Cevdet Yılmaz: İhracatımız 270 milyar doları aştı (3)

ELAZIĞ’DA SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE KANAAT ÖNDERLERİYLE BULUŞTU
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Malatya’daki programlarının ardından Elazığ’a gelerek çeşitli temaslarda bulundu. Yılmaz, Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, AK Parti Elazığ Milletvekilleri Erol Keleş ve Ejder Açıkkapı, CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, AK Parti İl Başkanı Sencer Selmanoğlu ve MHP İl Başkanı Yunus Bal tarafından karşılandı. Elazığ Valiliği’ni ziyaret eden Yılmaz, şeref defterini imzaladıktan sonra Vali Numan Hatipoğlu ile görüşerek kentte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, valilik ziyaretinin ardından bir otelin toplantı salonunda sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.
’90 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE KAYNAK HARCANDI’
Yılmaz, burada yaptığı konuşmasında, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerin yeniden inşası için 90 milyar doların üzerinde kaynağın harcandığını ifade ederek, “Tarihimizin en büyük afetini yaşadık. Asrın afeti diyoruz. Ve bunu da tarihimizin en büyük dayanışmalarından biriyle aşıyoruz. Yerelde valilerimiz, belediye başkanları, yerel yöneticiler, meslek kuruluşları, sivil toplum, merkezi idare olarak da bizler bu ağır yükün altından kalkıyoruz. 455 bin hak sahibine anahtarları teslim edildi. Bu kolay bir iş değil. 3 yıllık bir süreçte dünyada bunu yapan başka bir ülke var mı? Ben bilmiyorum doğrusu. Dünyada afetler sonrası bu kadar geniş bir alanda bu kadar büyük bir inşa çalışması yapıp vatandaşa da çok düşük bir bedelle bunu sağlayan başka bir devlet yok. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile gurur duyuyoruz. Bu müşfik anlayış vatandaştan yana, vatandaşı şefkatle kucaklayan anlayışa liderlik yapan Sayın Cumhurbaşkanımıza, iradesiyle liderliğiyle bütün bunlara öncülük yapan Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde bakanlarımıza özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız başta olmak üzere çok çok teşekkür ediyoruz. Kolay değil bu işler. İş yapan bilir, laf eden değil. En küçük bir yer yapayım deseniz ne kadar vakit alır, sıkıntı doğurur. Koca bir bölge yeniden inşa edildi. 90 milyar doların üzerinde bugüne kadar bir maliyeti ödemiş durumdayız. Finans maliyetini de saymıyorum. Yani bu ekstra bir maliyet. Bunu yapabilmek için hazinemiz ister istemez borçlandı. Daha fazla kaynak bulmak durumunda kaldı. Sadece konutlar inşa edilmedi; yollar yapıldı, tüneller, köprüler inşa edildi. Şehirlerin altyapıları, arıtma tesisleri yapıldı. Hastaneler, okullar organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri inşa edildi. Altyapısıyla, üst yapısıyla topyekün bir bölge ayağa kaldırılmış oldu. Ve bu sene Allah'ın izniyle bu çalışmalar tamamlanmış olacak. Bu sene yine bütçemizde belli bir ödeneğimiz var. Ondan sonrası biraz daha ufak tefek eksiklerin tamamlanması şeklinde gidecek” dedi.
‘KENTSEL DÖNÜŞÜM LÜKS DEĞİL, ZORUNLULUK’
Kentsel dönüşüm çalışmalarının afet öncesi hayat kurtaran zorunluluk olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi:
“Elazığ'ımız da bu depremde yıkım yaşayan illerimizden biri oldu. Allah'tan fazla bir vefat olmadı. Bu vesileyle tüm vefat edenlere de Allah'tan rahmet diliyoruz. 50 binin üzerinde canımızı kaybettik. Yaralılar daha fazla bütün deprem bölgesinde. Elazığ'da daha önceki depremde de çok fazla can kaybı olmamıştı. Son depremde de olmadı ama bir yıkım gerçekleşti. Ben buna biraz iyi huylu deprem diyorum doğrusu. Vefatın az olduğu ama şehrin dönüşümüne vesile olan depremler yaşadı Elazığ. Bu da geleceğe dönük Elazığ'ımızı çok daha dirençli bir şehir haline getirdi. Her zaman altını çiziyoruz. Deprem öncesi yapılan 1 liralık harcama deprem sonrası 7 liralık bir maliyete denk geliyor. Yani o afeti yaşamadan riskleri ortadan kaldırıcı tedbirler aldığınızda çok daha düşük maliyetle bu süreçleri yönetiyorsunuz. Bu çerçevede de kentsel dönüşümün Türkiye'de bir lüks değil, bir zorunluluk olduğunu, hayat kurtaran bir zorunluluk olduğunu buradan vurgulamak istiyorum. Bununla ilgili geçtiğimiz dönem bir yeni yasal düzenleme de yaptık. Kolaylaştırıcı bir düzenleme. Kentsel dönüşüm başkanlığı kurduk. İçinde üç tane de genel müdürlük olan büyük bir başkanlık şeklinde, bakanlığın içinden çıkarıp ayrı bir kurum haline getirdik ve kurallarını da değiştirdik. Mali kaynaklarını çeşitlendirdik. İnşallah önümüzdeki süreçlerde kalan kısımlarla ilgili de bu kentsel dönüşümlerin yapılmasıyla risklerini en aza düşürdüğümüz bir şekilde yola devam ederiz. Şehirlerimizin yapması gereken bu. Yerel yönetimlerimizin de tabii bunda öncül bir rolü olduğunu ifade etmek istiyorum.”
‘REEL EKONOMİMİZ, SANAYİMİZ, İHRACATIMIZ BÜYÜDÜ’
Pandemi sürecini Türkiye’nin iyi yönettiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti;
“Depremin yaralarını sarıyoruz. Bir taraftan da ekonomimizle ilgili bir program uyguluyoruz. Onu da şöyle özetleyebilirim. Son 2020-2024 dönemi farklı bir dönem oldu bütün dünya için. Pandemiyi yaşadığımız ve pandemi sonrası etkileri yaşadığımız bir dönem oldu. Bütün dünyada ekonomik faaliyet yavaşladı. Bütün dünyada devletler daha borçlu hale geldiler. Çünkü bir taraftan ekonomik büyüme olmadığı için gelirleri azaldı, diğer taraftan sosyal harcamaları arttığı için giderleri arttı. Dolayısıyla devletlerin borçlandığı bir dönem yaşandı dünyada. Büyüme hızı 2020-24 döneminde yüzde 2,5 yıllık ortalama dünyanın büyümesi. Ondan önce 3,5-4'ler seviyesindeyken son bu 5 yılda ortalama 2,5 büyümüş dünya. Aynı dönemde biz yüzde 5 büyümüşüz. İki katı aşağı yukarı dünya büyümesinin. Çünkü biz pandemiyi iyi yöneten ülkelerden biri olduk. Kim ne derse desin, tezgahı dağıtmadı Türkiye. Özellikle tarımda ve sanayide olabildiğince üretimi devam ettiren bir anlayış içinde hareket ettik. Bazı ülkeler, Avrupa özellikle, hala bir ekonomik canlılık yakalayabilmiş değil. Bazı ülkeler pandemi öncesi döneme gelebilmiş durumda değiller. Ama biz hakikaten bu dönemi iyi değerlendiren ülkelerden olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli yönetimiyle bir taraftan hizmet sektörleri başta olmak üzere tedbirlerimizi aldık. Ama bir taraftan da üretimi koruyan, gözeten bir yaklaşım içinde hareket ettik. Bu nedenle reel ekonomimiz büyüdü. Sanayimiz özellikle büyüdü. İhracatımız büyüdü. Ancak aynı süreçte finansal piyasalarımız da dengesizlikler oluştu. Finansal istikrarımız açısından daha sıkıntılı bir tablo oluştu. Dolayısıyla şu anda içinde bulunduğumuz dönemde reel ekonomideki bu başarımızı koruyup finansal istikrarı sağlama aşamasındayız. Şimdiki önceliğimiz daha çok istikrarı sağlamak ama bir taraftan da bu reel ekonomideki kazanımlarımızı da koruyarak bunu yapmak. Dengeli bir büyüme için de enflasyonu aşağı çekmek, makro finansal istikrarımızı kuvvetlendirmek, sürdürülebilir bir zeminde büyümemizi ve sosyal refahımızı arttırmak. Şu anki önceliğimiz bu.”
‘TURİZM SEKTÖRÜMÜZ GEÇEN SENE 65 MİLYAR DOLARI AŞTI’
Bu yıl 400 milyar doların üstünde bir mal ve hizmet ihracatının hedeflendiğini belirten Yılmaz, “Enflasyonla ilgili şunu söyleyebilirim; 2024 mayıs ayında en yüksek düzeyine çıkmıştı 75,5'lere. O tarihten bugüne 45 puan bir düşüş oldu izlediğimiz politikalarla. 30'un biraz üzerine gelmiş durumda. Ocak, şubatta biraz mevsimsel etkiler var. Yağışlar iyi gidiyor çok şükür. Kar yağışı, diğer mevsimsel şartlar. Bunlar geçici bazı lojistik problemler oluşturuyorlar. Belki bir-iki ay olumsuz etkileniyor ama yılı kurtarmış oluyorsunuz. Yılın genelinde bu sene tarım sektöründe çok daha olumlu bir yıl bekliyoruz. Geçen yıl maalesef tarım sektörümüz küçüldü. Hem kuraklık yaşadık, hem don yaşadık. İkisini aynı sene yaşadık geçen sene. Bunu Elazığ da her bölgemizde hissetti. Hükümet olarak da bazı desteklerle çiftçilerimizin yanında olduk o süreçte. Bu tarımdaki büyümenin düşmesi genel büyümemizi de bir miktar aşağı çekti. Enflasyonu, gıda enflasyonunu olumsuz etkiledi. Hidroelektrik üretimini olumsuz etkiledi. Ama sonuçta bu sene olağanüstü demiyorum bakın. Normal bir tarım yılı yaşarsak bu büyümemize olumlu etki edecek. Gıda enflasyonuna olumlu etki edecek ve diğer sektörlerimizi de olumlu etkileyecek. Dolayısıyla bu sene tarımda böyle bir tablo var. Hizmet sektörlerine gelecek olursak hizmetlerde Türkiye gayet iyi gidiyor. Turizm sektörümüz geçen sene 65 milyar doları aştı. Gerçekten muazzam bir büyüklüğe ulaştı turizm. Diğer hizmet araçlarıyla birlikte geçen yıl hizmet ihracatımız 122-123 milyar dolarlara kadar yükseldi. Bir taraftan da mal ihracatımız var. İkisini topladığınız zaman yani mal ve hizmet ihracatı olarak 396 milyar dolar mal ve hizmet ihraç etmeyi başardık. geçen sene. Dünyadaki talebin kısıtlı olduğu, şartların olumsuz olduğu, bölgemizde birçok savaşın, gerilimin devam ettiği bir ortamda Türkiye bunu başardı. İnşallah bu sene yani 400 milyar doların üstünde bir mal ve hizmet ihracatı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘KİŞİ BAŞI MİLLİ GELİRİMİZ 17 BİN DOLARIN ÜZERİNDE’
Türkiye’nin dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi olduğunu ifade eden Yılmaz, “Milli gelirimiz henüz tam netleşmedi ama geçen yıl itibarıyla 1,5 trilyon doları aştığını tahmin ediyoruz. 1,6 ‘ya hatta yakın bir seviyeye gelebilir. Kişi başına gelirimiz aynı şekilde 17 bin doların üzerinde. Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi oldu Türkiye geçen yıl. Satın alma gücü paritesi ile de 11’inci büyük ekonomi oldu. Sanayimize baktığınızda genel tablo sanayide fena değil. Güzel büyümemiz devam ediyor. İhracatımız devam ediyor. Ama alt sektörlerine baktığımızda bazı sektörlerde sorun görüyoruz. Teknolojisi daha yoğun, savunma sanayi gibi sektörlerimiz çok iyi gidiyor. 10 milyar doları aştı savunma ihracatımız. Orta teknoloji, yüksek teknolojili sektörler iyi gidiyor. Büyümesi, ihracatı ama teknolojik düzeyi daha düşük, emek yoğun sektörlerimiz bazı sıkıntılar yaşıyorlar. Onu da görüyoruz. Onun da farkındayız ve ona dönük olarak da tedbirler geliştiriyoruz. Genel politikamızı şöyle özetleyebilirim; makro olarak finansal istikrarımızı güçlendirip faizlerin ve enflasyonun aşağı indiği bir ortamda kalıcı bir şekilde genel finansal koşulları iyileştiriyoruz. Bu genel politikamız. Bunun içinde de daha özel alanlara spesifik, selektif dediğimiz finansal yaklaşımlar geliştiriyoruz. İşte esnafımıza yüzde 50 faizini sübvanse ediyoruz. Çiftçimizin faizinin yüzde 70'ini hazine ödüyor. İhracatçımız genel faizlerle borçlanmıyor. Yüzde 23-24'lerle reeskont kredileri dediğimiz kredilerle borçlanıyor. Yüksek teknolojili bir yatırım yaptığınızda belli bir ölçekte YTAK dediğimiz bir program var. 10 yıl vadeli, 2 yılı geri ödemesiz, düşük bir faizle destek oluyoruz. Bu çerçevede emek yoğun sektörlerle ilgili son dönemde üç tane önemli adım attık. Birincisi geçen yıl emek yoğun sektör dediğimiz tekstil, konfeksiyon, mobilya, deri gibi sektörler. Buralarda geçen yıl istihdamını koruyan KOBİ'lere 2 bin 500 TL destek vermiştik. Şimdi bu sene bu desteği 3 bin 500'e çıkardık ve KOBİ'nin dışında olanları da dahil ettik. Yani tekstil, konfeksiyon ölçeği ne olursa olsun büyük, küçük. Bütün şirketlere istihdamlarını korumaları şartıyla kişi başı 3 bin 500 lira destek veriyoruz. Bu birinci tedbirimiz. İkincisi son dönemlerde Çalışma Bakanlığımızla Sanayi Bakanlığımız güzel bir program geliştirdiler. 100 milyar liralık bir paket oluşturdular. Yine istihdamını koruyan kobilere, hassas sektörlere, işletmelere düşük faizli ve teminatlı Kredi Garanti Fonu'yla desteklenmiş bir kredi paketini hayata geçiriyoruz. Finansa erişimini bu sektörlerin güçlendirici, destekleyici bir politika izliyoruz” dedi.
‘MERKEZ BANKAMIZIN REZERVLERİ 200 MİLYAR DOLARI AŞMIŞ DURUMDA’
Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 24-25'lerde olduğunu ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bir diğer önemli inisiyatif ise İŞKUR tarafından ortaya konan Sayın Cumhurbaşkanımızın da geçtiğimiz günlerde ilan ettiği ‘GÜÇ’ dediğimiz program. ‘Gençlerin üretim çağı’. Bu ‘GÜÇ’ programında birçok başlık var ama en önemli başlığı söyleyeceğim sadece. Bu imalat sanayini çok ilgilendiren bir başlık. Şimdi gençlerimiz iş arıyorlar. Doğal olarak İşletmeler de ‘Tecrübem var mı’ diyorlar. ‘Tecrübem yok’ diyorsa şansını kaybedebiliyor. Biz de gençlerin iş gücü piyasasına tecrübeli girişini desteklemek amacıyla yeni bir program geliştirdik. Şunu yapacağız. 18-25 arası bir genç, bir işletme tarafından istihdam edilirse 6 ay boyunca asgari ücret düzeyinde maaşını ödeyeceğiz. İşçi primini, işveren primini biz ödeyeceğiz. Yani işletmeye bir maliyet gelmeyecek. Gencimizde bir tecrübe edinme imkanı bulmuş olacak. Böyle bir programla da emek yoğun özellikle imalat sanayinin güçleneceğine inanıyoruz. Başka tedbirlerimizle buna devam ediyoruz. Finansal tarafta da çok şükür Merkez Bankamızın rezervleri 200 milyar doları aşmış durumda. CDS dediğimiz ülke kredi risk primi 200'lere yakın seviyelerde düşmüş vaziyette. Cari açığımız yüzde 1,6. Dünyada borçluluk yükselirken depreme rağmen, birçok harcamaya rağmen Türkiye'de kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 24-25'lerde. Yani oldukça düşük. Avrupa'da yüzde 80'in üzerinde. Dünyada büyük bir borçluluk var. Biz çok şükür borçlu bir ülke değiliz. Halkımız da çok borçlu değil. Şirketlerimiz de, devlet de. Geçici nakit problemleri yaşanabiliyor. O ayrı bir mesele. Ama stok olarak baktığınızda öyle yüksek borçlu bir ülke değiliz. Bu da önümüzdeki dönem en şanslı olduğumuz noktalardan bir tanesi. Önümüzdeki dönem inşallah para ve maliye politikalarımızı kararlılıkla uygulayıp bunları arz yönlü politikalarla da birleştirerek yolumuza devam edeceğiz.”
Tekin YALÇINKAYA/ELAZIĞ,(DHA)








