DEM Parti'li Hatimoğulları: Temmuz ayında çerçeve yasayı çıkaralım
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 'Terörsüz Türkiye' sürecine ilişkin, "Kalıcı bir çözümün zemini, hukuk olmalı ve teminatı da yasa olmalıdır. Bu yüzden kamuoyunun büyük bir merakla beklediği çerçeve yasa çıkmalıdır. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim; temmuz ayında çerçeve yasayı çıkaralım" dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM'de partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, 'Terörsüz Türkiye' sürecine ilişkin gelişmeleri hatırlatarak, "Şimdi sıra bu süreci; hukuka, Meclis iradesine, kalıcı barışın güvencesi olacak yasal zemine dönüştürmektedir. Defalarca kez söylediğimiz gibi; barış tek başına silahların susması değil, hukuku kurdukça barış gerçekten barış olur. 22 Ekim girişi ve 27 Şubat'taki tarihi çağrıdan bu yana söylenen temel söz hiç değişmedi; hukuk. Kalıcı bir çözümün zemini, hukuk olmalı ve teminatı da yasa olmalıdır. Bu yüzden kamuoyunun büyük bir merakla beklediği çerçeve yasa çıkmalıdır. 100 yıllık bir meselenin tek bir yasa ile çözülemeyeceğinin farkındayız ama ilk düğmeyi doğru iliklemek zorundayız. Çünkü yanlış iliklenen ilk düğme, geri kalan her şeyi yanlış hale getirir. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim; temmuz ayında çerçeve yasayı çıkaralım. 1 Ekim'de Meclis açıldığında ise bu çerçeve yasayı güçlendirecek, demokratik ve özgürlüklerin açacak düzenlemeleri bir bir hayata geçirelim. Farklı düşündüğümüz noktalar olabilir, bunları müzakere ve ortak akılla çözebiliriz. İşte tam da burada siyaset kurumunun tamamına; ülkemizin yüklemiş olduğu görev ve sorumluluklar gereği herkese büyük sorumluluklar düşüyor. Kimse sorumluluktan kaçmamalı, izleyici pozisyonunda olmamalı" dedi.
'BARIŞIN KAPISINDAN HERKES RAHATLIKLA GEÇEBİLMELİ'
Hatimoğulları, DEM Parti olarak 4 temel başlığın ertelenmemesi gerektiğini belirterek, "Bu başlıklarımız sırasıyla şöyle; ilki kapsayıcı bir kök yasa. Barışın hukuku, tarafların iradesini ve muhataplığını tanıyan bir zeminde kurulmalıdır. 'O gelir, bu gelmez' tartışması olmamalı, kategoriler olmamalı, barışın kapısından herkes tereddüt etmeden rahatlıkla geçebilmelidir. İkincisi Meclis Komisyonu'nun raporlarında yer aldığı gibi; kayyım anlayışı son bulmalıdır. AİHM ve AYM kararları uygulanmalı ve seçilmiş irade, tam anlamıyla güvence altına alınmalıdır. Üçüncüsü ise demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Adliye koridorlarıyla, cezaevleriyle değil; siyasetle konuşan bir Türkiye'ye dönüşmelidir. İnsanın varlığı ve barış içindeki ortak yaşamı gerçekten son derece önemsenmeli ve bunu merkezimize alarak çalışmalarımızı yürütmeliyiz. Dördüncüsü ise Abdullah Öcalan'ın iletişim ve çalışma koşullarının, demokratik çözümün ihtiyaçlarına uygun bir biçimde düzenlenmesidir. Biliyoruz, yaklaşık 50 yıldır devam eden savaş ve çatışmalar sürecinde herkesin yüreğinde derin bir yara var. Şimdi bu yaraları derinleştirme değil, iyileştirme zamanı ve Öcalan, Türkiye çözümünden ve bu yaraları iyileştirmekten yanadır, ortak yaşamdan yanadır. Özgür çalışabilirse bu yaraları sarma konusunda çok önemli bir rol üstlenecektir. Toplumla rahatça konuşabilen, düşüncelerini özgürce paylaşabilen, çözüm perspektifini anlatabilen bir Öcalan, Kürt halkının ve tüm Türkiye'nin önünü açar" diye konuştu.