Özgür Özel, Hatay'da 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitingine katıldı
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay'da gerçekleştirilen 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitingine katılarak, vatandaşlarla bir araya geldi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay'da gerçekleştirilen 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitinginde konuştu. Defne Çekmece Kavşağı'nda yağmur altında gerçekleştirilen mitingde vatandaşlarla bir araya gelen Özel, "Bu şehri büyükşehir olduğundan beri üç dönemin ikisinde kazandık. Son seçimlerde Hatay'da talihsizlikler yaşadık, hatalar yaptık ve 31 Mart zafer gecesinde elimizde olan tüm belediyeleri kazanırken, üstüne büyükşehirler kazanırken, 21 il kazanırken, Türkiye'nin yüzde 65'ini kazanırken, maalesef Hatay'ı kaybettik. Hatay'ın bize en çok ihtiyacı olan zamanda evet, çok küçük bir farkla, hileyle, itirazlar dinlenmeden adeta oylar, irade çalındı ama oraya kadar bırakmamak lazımdı. Açık farkla, bütün Türkiye'de olduğu gibi kazanmak lazımdı. Hatay'ı duyduk, kusurumuzu bildik. Bundan sonrası için, ilk seçimde Hatay'ı bir daha bırakmamak üzere Hatay'a sarılmaya geliyoruz. Kimse unutmasın, bu şehirde bizim bir hikayemiz var. Hatay partinin ilk genel başkanının, ülkenin ilk Cumhurbaşkanı'nın şahsi meselesiydi. Bu bize Ata'mızdan vasiyettir, emanettir. Hatay Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanlarının şahsi meselesidir, Cumhuriyet Halk Partililerin ortak meselesi, ortak aşkıdır Hatay. Hatay’daki milletvekillerimiz Hatay’ın sorunlarını her gün hem Meclis kürsüsünde, hem her fırsatta Hatay’ın her köşesinde dile getirmek için çalışıyorlar" dedi.
'DEMOKRASİ AYIBI'
Özel, konuşmasında şunları söyledi:
"Görev verene de saygımız çok, görevi bizden alıp başkasına verene de. Sandığa sahip çıkmak, sandığa saygı duymanın gereği bu. Ama bugün Hatay’da seçildiği halde görevine getirilmeyen birisi var. Hatay milletvekili Can Atalay, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Silivri zindanında tutuluyor. Şu kadarını söylemek isterim. Kimi tutuyorlar? Hataylının seçimde sandıkta oy verip, 'Beni o temsil etsin' dediği kişiyi tutuyorlar. Bunu nerede yapsanız ayıptır ama Hatay’da yapmak, dünyanın gözü önünde yapmak en büyük demokrasi ayıbıdır. Bu Hatay, hangi Hatay? Bu Hatay Misakımilli sınırlarında olan ama Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye’de olmayan Hatay. Atatürk’ün şahsi meselesi Hatay. Ölüm yatağında kulağında dinlediği Hatay. 1938’in Eylül’ünde nihayet ordunun girmesiyle 10 ay bağımsız devlet olmuş Hatay. Ama bu Hatay nasıl Türkiye’ye dahil olmuş? Sandığı kurmuş, oyunu vermiş, kararını vermiş ve kendi devletini lağvedip Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sandık yoluyla katılmış Hatay’ın sandıktan çıkan vekilini hapiste tutanlara yazıklar olsun."
‘PARAYLA ÇADIR SATAN ONLAR, IBAN ATAN ONLAR’
Hatay'da 6 Şubat 2023'te tarihin en büyük acılarından birinin yaşandığını söyleyen Özel, "6 Şubat 2023’te resmi kayıtlara göre 53 bin 537 canımız hayatını kaybetti. 24 bin 147’si Hatay’da hayatlarını kaybettiler. Allah’tan rahmet, yakınlarına değil sadece tüm Hatay’a, tüm Türkiye’ye başsağlığı diliyoruz. O gün Hatay’a gelen İstanbul Büyükşehir Belediye eşleştirilmişti. Ekrem İmamoğlu ilk andan itibaren buraya geldi, operasyonun başına geçti. İBB imkanlarıyla yapılması gereken ne varsa, gücü neye yetiyorsa, neye imkan varsa onları Hatay’a seferber etti. Sadece İstanbul değil, bütün büyükşehirlerimiz, bütün ilçe belediyelerimiz deprem bölgesinde çaba sarf ettiler. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak ilk günden sonuna kadar buralarda sizlerle birlikte olduk. Başka partilerin emeklerini gördük. Gördüğüm yerden parti ayırt etmeden arayıp da AK Parti'li belediye de olsa, MHP’li belediye de olsa çorbasını, hizmetini, yardımını, emeğini kimi gördüysek telefonda takdir ettik. Maalesef geçtiğimiz günlerde buraya bir tören vesilesiyle gelen Erdoğan, o dönemde verilen emekleri hiçe sayan, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 'deprem turistleri' diyen, 'Geldiler turistik gezi yaptılar' diyen. Hadi bizi bırakın, on binlerce belediye çalışanımızın emeğini Hatay biliyor mu? Bu emeği görmeyen ve çok kötü bir dille 'Yapılanları ben yaptım, yapılmayanları onlar yapmadı, devletin yaptığını partisine yazan, milletin katkısını görmeyen, parti ayırmayan anlayışımızı o süreçteki maalesef örnek almak yerine tam aksini yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Ben buradan şunu söylemek istiyorum; 21 yıl tek başına iktidar olacaksın, vatandaştan 3 trilyon dolar vergi toplayacaksın, 40 milyar dolar deprem vergisi olacak ve o gece geldiğinde memleket hazırlıksız olacak, yerle bir olacak ve bundan senin dışında herkes sorumlu olacak. Herkes sorumluluğunu bilecek, ağzından çıkan lafa dikkat edecek. Ben buraya deprem haftasında gelmeyi, bu mitingi önümüzdeki baharda yapmayı düşünürken bu mitingi Erdoğan’ın o haksızlıklarından dolayı, brandaladığı Hatay’da her şeyi dört dörtlük gösteren, sizin bu isyanınızı duymayan, acımasız dilinden dolayı bu mitingi yapmaya geldim. Ancak deprem haftası, tüm hafta deprem bölgesindeyim, Hatay’dayım. Onun gibi 'Bugün geldim, 6 Şubat’ta arazideyim' demiyorum. Buradayım, buradayım. Öyle bir para topladılar ki 3 trilyon dolar. İnanılmaz bir vergi. 40 milyar dolar sadece deprem vergisi. Peki, depreme hazırlık için ne yaptılar? 8 tane imar affı. İmar affını çıkaran onlar. Bu afeti yaşadığımızda vatandaş günlerce enkaz altında bağırdı. O sesler hepimizin kulağında, 'Sesimi duyan var mı' diye ama sesini duyan olmadı. Kahraman ordumuz 3 gün kışlada görev bekledi, 3 gün meydana çıkamadı. Diğer taraftan, afetle mücadelenin güçlenmesi için yapılan işler ve alınan sorumluluklarda, Hatay’a gelen, 11 ile gelen dünyanın dört bir yanından, Türkiye’nin tüm kurumlarından, tüm belediyelerinden burada mücadele edenlere, ölümü göze alıp o yıkıntıların, enkazların altında bir canı kurtarmak için günlerce kendini helak edenlere, hangi siyasi görüşten olursa olsun taş üstüne taş koyanlara helal olsun, haklarını helal etsinler, hepsine müteşekkiriz. Millet yardım beklerken IBAN gönderen bunlardı. Millet sokaktayken parayla çadır satan bunlardı. Biz bunları, örneğin burası Hatay, ben bunları kendim söylüyor olsam, Hatay’da bu bilinmiyor olsa, böyle bir tansiyon olmasa, bu yağmurda bu Hatay burada bu tepkiyi verir mi? Bunlar orduyu 3 gün bekletti mi? Parayla çadır sattı mı? Depremzedeye IBAN attı mı? 40 gün sonra bile çadır sıraları, kuyrukları var mıydı? İşte Erdoğan, öyle brandayla, panoyla, devlet gücüyle, devlet memurunu meydana dizmeyle olmaz. Parayla olmaz, panoyla olmaz, brandayla olmaz, yürekle olur bu işler" diye konuştu.
'VEREMEZSİN' DİYEN OLMADI'
Deprem sonrası illerin yeniden ayağa kaldırılması gerektiğini vurgulayan Özgür Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Erdoğan çıktı ve dedi ki, 'Devlet sözü veriyorum, milletime devlet sözü veriyorum. Bir yıl içinde 650 bin konutu biz teslim ederiz.' Millet öyle takdir etti, kendisine görev verildi. Bir yılın sonunda sözünün yüzde 2,7’sini, 2 yılın sonunda sözünün yüzde 30’unu, 3 yılın sonunda sözünün yüzde 70’ini tutabildi. Şimdi gelmiş 'Ben bu evleri veririm' deyince 'Veremezsin' diyorlardı. 'Veremezsin' diyen olmadı, 'Bir yıl içinde veremezsin' diyen oldu. 'Parayla satman doğru değil, afet evlerini devlet yapsın' diyen oldu. Ve şu anda 11 ilde, diğer illerle birlikte 271 bin kişi konteynerde yaşarken Hatay’da 155 bin kişi konteynerlerde yaşarken brandayla, taşımayla ve devlet gücüyle buraya gelip de atana tutana cevabımız, ‘Hadi oradan, hadi oradan, hadi oradan.’ Bugün 155 bini Hatay’da, deprem geçiren 11 ilde 271 bin kişi konteynerdedir. Bugün yaptıkları konuşmalarda konutların bedava değil parayla verildiğini gizlemektedirler, insanlara boş senetler imzalattıklarını, 170 metrekare evi yıkılana 70 metrekarelik ev verdiklerini, doğru mu bu? Öyle Erdoğan, eskisi gibi kolay siyaset yok. Öyle salonlardan atmak tutmak, brandayla evin yüzünü kapatmak, ortalığa buraya gelip tek taraflı söylemek, emekleri görmemek. Bir de gerçek dışı bir algıyla buradaki mesele yolundaymış gibi bunu Türkiye’ye göstermek. O konforlu siyaset geride kaldı. Buradayız yalanın, algının karşısında, Hatay’ın dimdik arkasındayız. Bir yandan dükkanını açmayan esnaftan vergi isteme dönemine geldik. Konteyner okulları sağlık ocaklarında, sağlık ocaklarını okulları konteynerlarda sürdürmeye çalışan kahraman öğretmenlerimiz, doktorlarımız var. Milletin karşısına çıkmışlar, bunlardan samimi olarak kusurlarını söyleyip milletten anlayış bekleyeceklerine, gerçek dışı laflarla bir de muhalefete saldırıyorlar. Herkes bilsin ki, o konutlar bedava değildir, depremzedelere parayla satılıyor. Bunlar için boş senetler imzalatılıyor, doğru mu? Senetlerin üzerinde faiz maddesi var dördüncü madde. Afet Kanunu 'alamazsın' diyor ama senedin orası faiz kısmını koymuş, boş bırakmış. 'Oraya çarpı koyarsan, eksi koyarsan, sıfır yazarsan senedi kabul etmiyor, faizinin üstü boş kalacak, belki ileride alırız' diyor, doğru mu? Dükkandan, rezerv alandan, TOKİ'nin yaptığı yerden vergi almayı kafaya koymuşlar, doğru mu? Bakanlar 'faizsiz vereceğiz' dediği halde bu itirazların üzerine yatan Erdoğan’a söylüyorum. İlk fırsatta çık, de ki 'Deprem konutlarından, dükkanından, rezerv alanından vergi almayacağız. Bunu ilan ediyorum de', biz de Meclis'e kanun teklifini getirelim, bundan sonrası için de bir risk kalmasın. Eğer öyle yapmaz, boş senetleri elde tutarlarsa Hatay’daki tedirginlik, deprem bölgesindeki tedirginlik son derece haklıdır. Bunun için Erdoğan'ı bu faiz konusunda açıklama yapmaya davet ediyorum. Elbette bu kadar konut yapılmışken evine geçenlere hayırlı olsun ancak yüksek tadilat, tamirat işleri olduğunu duyuyoruz. Diğer taraftan aidat sorununu biliyoruz. Diğer taraftan dükkanı olmadığı için, işi olmadığı için elektrik, su, aidat, tamirat işlerinden dolayı ev gösterilse de konteynerden ayrılamayanları biliyoruz. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum, sudan siyaseti bırak. Ankara’nın suyunu diline dolayarak iktidara tutunamazsın. Gerçek siyaset sokağı duyarak yapılır. Hatay’ı duyuyorum sen de duyuyorsan bu hafta bu sorunları çözelim diyorum. Hadi bakalım."
'ULU CAMİ'DE DE CUMA NAMAZINI KILACAĞIZ'
Hatay'ın Amik Ovası'nın perişan olduğunu da anlatan Özgür Özel, sözlerine şöyle devam etti:
"Hatay aynı zamanda bir tarım kenti. Beyaz altın pamuk eskiden 1 kilo pamuk satıyordun, 2,5 litre mazot alıyordun. Bunu pamukla uğraşan herkes bilir, o yüzden beyaz altındı. Şimdi 2,5 kilo pamuk satıyorsun, 1 litre mazot alamıyorsun. Yani geçmişle karşılaştırdığınızda 12,5-13 kat bir farklılık ortaya çıkıyor pamuğun değeri konusunda. Yine çiftçinin büyük derdi, eskiden 1 kilo buğday 1 kilo mazot alırken, şimdi 6 kilo buğday 1 kilo mazot alabiliyor. O yüzden çiftçi belini doğrultamıyor. Ovadan bereket fışkırıp kente bereket akması gerekirken maalesef orada da yoksulluk ve sefalet yaşamını sürüyor. AK Parti bu yılın bütçesini yaptı. Çiftçilere 772 milyar destekleme vermeleri gerekirken bütçeye sadece 168 milyar koydular. Yani kanunen çiftçinin hakkı 5'ken sadece birini veriyorlar ve bu yüzden çiftçiler çok büyük sıkıntı içinde. Borçlu çiftçi ne yapsın? Son çare bankaya gidiyor kredi kullanmaya. AK Parti ona da gözünü dikmiş, vergi ve Bağ-Kur borcu olana kredi vermiyor. Ya Hataylı çiftçinin Bağ-Kur’unu tam ödeyecek gücü olsa, vergi borcu olmasa ne işi var faizle para almanın peşinde? Sen ilk önce bu adama kredisini ver, tohumu alsın, eksin, diksin, sulasın, çapalasın. Hepsi mazotla, parayla. Ürünü satsın, kendine gelsin, sonra gelsin borcu varsa onu sana da versin. Buradan açıkça söylüyorum zaten tüm çiftçiler için Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında hedeftir ancak deprem bölgesindeki çiftçiler için hemen ve derhal Bağ-Kur, SSK, vergi borçları silinmeli, kredi kartı faizleri affedilmeli, tarım kredisi faizleri kaldırılıp ana paraları 3 yılı ödemesiz 5 yıla bölünerek bir kereye mahsus çiftçinin bu ihtiyaçları mutlaka karşılanmalı. Ayrıca Türkiye'de sağlığın sorunları var ama Hatay'da çok büyük bir sağlık krizi var. Bir yandan Hatay'da 14 hastane yıkıldı, 2 tane geçici hastane kuruldu. Hatay'da 56 aile sağlığı merkezi yıkıldı, sadece 5 tane yapıldı. 135 eczacı, 280 doktor konteynerlerde sağlık hizmeti vermeye çalışıyor. Bu sorunların da bir an önce çözülmesi lazım. Bir de bir de Ulu Cami'miz var. Burada Hatay'da tarihi Ulu Cami depremde yıkıldı. O dönemde dediler ki 'Ulu Cami’yi yapmak Bursa'da Ulu Cami var ya, Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne yakışır.' O günkü Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bu kararı çıkardı. Sonra seçimler oldu, Bursa'yı AK Parti kaybetti. Dediler ki 'Bu Ulu Cami'yi artık CHP yapmaz.' Belediye Başkanımız dedi ki 'Ne münasebet? En iyisini biz yaparız', Ben dedim ki 'Bursa Ulu Cami'yi Cumhuriyet Halk Partili Bursa Büyükşehir Belediyesi yapacak.' Ikındılar, sıkındılar, bunu hazmedemediler. Buradan bütün Hatay'a şikayet ediyorum. Ödeneği hazır, kararları hazır, 20 ay boyunca 'At imzayı', 'Atmam, Ankara'ya soracağım', 'Ver izni' 'Yapmam.' Ulu Cami’nin minaresinin iznini bile ekim ayının sonuna kadar vermediler. Sonra Erdoğan buraya gelmeden önce yazmışlar; 'Hızlı ilerleyemediniz, sizden aldık bu işi.' Kardeşim binanın o kadar geç imzalara rağmen yüzde 30'u bitmiş, yüzde 60'lık işinin ilerlemesi 2 aylık iş. Anlaşma, taahhüt hazirana kadar bitmesi. Bursa Büyükşehir diyor ki 'Haziranda Ulu Cami’de cuma namazını kılacağız.' 'CHP Ulu Cami’yi yaptı' demesinler diye protokolü iptal etmiş, 'İşi durdurun, oralardan çekilin' diyorlar. Buradan Erdoğan'a söylüyorum: O Ulu Cami’yi yapacağız, hasetlik yapıyorsunuz. O Ulu Cami hazirana kadar bitecek, çamur çirkef yapıyorsunuz. Biz gelip Ulu Cami’de de cuma namazını kılacağız. Hasetlik yapmayın, haksızlık yapmayın, engel çıkartmayın. Buradan cami üstünden siyaset yapan AK Parti'yi ve Erdoğan'ı Hataylılara şikayet ediyorum."
'9 MART TÜRKİYE'NİN BİR SONRAKİ CUMHURBAŞKANINA YAPILMIŞ DARBE GİRİŞİMİ'
9 Mart'ın Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanına; 19 Mart'ın ise Türkiye’nin bir sonraki iktidarına yapılmış bir darbe girişimi olduğunu anlatan Özel sözlerini şöyle tamamladı:
"19 Mart seçmen iradesine yapılmış bir darbe girişimidir. O gün Saraçhane’ye doğru giderken bir çağrı yaptık ve dedik ki, 'Ne olacaksa bugün olacak, Saraçhane bugün ya dolacak ya da bu darbeye teslim olacak' O gün tarihi yarımadaya varılmasın diye otobüsleri durdurdular, metroları durdurdular, kapattılar, vapurları bağladılar, köprüleri kaldırdılar. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’yle dayanışma yapmaya gelen İstanbul’un demokratlarına, başta İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi, İTÜ, Yıldız Teknik, tüm üniversite öğrencilerine ve seçtiğine sahip çıkan, sandığa sahip çıkan İstanbullulara engel olamadılar. O gün biz o darbeye direndik ama yargıya da güven yüzde 20’ye düştü. Tayyip Erdoğan karşısına çıkan adayla mertçe yarışmak yerine onun adaylığına engel olmayı seçince 160 milyar doları bulan bir zararla karşılaştık. Merkez Bankası 60 milyar dolar sattı. Borsa çöktü, faizler arttı, enflasyon arttı. Yüzde 15 diye beklenen enflasyon yüzde 31-32’ye çıktığı için, 15’lere gerilemesi gerekirken gelemediği için hayat olması gerektiğinden 2 kat daha da pahalılaştı. Ve bu şartlar altında herkese para bulanlar emekliye, emekçiye, çiftçiye ve Hatay’ın esnafına, mağduruna para bulamamaya başladılar. Bunun için emeklilerle birlikte meydanlardayız. Emekçilerle birlikte meydanlardayız."