Geri Dön
PolitikaCevdet Yılmaz: İhracatımız 270 milyar doları aştı

Cevdet Yılmaz: İhracatımız 270 milyar doları aştı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "İşsizlik oranlarımız uzun süredir tek haneli rakamlarda devam ediyor. İhracatımız Türkiye olarak 270 milyar doları aştı" dedi.

Cevdet Yılmaz: İhracatımız 270 milyar doları aştı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz bir dizi ziyaretler ve iş dünyası temsilcileri bir araya gelmek için Malatya’ya geldi. İlk olarak İş dünyasından temsilciler ile buluşan Yılmaz, Türkiye'nin son 3 yılda 6 Şubat depremlerinin yaralarını sarmakla uğraştığı belirtti. O dönem Plan Bütçe Komisyonu Başkanı olduğunu anımsatan Yılmaz, depremin vurduğu illeri gezerek yıkımı gördüğünü anlattı. Ülke büyüklüğünde bir yıkım yaşandığını aktaran Yılmaz, "Sadece bir vilayette olsa hani işimiz daha kolay olurdu elbette ama birçok vilayetimiz de eşzamanlı bir şekilde büyük bir yıkım yaşamış olduk. 11 il, 14 milyon nüfusu ilgilendiren bir afet. İlk günleri hatırlıyorum. Yani bırakın hani 3 yılda bu işin inşa edilmesini bu enkaz yıllarca kalkmaz diyorlardı. Özellikle de tabii Hatay, Maraş, Malatya, Osmaniye gibi illerimizde bu yıkım çok daha yüksek seviyedeydi. Malatya'da diğer bölgelere göre vefat eden vatandaş sayımız biraz daha düşük oldu. Çünkü ikinci deprem daha çok vurdu. İnsanlar biraz dışarı çıkmışlardı birincinin etkisiyle. Ama yıkım çok çok yüksek oldu gerçekten. Bu vesileyle tabii depremde kaybettiğimiz canlarımızı rahmetle bir kez daha anıyorum. Geride kalanlara sabırlar diliyorum. Birçok insanımız da tabii yaralandı, çeşitli sıkıntılar yaşadı. Büyük bir imtihan yaşadık gerçekten. Depremden hemen sonra Sayın Cumhurbaşkanımız çok kararlı bir irade koydu orada. Bütün imkanlarımızı seferber ederek bu bölgeyi ihya ve inşa etme iradesi koydu. O günden bugüne enkazlar kaldırıldı. İşte hukuki ihtilafların çözümü için yeni mekanizmalar devreye girdi. Hızlandırılmış bir şekilde birçok hukuki mesele çözüldü. Yeni alanlar belirlendi. Bunlar projelendirildi, planlandı. Şehirlerin ana planları gözden geçirildi. İhaleler yapıldı, inşaatlar başlatıldı ve çok şükür 455 bin hak sahibine konutları teslim edildi. Bu 3 yıllık süreçti. Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Türk milletinin büyük bir başarısıdır. Devlet millet el ele bu başarı sağlanmıştır. Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde bütün kurumlarımızın merkezde ve yerellerde katkısıyla bu günlere gelinmiştir. Ben bir kez daha emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum" diye konuştu.

Cevdet Yılmaz: İhracatımız 270 milyar doları aştı


'BİRÇOK ALANDA DEPREM ÖNCESİNDEN ÜST NOKTALARDAYIZ'

Sadece 455 bin konutun yapılmadığını her alanda yeni inşalar gerçekleştirildiğini aktaran Yılmaz, şunları söyledi:

" Hastaneler yeniden yapıldı. Okullar yeniden yapıldı. Üniversitelere yeniden yatırımlar yapıldı. Yollar yeniden yapıldı. Şehir altyapıları yeniden gözden geçirildi, yapıldı. Organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri yeniden inşa edildi, genişletildi. Vergisel avantajlar sağlandı, teşvikler sağlandı, sosyal destekler sağlandı. Bütün bunları dikkate aldığınız zaman topyekûn bir bölge ayağa kaldırıldı gerçekten. Üst yapısıyla, alt yapısıyla, ekonomisiyle, sosyal hayatıyla. Şu anda deprem bölgemizde derslik sayımız depremden öncesini aşmış durumda. Hastane yatak kapasitemiz deprem öncesini aşmış durumda. Birçok alanda deprem öncesinden daha üst noktalara gelmiş durumdayız. Şunu söylemeye çalışıyorum; Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde biz sadece deprem bölgelerinin yaralarını sarmakla kalmadık. Bu bölgelerimizi geleceğe çok daha dirençli, güçlü, planlı bir şekilde hazırlamış olduk. Ülkemiz malum riskli bir ülke. Afetlere maruz bir ülke. Bu bizim gerçeğimiz. Buna göre yaşamak durumundayız. Bunun da temeli sağlam zeminlerde, sağlam binalar, yapılar inşa etmekten geçiyor. Bunu yaptığınız zaman riskleri düşürmüş oluyorsunuz. Ben hep altını çiziyorum; kriz yönetmek istemiyorsanız riskleri iyi yöneteceksiniz. Riskleri azaltacaksınız ki kriz yaşanmasın. Bu yapılanlar işte aynı zamanda Malatya'mızın, deprem bölgemizin risklerini minimum düzeye düşürmüş durumda. Şu anda Malatya'mız Türkiye'nin bu anlamda en güvenilir illerinden bir tanesi. Çünkü yeni bir yapı stoku var. Deprem şartlarına göre yapılmış bir yapı stoku var."

Cevdet Yılmaz: İhracatımız 270 milyar doları aştı

'TÜRKİYE OLARAK İHRACATIMIZ 270 MİLYAR DOLARI AŞTI'

Dünyanın zor bir döneminden geçtiğini belirten Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bir pandemi yaşadı dünya. Diğer taraftan dünyada korumacı eğilimlerin güçlendiği, yükseldiği, uluslararası kurallara, kurumlara güvenin giderek zayıfladığı bir dönemdeyiz. Herkesin kendi ajandasını, kendi gündemini ön plana aldığı bir dünyadır. Bu artan belirsizlikler ortamında, risk ortamında istikrarlı giden ülkeler iç yapısını kuvvetli tutan, güçlü tutan, öngörülebilirliğini arttıran, istikrarını kuvvetlendiren ülkeler karlı çıkacak. Bunu yapamayan ülkeler ise maalesef çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaklar. Güç siyasetinin ön plana çıktığı bir dünyadayız. Benim gücüm varsa istediğimi yaparım anlayışının ön plana çıktığı bir dünyadayız. Bu gerçeklerin de farkında olmamız lazım. Buna göre politikalarımızı şekillendirmemiz lazım. Biz de öyle yapıyoruz. Bunu yaparken hem merkezde makro politikalarımızı şekillendirirken, hem de her bir ilimizde, bölgemizde istişareye büyük önem veriyoruz. Biz istişarede rahmet olduğuna inanıyoruz. Modern deyimiyle ortak akıl diyorlar. Ortak akılla hareket etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Depremi nasıl ortak akılla, ortak çabayla bu noktalara getirdiysek, depremin hasarlarını sarmayı, bu bölgelerimizi ihya etmeyi, ekonomide de aynı anlayış içinde hareket etmek durumunda işte. Farklı fikirler her zaman olabilir. Ama bir taraftan da ortak hedefler belirleyip gücümüzü o ortak hedefler etrafında toparlamamız gerekiyor. Bunu yapabilen iller, bölgeler, ülkeler bu yarışta ön plana çıkıyor. Dolayısıyla biz de bu anlayışla hareket ediyoruz. Her şeye rağmen dünyadaki bu sıkıntılar Avrupa'daki uzun dönemdir yaşanan durgunluklar, dış talepteki gerilemeler bunlara rağmen ekonomimiz istikrarlı bir şekilde yoluna devam ediyor. Büyümeye devam ediyoruz. İşsizlik oranlarımız uzun süredir tek haneli rakamlarda devam ediyor. İhracatımız Türkiye olarak 270 milyar doları aştı. 2002 yılında bizim toplam ekonomik büyüklüğümüz 238 milyar dolardı. Geçen yıl sadece mal ve hizmet ihracatımız 396 milyar dolara ulaştı. Şu anda bir taraftan dengeli bir şekilde büyümemizi sürdürürken bugünkü dünyanın koşulları içinde bir yandan da enflasyonu düşürmeyi önceliklendirmiş durumdayız. Finans istikrarı önceliklendirmiş durumdayız. Bu konuda da önemli bir gelişme sağladığımızı ifade edebilirim. 2024 yılında 75.5'lara kadar ulaşmıştı enflasyon zirve nokta olarak. O tarihten bu yana yaklaşık 45 puanlık bir düşüş oldu. Ve geçen yılı 30 küsur puanla kapattık. Mevsim koşulları, lojistik bir takım sıkıntılar, şunlar bunlardan bir miktar beklentilerin üzerinde özellikle gıda enflasyonunu etkiledi. Ama yıl geneline baktığımızda özellikle yaz aylarında inşallah çok farklı bir atmosfer oluşacak. Buna rağmen ilk 9 aylık büyümemiz 3.7 civarında 4'üncü çeyrek büyümemiz de yakında belli olacak. Tarımdaki bu olumsuzluk büyümemizi de aşağı çekti bir miktar. Enflasyonu bir miktar olumsuz etkiledi. Sanayimiz yine büyümeye devam ediyor. Bu zorlu küresel koşullara rağmen. Sanayinin içinde daha çok teknolojisi yüksek alanlar daha hızlı büyüyor diyoruz. Savunma sanayi gibi işte otomotiv gibi bir elektronik gibi vesaire. Savunma sanayinde geçen yıl 10 milyar doları aşan bir ihracatımız oldu. Tekstil, konfeksiyon, deri, mobilya gibi hassas dediğimiz emek sektörlerde ise sıkıntılar var. Bunu görüyoruz. Bunun farkındayız. Dolayısıyla buralara dönük özel bazı programlar geliştirdik. Bu sektörlerimiz, hiçbir şekilde gözden çıkarabileceğimiz sektörler değil. Geçen yıl sektörlere, istihdamını koruyan işletmelerde 2 bin 500 TL destek vermiştik. Bu sene bunu 3 bin 500TL'ye çıkardık. Ve sadece KOBİ'lere değil tüm işletmelere vereceğiz. Bu sene tüm ölçeği ne olursa olsun tüm işletmelere korudukları istihdam başına da 3 bin 500 TL olmak üzere bu hassas dediğim az önce saydığım sektörlerde bu destekleri veriyoruz. Son dönemlerde yine bir finansal paket hazırladık. Bir yandan genel finansal koşullar iyileşiyor. 2026 daha iyi bir yıl olacak finans açısından. Enflasyon da daha aşağı inecek. Faizler de daha aşağı inecek. Aylık şeyler her zaman olabilir. Davranmalar, istisnalar, mevsimsel etkiler. Ben genel trendden, gidişattan bahsediyorum. Gidişat aşağıya doğru. Hem enflasyonda hem faizlerde. Dolayısıyla genel finansal koşullar iyileşecek. 18-25 yaş arası bir işletmeye gidip çalıştığında 6 ay boyunca asgari ücretini biz vereceğiz. Bütün primlerini biz ödeyeceğiz. 6 ay boyunca bu gencin bütün maliyetlerini biz ödeyeceğiz. Böylece iş gücü piyasalarına gençlerimizin geçişini kolaylaştıracağız. Bir taraftan da işletmelerimiz açısından da bu tabii ki olumlu bir etki meydana getirmiş olacak. Böyle bir programı da başlatıyoruz. Yakın bir tarihte meclisimizden bununla ilgili kanunları grubumuz çıkaracak inşallah ve bu programı da başlatmış olacağız. Esnafa yüzde 50 faizine destek oluyoruz. Bir taraftan da bu politikalarımızı hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de devam edeceğiz."

İFTAR PROGRAMINA KATILDI

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, iş insanları temsilcileri ile yapılan toplantının ardından AK Parti Malatya İl Başkanlığı tarafından organize edilen 'İftar ve Vefa Programı'na katıldı.

Türkiye'nin bir afet ülkesi olduğunu ve depremlerin bu ülkenin gerçeği olduğunu aktaran Cevdet Yılmaz, şunları söyledi:

"Biz bir afet ülkesiyiz. Üç kıtanın ortasında bir coğrafyamız var. Dolayısıyla deprem bizim gerçeğimiz. Fay hatları bizim gerçeğimiz. Bize düşen sağlam zeminlere, sağlam binalar inşa etmektir. 120 bini bulan konutla adeta yeniden bir Malatya inşa edildi. Sadece yaraları sarmakla kalmadık, Malatya'mızı geleceğe de çok daha güçlü hazırlamış bulduk. Malatya şu anda Türkiye'nin deprem açısından en güvenilir yerlerinden biri olmuştur. Geçmişin yaraları sarıldı. Geleceğin riskleri bertaraf edildi. Tüm Türkiye'de de biz bunu yapmak durumundayız. Bu çerçevede de geçtiğimiz yıllarda Kentsel Dönüşüm Başkanlığı'nı kurduk. Yeni deprem yaşanmadan bu dönüşümü yapalım istiyoruz. Bazıları kentsel dönüşümü karalamaya çalışıyorlar. Onlara şunu söylemek lazım; kentsel dönüşüm bir lüks değil, hayat kurtaran bir ihtiyaçtır. Hiçbirimiz vatandaşımızın hayatıyla oynama hakkına sahip değiliz. Kentsel dönüşüme engel olanlar deprem sonrası yaşanan acıların da vebalini taşımak durumundalar. Dolayısıyla hep birlikte inşallah bu yaşadıklarımızdan da gerekli dersleri çıkararak çok daha hızlı bir şekilde tüm Türkiye'de bu dönüşümü yapmak durumundayız. Yapmaya da kararlıyız. Bir taraftan da Sayın Cumhurbaşkanımız sosyal seferberlik ilan etti. Daha ucuz, erişilebilir, iç mekanı iyi tasarlanmış, enerjiyi verimli kullanan, depremlere dayanıklı iki oda, bir salon şeklinde 500 bin konut. Biz israf ekonomisi olmasın diyoruz. Tasarruf ekonomisi olsun. Şu anda bizim hane halkının büyüklüğü Türkiye'de genelinde 3 kişi. O eski kalabalık aileler çok az kaldı maalesef. Keşke olsa, daha çok olsa. Ama ortalamamız bu. Dolayısıyla biz de buna uygun bu yeni demografiye uygun bir şekilde iki oda, bir salon, gayet iyi planlanmış sosyal konutlar inşa ediyoruz. Bir taraftan da organize sanayi bölgesi öngörülerinin hemen yakınına sosyal konut planlamamızda fayda var. Özellikle belediye başkanlarımız imar planlarını yaparken üretim alanıyla yaşam alanını mümkün olduğunca yakın planlamalarında fayda var. Böylece hem trafik sorunu azalır. Hem insanlar trafikte vakit kaybetmez."

'ENFLASYON YÜZDE 30'A KADAR GERİLEDİ'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son 23 yılda büyük projelere imza attığını hatırlatan Yılmaz, şöyle devam etti:

"Demokraside, kalkınmada Türkiye çok farklı bir seviyeye geldi. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak vatandaşın önceliği neyse bizim de önceliğimiz odur. Vatandaşın talep ve beklentileri bizim siyasetimizin rotasını çizer. Bugün de vatandaşımız enflasyondan şikayet ediyor. Biz de bunu birinci öncelik hâle getirmiş durumdayız. Büyümemizi, istihdamımızı da belli bir dengede koruyarak, diğer bir takım dengeleri de gözeterek enflasyonu kademeli bir şekilde aşağıya düşürüyoruz. Yüzde 75'lik sunumlardan yüzde 30'a kadar geriledi. Önümüzdeki dönemde önce yüzde 20'nin altı, sonra da tekrar tek haneli rakamlara ulaşmak adına mücadele edeceğiz. Bu yönde de politikalarımızı kararlılıkla uyguluyoruz. Zaman zaman elimizde olmayan bir takım sebeplerle, kontrol edemediğimiz bir takım sebeplerle bir ay, üç ay gecikmeler olabiliyor. Ama burada ben hep altını çiziyorum. Önemli olan istikamettir. Türkiye'nin istikameti belli. Daha düşük enflasyon, daha düşük faizler, daha istikrarlı bir finansal ortam. Buna doğru gün gün gidiyoruz. Türkiye Yüzyılı dediğimiz hedefler var. Bu hedefleri Allah'ın izniyle birer birer sizlerle birlikte hayata geçireceğiz. 'Ben güçlü isem her istediğimi yapabilirim. Benim için hukuk yok benim için ahlak yok' diyenlerin sesinin çok daha fazla çıktığı bir dünyadayız. Biz bunu elbette tasvip etmiyoruz ama gerçekleri de görmemiz lazım. Böyle bir güç siyasetinin ön plana çıktığı bir dünyadayız. Fırtınalı bir dünyadayız. Rekabetin yoğunlaştığı, çatışmaların arttığı bir dünyadayız. Liderlik her zaman önemlidir. Güç mücadelelerinin yoğunlaştığı dönemlerde güçlü liderlik, dirayetli liderlik, tecrübeli kadrolar her zamankinden daha önemlidir. Bu anlamda dün yeni bir yaşa giren Sayın Cumhurbaşkanımıza Cenabı Allah uzun ömürler versin. Cenabı Allah başımızdan eksik etmesin. Böyle liderlerin kıymetini varken bilmek lazım. Her zaman olmuyor. İnsanlık için yaptığı hizmetlerden, çalışmalardan dolayı."

'BAHÇELİ'NİN ORTAYA KOYDUĞU YAKLAŞIM KIYMETLİDİR'

Dünyanın zor döneminde Terörsüz Türkiye hedefi ile yollarına devam ettiklerinin altını çizen Yılmaz, "Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Alevisiyle, Sünnisiyle bu toplumda kim varsa birlik içinde, beraberlik içinde, kardeşlik içinde çok daha güçlü bir Türkiye inşa edebiliriz. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesiyle Terörsüz Türkiye bugün artık bir devlet politikasına dönüşmüş bir ülke. Sayın Devlet Bahçeli'nin bu konuda ezber bozan hiçbir siyasi maliyet düşünmeden sadece ülkenin, milletin geleceği için ortaya koyduğu yaklaşım çok çok kıymetlidir. Diğer tüm çalışmalar meclisimizde özellikle meclis komisyonumuzda birçok partiden milletvekili bir araya gelip ortak akılla bir rapor ortaya koymaları o da gerçekten çok değerli. İnşallah böyle şeylerin sayısı artar. Siyasette tartışacağımız konular var. Ama bazı konular var ki burada bütün partilerin bir araya gelmesi lazım. Ortak aklın devreye girmesi lazım. Bu öyle bir konu. Burada katkıda bulunan muhalefet partilerine de teşekkür ediyoruz. Güzel bir çalışma oldu. Meclis Başkanımıza şükranlarımızı sunuyoruz" diye konuştu.

"86 MİLYON KAZANIR, HERKES KAZANIR"

Silahların gölgesinden kurtulmuş bir şekilde bütün partilerin istisnasız Türkiye partisi olarak demokratik bir ortamda siyasetlerini yapmaları gerektiğini belirten Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bizim gideceğimiz yol belli. Silahın, kavganın olmadığı, demokratik siyasetin güçlendiği, kimin ne diyeceği varsa, demokratik siyaset içinde bunu ifade edeceği, kim toplumu demokratik ortamda neye ikna ediyorsa o yönde politikaların gelişeceği bir ortam. Bundan Türkiye kazanır. Bu gelişmeden 86 milyon kazanır, herkes kazanır. Bir hesaba göre terör nedeniyle uğradığımız kayıp doğrudan ve dolaylı maliyetleri hesapladığımızda 2 trilyon doların üzerinde. Bu kaynaklar ne için buraya geldi? Bu kaynakları biz çocuklarımızı daha iyi yetiştirmek için kullanalım. Şehirlerimizi daha geliştirmek için kullanalım. Sanayimizi, teknolojimizi daha üst seviyeye çıkarmak için kullanalım. Türkiye'yi yüz yılın hedeflerine ulaştırmak için kullanalım. Ve Allah'ın izniyle bunu başaracağız. Bunu istemeyenler var. İçeride, dışarıda provokasyonlar yapabilir. Vatandaşın kafasını karıştırmak için her türlü dezenformasyonlar yapabilirler. Ben inanıyorum ki bu millet ferasetiyle, basiretiyle bu provokasyonlara, bu dezenformasyonlara da prim vermeyecektir. Biz kadim kardeşliğimizle, birliğimizle, beraberliğimizle çok daha güçlü bir ülke olarak birliğini, kardeşliğini çok daha pekiştirmiş bir ülke olarak geleceğe yürüyeceğiz. Herkesin de farklılıklarına da saygı göstereceğiz. Kimliğine, mezhebine, etnik yapısına, rengine, şekline, neyse saygı göstereceğiz. Bir arada yaşama şuuru içinde, kardeşlik şuuru içinde geleceğe yürüyeceğiz. İşte bütün bunlar ülkenin siyasi istikrarını devam ettirmesine bağlı. Bu deprem yaraları güçlü bir liderlik olmasa, siyasi istikrar olmasa sarılabilir miydi diye ben sormak istiyorum? Sizin vicdanınızı aklınıza bırakıyorum. Güçlü bir liderlik, siyasi bir istikrar olmasa o pandemiden bu şekilde çıkabilir miydi? Etrafımızdaki jeopolitik gelişmeleri, savaşları, çatışmaları görüyorsunuz. Kendi içimizde bir kargaşa olsa, Ortadoğu'daki bu gelişmelere, Kafkaslara, Kuzey Afrika'ya bu kadar müdahil olabilir miydik? Sözümüz bu kadar geçerli, etkimiz bu kadar yüksek olur muydu? Birilerinin yaptığı gibi altı boş hiçbir şekilde gerçekleşmeyecek hesapsız, kitapsız vatandaşların gözünü boyamaya dönük söylemlerden de uzak duracağız. Gereksiz polemiklere girmeden gereksiz gündelik tartışmalara girmeden sağlam bir ekonomi zemininde kalıcı sosyal kazanımlarla yol ile devam edeceğiz. Vatandaşlarımız geçmişte o popülist, aldatıcı söylemlerin ülkeyi ne hale soktuğunu gayet iyi biliyor. 1994,1999 ve 2001 krizlerinde vatandaşa türlü türlü vaatlerde bulunup sonra gelip elindekini, avucundakini bile elinden alan iktidarlar gördük geçmişte. Şimdi güçlü bir iktidarımız var. İnşallah bu toparlanma süreciyle birlikte sağlıklı, kalıcı bir şekilde sosyal refah güçlendiricisi adımları da yine Recep Tayyip Erdoğan atacak, yine AK Parti ve Cumhur İttifakı atacak."

ELAZIĞ’DA SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE KANAAT ÖNDERLERİYLE BULUŞTU

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Malatya’daki programlarının ardından Elazığ’a gelerek çeşitli temaslarda bulundu. Yılmaz, Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, AK Parti Elazığ Milletvekilleri Erol Keleş ve Ejder Açıkkapı, CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, AK Parti İl Başkanı Sencer Selmanoğlu ve MHP İl Başkanı Yunus Bal tarafından karşılandı. Elazığ Valiliği’ni ziyaret eden Yılmaz, şeref defterini imzaladıktan sonra Vali Numan Hatipoğlu ile görüşerek kentte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, valilik ziyaretinin ardından bir otelin toplantı salonunda sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.

’90 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE KAYNAK HARCANDI’

Yılmaz, burada yaptığı konuşmasında, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerin yeniden inşası için 90 milyar doların üzerinde kaynağın harcandığını ifade ederek, “Tarihimizin en büyük afetini yaşadık. Asrın afeti diyoruz. Ve bunu da tarihimizin en büyük dayanışmalarından biriyle aşıyoruz. Yerelde valilerimiz, belediye başkanları, yerel yöneticiler, meslek kuruluşları, sivil toplum, merkezi idare olarak da bizler bu ağır yükün altından kalkıyoruz. 455 bin hak sahibine anahtarları teslim edildi. Bu kolay bir iş değil. 3 yıllık bir süreçte dünyada bunu yapan başka bir ülke var mı? Ben bilmiyorum doğrusu. Dünyada afetler sonrası bu kadar geniş bir alanda bu kadar büyük bir inşa çalışması yapıp vatandaşa da çok düşük bir bedelle bunu sağlayan başka bir devlet yok. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile gurur duyuyoruz. Bu müşfik anlayış vatandaştan yana, vatandaşı şefkatle kucaklayan anlayışa liderlik yapan Sayın Cumhurbaşkanımıza, iradesiyle liderliğiyle bütün bunlara öncülük yapan Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde bakanlarımıza özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız başta olmak üzere çok çok teşekkür ediyoruz. Kolay değil bu işler. İş yapan bilir, laf eden değil. En küçük bir yer yapayım deseniz ne kadar vakit alır, sıkıntı doğurur. Koca bir bölge yeniden inşa edildi. 90 milyar doların üzerinde bugüne kadar bir maliyeti ödemiş durumdayız. Finans maliyetini de saymıyorum. Yani bu ekstra bir maliyet. Bunu yapabilmek için hazinemiz ister istemez borçlandı. Daha fazla kaynak bulmak durumunda kaldı. Sadece konutlar inşa edilmedi; yollar yapıldı, tüneller, köprüler inşa edildi. Şehirlerin altyapıları, arıtma tesisleri yapıldı. Hastaneler, okullar organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri inşa edildi. Altyapısıyla, üst yapısıyla topyekün bir bölge ayağa kaldırılmış oldu. Ve bu sene Allah'ın izniyle bu çalışmalar tamamlanmış olacak. Bu sene yine bütçemizde belli bir ödeneğimiz var. Ondan sonrası biraz daha ufak tefek eksiklerin tamamlanması şeklinde gidecek” dedi.

‘KENTSEL DÖNÜŞÜM LÜKS DEĞİL, ZORUNLULUK’

Kentsel dönüşüm çalışmalarının afet öncesi hayat kurtaran zorunluluk olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi:

“Elazığ'ımız da bu depremde yıkım yaşayan illerimizden biri oldu. Allah'tan fazla bir vefat olmadı. Bu vesileyle tüm vefat edenlere de Allah'tan rahmet diliyoruz. 50 binin üzerinde canımızı kaybettik. Yaralılar daha fazla bütün deprem bölgesinde. Elazığ'da daha önceki depremde de çok fazla can kaybı olmamıştı. Son depremde de olmadı ama bir yıkım gerçekleşti. Ben buna biraz iyi huylu deprem diyorum doğrusu. Vefatın az olduğu ama şehrin dönüşümüne vesile olan depremler yaşadı Elazığ. Bu da geleceğe dönük Elazığ'ımızı çok daha dirençli bir şehir haline getirdi. Her zaman altını çiziyoruz. Deprem öncesi yapılan 1 liralık harcama deprem sonrası 7 liralık bir maliyete denk geliyor. Yani o afeti yaşamadan riskleri ortadan kaldırıcı tedbirler aldığınızda çok daha düşük maliyetle bu süreçleri yönetiyorsunuz. Bu çerçevede de kentsel dönüşümün Türkiye'de bir lüks değil, bir zorunluluk olduğunu, hayat kurtaran bir zorunluluk olduğunu buradan vurgulamak istiyorum. Bununla ilgili geçtiğimiz dönem bir yeni yasal düzenleme de yaptık. Kolaylaştırıcı bir düzenleme. Kentsel dönüşüm başkanlığı kurduk. İçinde üç tane de genel müdürlük olan büyük bir başkanlık şeklinde, bakanlığın içinden çıkarıp ayrı bir kurum haline getirdik ve kurallarını da değiştirdik. Mali kaynaklarını çeşitlendirdik. İnşallah önümüzdeki süreçlerde kalan kısımlarla ilgili de bu kentsel dönüşümlerin yapılmasıyla risklerini en aza düşürdüğümüz bir şekilde yola devam ederiz. Şehirlerimizin yapması gereken bu. Yerel yönetimlerimizin de tabii bunda öncül bir rolü olduğunu ifade etmek istiyorum.”

‘REEL EKONOMİMİZ, SANAYİMİZ, İHRACATIMIZ BÜYÜDÜ’

Pandemi sürecini Türkiye’nin iyi yönettiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti;

“Depremin yaralarını sarıyoruz. Bir taraftan da ekonomimizle ilgili bir program uyguluyoruz. Onu da şöyle özetleyebilirim. Son 2020-2024 dönemi farklı bir dönem oldu bütün dünya için. Pandemiyi yaşadığımız ve pandemi sonrası etkileri yaşadığımız bir dönem oldu. Bütün dünyada ekonomik faaliyet yavaşladı. Bütün dünyada devletler daha borçlu hale geldiler. Çünkü bir taraftan ekonomik büyüme olmadığı için gelirleri azaldı, diğer taraftan sosyal harcamaları arttığı için giderleri arttı. Dolayısıyla devletlerin borçlandığı bir dönem yaşandı dünyada. Büyüme hızı 2020-24 döneminde yüzde 2,5 yıllık ortalama dünyanın büyümesi. Ondan önce 3,5-4'ler seviyesindeyken son bu 5 yılda ortalama 2,5 büyümüş dünya. Aynı dönemde biz yüzde 5 büyümüşüz. İki katı aşağı yukarı dünya büyümesinin. Çünkü biz pandemiyi iyi yöneten ülkelerden biri olduk. Kim ne derse desin, tezgahı dağıtmadı Türkiye. Özellikle tarımda ve sanayide olabildiğince üretimi devam ettiren bir anlayış içinde hareket ettik. Bazı ülkeler, Avrupa özellikle, hala bir ekonomik canlılık yakalayabilmiş değil. Bazı ülkeler pandemi öncesi döneme gelebilmiş durumda değiller. Ama biz hakikaten bu dönemi iyi değerlendiren ülkelerden olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli yönetimiyle bir taraftan hizmet sektörleri başta olmak üzere tedbirlerimizi aldık. Ama bir taraftan da üretimi koruyan, gözeten bir yaklaşım içinde hareket ettik. Bu nedenle reel ekonomimiz büyüdü. Sanayimiz özellikle büyüdü. İhracatımız büyüdü. Ancak aynı süreçte finansal piyasalarımız da dengesizlikler oluştu. Finansal istikrarımız açısından daha sıkıntılı bir tablo oluştu. Dolayısıyla şu anda içinde bulunduğumuz dönemde reel ekonomideki bu başarımızı koruyup finansal istikrarı sağlama aşamasındayız. Şimdiki önceliğimiz daha çok istikrarı sağlamak ama bir taraftan da bu reel ekonomideki kazanımlarımızı da koruyarak bunu yapmak. Dengeli bir büyüme için de enflasyonu aşağı çekmek, makro finansal istikrarımızı kuvvetlendirmek, sürdürülebilir bir zeminde büyümemizi ve sosyal refahımızı arttırmak. Şu anki önceliğimiz bu.”

‘TURİZM SEKTÖRÜMÜZ GEÇEN SENE 65 MİLYAR DOLARI AŞTI’

Bu yıl 400 milyar doların üstünde bir mal ve hizmet ihracatının hedeflendiğini belirten Yılmaz, “Enflasyonla ilgili şunu söyleyebilirim; 2024 mayıs ayında en yüksek düzeyine çıkmıştı 75,5'lere. O tarihten bugüne 45 puan bir düşüş oldu izlediğimiz politikalarla. 30'un biraz üzerine gelmiş durumda. Ocak, şubatta biraz mevsimsel etkiler var. Yağışlar iyi gidiyor çok şükür. Kar yağışı, diğer mevsimsel şartlar. Bunlar geçici bazı lojistik problemler oluşturuyorlar. Belki bir-iki ay olumsuz etkileniyor ama yılı kurtarmış oluyorsunuz. Yılın genelinde bu sene tarım sektöründe çok daha olumlu bir yıl bekliyoruz. Geçen yıl maalesef tarım sektörümüz küçüldü. Hem kuraklık yaşadık, hem don yaşadık. İkisini aynı sene yaşadık geçen sene. Bunu Elazığ da her bölgemizde hissetti. Hükümet olarak da bazı desteklerle çiftçilerimizin yanında olduk o süreçte. Bu tarımdaki büyümenin düşmesi genel büyümemizi de bir miktar aşağı çekti. Enflasyonu, gıda enflasyonunu olumsuz etkiledi. Hidroelektrik üretimini olumsuz etkiledi. Ama sonuçta bu sene olağanüstü demiyorum bakın. Normal bir tarım yılı yaşarsak bu büyümemize olumlu etki edecek. Gıda enflasyonuna olumlu etki edecek ve diğer sektörlerimizi de olumlu etkileyecek. Dolayısıyla bu sene tarımda böyle bir tablo var. Hizmet sektörlerine gelecek olursak hizmetlerde Türkiye gayet iyi gidiyor. Turizm sektörümüz geçen sene 65 milyar doları aştı. Gerçekten muazzam bir büyüklüğe ulaştı turizm. Diğer hizmet araçlarıyla birlikte geçen yıl hizmet ihracatımız 122-123 milyar dolarlara kadar yükseldi. Bir taraftan da mal ihracatımız var. İkisini topladığınız zaman yani mal ve hizmet ihracatı olarak 396 milyar dolar mal ve hizmet ihraç etmeyi başardık. geçen sene. Dünyadaki talebin kısıtlı olduğu, şartların olumsuz olduğu, bölgemizde birçok savaşın, gerilimin devam ettiği bir ortamda Türkiye bunu başardı. İnşallah bu sene yani 400 milyar doların üstünde bir mal ve hizmet ihracatı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

‘KİŞİ BAŞI MİLLİ GELİRİMİZ 17 BİN DOLARIN ÜZERİNDE’

Türkiye’nin dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi olduğunu ifade eden Yılmaz, “Milli gelirimiz henüz tam netleşmedi ama geçen yıl itibarıyla 1,5 trilyon doları aştığını tahmin ediyoruz. 1,6 ‘ya hatta yakın bir seviyeye gelebilir. Kişi başına gelirimiz aynı şekilde 17 bin doların üzerinde. Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi oldu Türkiye geçen yıl. Satın alma gücü paritesi ile de 11’inci büyük ekonomi oldu. Sanayimize baktığınızda genel tablo sanayide fena değil. Güzel büyümemiz devam ediyor. İhracatımız devam ediyor. Ama alt sektörlerine baktığımızda bazı sektörlerde sorun görüyoruz. Teknolojisi daha yoğun, savunma sanayi gibi sektörlerimiz çok iyi gidiyor. 10 milyar doları aştı savunma ihracatımız. Orta teknoloji, yüksek teknolojili sektörler iyi gidiyor. Büyümesi, ihracatı ama teknolojik düzeyi daha düşük, emek yoğun sektörlerimiz bazı sıkıntılar yaşıyorlar. Onu da görüyoruz. Onun da farkındayız ve ona dönük olarak da tedbirler geliştiriyoruz. Genel politikamızı şöyle özetleyebilirim; makro olarak finansal istikrarımızı güçlendirip faizlerin ve enflasyonun aşağı indiği bir ortamda kalıcı bir şekilde genel finansal koşulları iyileştiriyoruz. Bu genel politikamız. Bunun içinde de daha özel alanlara spesifik, selektif dediğimiz finansal yaklaşımlar geliştiriyoruz. İşte esnafımıza yüzde 50 faizini sübvanse ediyoruz. Çiftçimizin faizinin yüzde 70'ini hazine ödüyor. İhracatçımız genel faizlerle borçlanmıyor. Yüzde 23-24'lerle reeskont kredileri dediğimiz kredilerle borçlanıyor. Yüksek teknolojili bir yatırım yaptığınızda belli bir ölçekte YTAK dediğimiz bir program var. 10 yıl vadeli, 2 yılı geri ödemesiz, düşük bir faizle destek oluyoruz. Bu çerçevede emek yoğun sektörlerle ilgili son dönemde üç tane önemli adım attık. Birincisi geçen yıl emek yoğun sektör dediğimiz tekstil, konfeksiyon, mobilya, deri gibi sektörler. Buralarda geçen yıl istihdamını koruyan KOBİ'lere 2 bin 500 TL destek vermiştik. Şimdi bu sene bu desteği 3 bin 500'e çıkardık ve KOBİ'nin dışında olanları da dahil ettik. Yani tekstil, konfeksiyon ölçeği ne olursa olsun büyük, küçük. Bütün şirketlere istihdamlarını korumaları şartıyla kişi başı 3 bin 500 lira destek veriyoruz. Bu birinci tedbirimiz. İkincisi son dönemlerde Çalışma Bakanlığımızla Sanayi Bakanlığımız güzel bir program geliştirdiler. 100 milyar liralık bir paket oluşturdular. Yine istihdamını koruyan kobilere, hassas sektörlere, işletmelere düşük faizli ve teminatlı Kredi Garanti Fonu'yla desteklenmiş bir kredi paketini hayata geçiriyoruz. Finansa erişimini bu sektörlerin güçlendirici, destekleyici bir politika izliyoruz” dedi.

‘MERKEZ BANKAMIZIN REZERVLERİ 200 MİLYAR DOLARI AŞMIŞ DURUMDA’

Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 24-25'lerde olduğunu ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:

“Bir diğer önemli inisiyatif ise İŞKUR tarafından ortaya konan Sayın Cumhurbaşkanımızın da geçtiğimiz günlerde ilan ettiği ‘GÜÇ’ dediğimiz program. ‘Gençlerin üretim çağı’. Bu ‘GÜÇ’ programında birçok başlık var ama en önemli başlığı söyleyeceğim sadece. Bu imalat sanayini çok ilgilendiren bir başlık. Şimdi gençlerimiz iş arıyorlar. Doğal olarak İşletmeler de ‘Tecrübem var mı’ diyorlar. ‘Tecrübem yok’ diyorsa şansını kaybedebiliyor. Biz de gençlerin iş gücü piyasasına tecrübeli girişini desteklemek amacıyla yeni bir program geliştirdik. Şunu yapacağız. 18-25 arası bir genç, bir işletme tarafından istihdam edilirse 6 ay boyunca asgari ücret düzeyinde maaşını ödeyeceğiz. İşçi primini, işveren primini biz ödeyeceğiz. Yani işletmeye bir maliyet gelmeyecek. Gencimizde bir tecrübe edinme imkanı bulmuş olacak. Böyle bir programla da emek yoğun özellikle imalat sanayinin güçleneceğine inanıyoruz. Başka tedbirlerimizle buna devam ediyoruz. Finansal tarafta da çok şükür Merkez Bankamızın rezervleri 200 milyar doları aşmış durumda. CDS dediğimiz ülke kredi risk primi 200'lere yakın seviyelerde düşmüş vaziyette. Cari açığımız yüzde 1,6. Dünyada borçluluk yükselirken depreme rağmen, birçok harcamaya rağmen Türkiye'de kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 24-25'lerde. Yani oldukça düşük. Avrupa'da yüzde 80'in üzerinde. Dünyada büyük bir borçluluk var. Biz çok şükür borçlu bir ülke değiliz. Halkımız da çok borçlu değil. Şirketlerimiz de, devlet de. Geçici nakit problemleri yaşanabiliyor. O ayrı bir mesele. Ama stok olarak baktığınızda öyle yüksek borçlu bir ülke değiliz. Bu da önümüzdeki dönem en şanslı olduğumuz noktalardan bir tanesi. Önümüzdeki dönem inşallah para ve maliye politikalarımızı kararlılıkla uygulayıp bunları arz yönlü politikalarla da birleştirerek yolumuza devam edeceğiz.”