. Bu nedenle dünyada tanı süresi ortalama 10 ila 14 ay arasında değişebiliyor. İşte buna ALS'nin 'tanı paradoksu' deniliyor" dedi.
Sağlık mevzuatı ve bilimsel sınırlar çerçevesinde her hastaya uygun tedavi protokollerinin yürütüldüğünü aktaran Doç. Dr. Uysal, tıp dünyasında genetik alt gruplara yönelik yürütülen çalışmaların umut verici olduğunu, ancak erken teşhisin ve doğru planlamanın her hasta için en kritik faktör olduğunu söyledi. Doç. Dr. Uysal, "Açıklanamayan ve giderek artan güç kaybı konusunda hem hastaların hem de hekimlerin dikkatli olması gerekir. Çünkü ALS'de bugün sahip olduğumuz en değerli şey zaman" mesajını verdi.(DHA)
FOTĞRAFLI







