Geri Dön
PolitikaBahçeli: Türkiye arınma sürecinden geçmektedir

Bahçeli: Türkiye arınma sürecinden geçmektedir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Cumhur İttifakı olarak küresel rekabette yerimizi almaya çalışırken Türkiye, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarıldığı bir arınma sürecinden de geçmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile başlayan yolsuzluk, rüşvet ve ahlaksızlıklar skandalı halka halka ülkemizin birçok yerindeki belediyelere uzanmıştır" dedi.

Bahçeli: Türkiye arınma sürecinden geçmektedir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, fon soruşturması ve belediyelere yönelik düzenlenen ‘yolsuzluk’ soruşturmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Bahçeli, Türkiye'nin birikmiş sorunlarını çözerek, tecrübeyle, akılla daha iyiye, daha müreffeh bir yarına ulaşma gayesiyle hareket ettiğini ifade ederek, "Yakın tarihimize bakıldığında terör, uygulanan ekonomik yaptırımlar, 15 Temmuz hain kalkışması, asrın felaketi 6 Şubat Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremler, ABD/İsrail-İran savaşı; Ukrayna-Rusya Savaşı; Suriye de yaşanan iç çatışmalar, diğer jeopolitik riskler ve göç, ayrıca yaşanan demokrasi dışı müdahaleler gibi Türkiye hasımlarıyla yapılan işbirlikleri sonucu ülkemizin sokulmak istendiği cendere nedeniyle ülkemiz; önemli ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kalmıştır. 40 yılı aşkın süredir mücadele edilen PKK terörünün Türkiye ekonomisine hesaplanabilir yaklaşık asgari maliyeti, Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 2,3 trilyon dolardır. (TASAV çalışması 1984-2024, 2 trilyon 170 milyar dolardır) Asrın felaketi 6 Şubat depremlerinin asgari maliyeti 110 milyar doları aşmıştır. ABD/İsrail-İran savaşı; Hazine ve Maliye Bakanlığı açıklamalarına göre piyasa müdahaleleri ve rezerv etkisi, enflasyon etkisi, enerji ve akaryakıt maliyetleri, dış ticaret ve turizm riskleri ile finansal piyasalara olan etkileriyle Türkiye ekonomisine önemli bir maliyet yüklemiştir. Küresel petrol arzında yaşanan kesintiler geçmiş dönemlerdeki benzer şoklardan daha büyük olmuştur. Petrol fiyatlarının piyasalarda yüksek seviyelerde fiyatlanmasının doğrudan ve dolaylı etkileri nedeniyle enflasyon hedefleri sapma göstermiştir. Savaş, yalnızca enerji piyasalarını değil, gübreden çip üretiminde kullanılan ham maddelere kadar birçok stratejik ürünü etkilemiş, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar finansal koşulları sıkılaştırmış, dış ticaret dengesini olumsuz etkilemiştir" ifadelerini kullandı.

'SERMAYE PİYASALARI GÜVENLİ VE İSTİKRARLIDIR'

Türkiye'nin jeopolitik açıdan zorlu bir bölgede olduğunu hatırlatan Bahçeli, açıklamasına şu cümlelerle devam etti:

"Savaşların yarattığı belirsizlikler önemli bir risk oluşturmuştur. Yukarıda vurguladığım; ülkemizi kalkınması yolunda sekteye uğratan bu gelişmeler aynı zamanda da ekonomik istikrarı engellemiş, sürdürülebilir bir düzen oluşmasına mani olmuştur. Küresel ölçekte yaşanan krizlerin faturası kırılganlığın yüksek olması nedeniyle ülkemiz üzerine daha fazla hissedilmiştir. Türkiye pandemi sürecini dünyada gıpta edilecek bir düzen içinde hiçbir vatandaşımızı mağdur etmeden yürütmüştür. Uluslararası ekonomik yaptırımlar ticaretimizi, uygulanan ekonomik ve sosyal politikaları olumsuz etkilemiştir. 15 Temmuz’da ülkemiz işgal edilmek istenirken, ekonomimizin de çökeceği umulmuştur. Türkiye tüm bu olumsuz tabloya rağmen bugün milli gelirini 1,7 trilyon dolara, kişi başına düşen milli gelirini 18 bin dolara çıkarmayı başaran, güçlü bir ekonomidir. Düşük işsizlik seviyesine, yüksek ihracat kapasitesine, sürdürülebilir cari açığa, borç yönetimi ve bütçe dengesine sahiptir. Bankacılık ve sermaye piyasaları güvenli ve istikrarlıdır. Tabii ki toplum kesimlerinin, emeklimizden çiftçimize, esnafımızdan çalışanımıza sorunlarımız vardır ve bunların süratle giderilmesi gerekmektedir. Cumhur İttifakı olarak küresel rekabette yerimizi almaya çalışırken Türkiye, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarıldığı bir arınma sürecinden de geçmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile başlayan yolsuzluk, rüşvet ve ahlaksızlıklar skandalı halka halka ülkemizin birçok yerindeki belediyelere uzanmıştır. Son iki yıl içerisinde çok sayıda belediye hakkında rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve örgütlü yolsuzluk iddialarıyla soruşturmalar yürütülmektedir. Dava süreçleri devam etmekte olsa da soruşturmalara konu olan iddialar, ifadeler ve kamuoyuna yansıyan açıklamalar, olayların boyutunun büyük olduğunu ve ciddi biçimde ele alınmasını gerektirecek bir tabloyu ortaya koymaktadır."

'TÜRKİYE EKONOMİSİNİN İSTİKRARI FİNANSAL İSTİKRARDAN GEÇMEKTEDİR'

Bahçeli, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

"Esasen belediyeler, siyasi bir iktidar alanı olmaktan önce kamusal bir emanettir ve buraları yönetenlerin bu yasal ve ahlaki sorumluluğu içselleştirerek görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir. İhale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren bir problem olmanın yanında ahlak ve yönetişim problemidir. Bununla birlikte bu tarihi yolsuzluk skandalının mali tablosunu da kamuoyumuz merak etmektedir. Yargı kararlarıyla, Sayıştay ve ilgili denetim kurumlarının tespitleriyle birlikte kamu zararının açıkça ortaya konulması, yolsuzlukların faturasının kamuoyunda paylaşılması, maşeri vicdanın rahatlatılması bakımından kaçınılmazdır. Yolsuzluklarla uğranılan kamu zararı geri alınarak emeklimize, dar ve sabit gelirli vatandaşlarımıza verilmeli, onların refahı için harcanmalıdır. Diğer yandan son günlerde yaşanan fon soruşturması kapsamındaki gelişmeler dar kapsamlı bir grubun kanunları ihlalle piyasayı maniple ettiği yönündedir. Devlet kurumları ve yetkili kişilerin açıklamalarından duruma vaziyet edildiği, suç işleyenlerin tespit, mağdur olanların da mağduriyetlerinin giderilmesi için yol haritasının belirlendiği, uygulamaya başlandığı anlaşılmaktadır. Türkiye ekonomisinin istikrarı finansal istikrardan geçmektedir. Finans sistemi güven üzerine kuruludur. Vatandaşlarımız, özellikle küçük yatırımcılar, parasını bankaya veya sermaye piyasası araçlarına yatırırken bir finansal ürüne yatırım yapmakla birlikte finansal sisteme, bu sistemi sevk ve idare eden ve denetleyen kurumsal yapıya da duyduğu güveni ifade etmektedir. Bu nedenle finansal piyasalarda yaşanan bir manipülasyon iddiasının zararı yalnızca para kaybeden yatırımcılarla sınırlı değildir. Güven kaybı, piyasaların tamamına, ilgili kurumlara ve bütünüyle ekonomiye olabilmektedir."

'VATANDAŞLARIMIZIN TASARRUFLARINI DEĞERLENDİRMEK İSTEMESİ DOĞALDIR'

Bahçeli, fon piyasasında yaşananlara ilişkin, "Vatandaşlarımızın yüksek enflasyon ortamında, çalışarak elde ettikleri tasarruflarının satın alma gücünü korumak arzusundadır. Bunu güvence altına alabilecek etkin bir mekanizmanın bulunup bulunmadığını sorgulaması, meseleyi ekonomik olmaktan çıkarak bir sistem ve yönetim sorununa, aynı zamanda toplumsal güven meselesine taşıyacaktır. Finansal piyasalarda meşru yollarla vatandaşlarımızın tasarruflarını değerlendirmek istemesi doğaldır. Bazı yatırımcıların risk alması da kendi takdirleridir. Burada esas olan söz konusu fonların idaresi sırasında finansal sistemi ve ekonomiyi istikrarsızlaştırma aynı zamanda da bilgi sızdırmak suretiyle piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma gibi kanunsuzlukların olup olmadığıdır. Kuşkusuz fon piyasası tasarruf sahiplerinin getiri aradığı bir alan olması yanında bütünüyle ekonomi piyasalarının güven ve istikrarını da yakından etkilemektedir. Esasen Türkiye’de yaşanan sorunun kurallardan çok, uygulamadan kaynaklanmakta olduğu anlaşılmakta, gözetim ve denetimdeki eksiklik, aksaklık ve yetersizlikler meselenin temelinde yer almaktadır. Bu nedenle yatırımcının güven duyacağı bir finansal sistemi tesis edecek ve sürekli kılacak hukuki, idari ve yapısal tedbirler alınmalıdır. Dikkatinizi çekmek isterim; kamuoyuna yansıyan itiraflar belediyelerde isteme ve çökme yoluyla, cebren açık bir yolsuzluk ve rüşvet çarkının söz konusu olduğunu göstermektedir. Fon piyasasındaki olaylar ise yapılan manipülasyonlar saklı olmak üzere isteğe bağlı bir tasarruftur. Burada yolsuzlukları yarıştırmaya, yahut birini masumlaştırmaya çalışmıyorum. Bir gerçeğe dikkat çekerek, adı yeni zihniyeti eski olan siyasilere, toplumu istismar etmeye, farklı bir yere yönlendirmeye bu yolla da belediyelerinizde yapılan hukuksuzlukların üstünü örtmeye çalışmayın, bu hikayeye kimseyi inandıramazsınız demek istiyorum" dedi.

'ÇAĞRIMIZ, HER SİYASİ PARTİNİN HER ŞEYDEN ÖNCE TÜRKİYE DEMESİDİR'

Bahçeli, açıklamasının devamında, "Türkiye, Cumhur ittifakı birlikteliğinde her sorunun üstesinden gelmeye, her fitneyi boğmaya, her ihaneti bozmaya ve Türkiye hasımlarının oyunlarını boşa çıkarmaya muktedirdir. Çağrımız, siyasetin önemli meselelere, iktidar gitsin de ülke de yanarsa yansın anlayışıyla yaklaşmamasıdır. Her siyasi partinin Türkiye partisi olması, her şeyden önce Türkiye demesidir. Türkiye, yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Bu yönüyle yapısal sorun ağlarının bütüncül biçimde irdelenmesi ve bunların kalıcı çözümlerle ortadan kaldırılması iradesinin gösterilmesidir. Adaleti, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temeli olarak görüyoruz. Tarafsız ve bağımsız yargı ilkesinin tam anlamıyla vücut bulacağı etkin bir hukuk sistemi ile güçlü bir kurumsal kapasitenin oluşturulmasının hayati önem taşıdığına inanıyoruz. Bunu mümkün kılacak düzenlemeler kadar uygulamaların da tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleriyle uyumlu ve güven verici olması sağlanmalıdır. Devlet idaresini milletimizin bir emaneti olarak gören Milliyetçi Hareket Partisi, yolsuzluklara, rüşvete, yağmacılığa ve kayırmacılığa meydan vermemeyi; bu suçları işleyenlerin de hukuk kuralları çerçevesinde en ağır şekilde cezalandırılmasını milli bir vazife olarak görmektedir. Cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır. Elbette insanın düştüğü çukur, kendi iradesinin tezahürüdür. Bu iradeyi, bir değere, inanca, fikre ve zümreye bağlamak, sorunun tespitini güçleştireceği gibi yanlış teşhis üzerinden tedaviyi de işlevsiz kılabilecektir" ifadelerini kullandı.

Bahçeli, açıklamasının son bölümünde şu cümlelere yer verdi:

"Türkiye’nin milli yükseliş iradesiyle büyük bir siyasi kararlılığın ortaya konulduğu; ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, savunma sanayisi gibi birçok alanda dünyada önemli ilerlemeler kaydettiği, aynı zamanda 'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedefleri doğrultusunda atılan adımların sonuç verdiği bir dönemde, oluşan huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik girişimler kabul edilemezdir. Yaşananlar bir yönüyle ahlak, adalet ve güven zaafına yol açarken; diğer yandan gayrihukuki ve gayriahlaki olayların toplumun bütününe, devlet organlarının tamamına ve kurumların işleyişindeki genel duruma teşmil edilerek yönetilemeyen bir ülke imajı yaratılmasının hedeflendiği ve bu doğrultuda sosyal hareketlenmenin umulduğu dikkat çekmektedir. Bütün bu gelişmeler birbirinden bağımsız adli ve siyasi olaylar olarak değerlendirilebilse de daha köklü ve yapısal sorunlarla birlikte ele alınmalıdır. O sebeple her nerede ve kiminle ilgili olursa olsun; yolsuzluk, usulsüzlük, kamu malının istismarı, kuralların ihlali ve benzeri bir suç varsa, hukuk çerçevesinde suçun niteliğine, suç isnadının yöneltildiği kişinin kimliğine ve kişiliğine bakılmaksızın üzerine gidilmelidir. Bu anlayış çerçevesinde; ahlak, adalet, liyakat, hakkaniyet ve hesap verebilirlik çerçevesinde 'temiz siyaset, temiz yönetim ve müreffeh toplum' hedefinin somut bir zihniyet ve ahlaki reform programına dönüştürülmesi sağlanmalıdır."