Yalancının mumu Batı'da yanar

17 Mayıs 2022

Delinin biri kuyuya taş attı 40 akıllı çıkaramadı. Topkapı Sarayı Hazine Dairesi’ne ait Kaşıkçı Elması çalındığı yönünde yayılan şayia önce sosyal medyanın, sonra da basının gündemi oldu. Milli Saraylar Başkanlığı, Kaşıkçı Elması’nın müzenin envanterinde olduğunu, herhangi bir hırsızlık yaşanmadığını açıklasa da kendisini politize etmiş bir kesim ikna olmadı. Görmeden inanmayız yaygaraları arasında ‘’bağımsız bir bilim heyeti raporunu’’ istemeye kadar işi götürdüler.

Ülkemizde, belki bu çalındı yalanı kısa sürede inandırıcılığını kaybetmiş olsa da sınırlarımızın ötesinde nasıl bir çarpanı olduğunu tahmin edemezsiniz. Asla kendimiz çalıp kendimiz oynamıyoruz. İletişim öyle bir noktaya geldi ki sosyal medyadaki her tartışılan konu, dünyanın her yerine hızlıca yayılabiliyor. İç siyasete alet ettiğiniz bir yalanın, dışarıda yansıması şöyle oluyor, ‘’Türkiye müzeleri güvensiz, kendi eserlerini korumaktan acizler!’’ Bunun faturası da ülkemize ağır oluyor.

YALANI ALGIYA ÇEVİRİYORLAR

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda yurtdışındaki Anadolu kökenli eserleri getirmek için canla başla mücadele eden personelin en büyük sıkıntılarından biri bu konu. Müzayede, özel koleksiyon ya da bir batı müzesinde bilimsel argümanları ile tespit edilen Anadolu kökenli bir eseri, önce ikili ilişki kapsamında ve diplomatik yollarla talep ediyoruz. Talep ettiğimiz kurum ya da tüzel kişilik eseri iade etmemek için bin bir bahane öne sürüyor. O bahanelerden biri de ‘’Siz müzenizdeki eseri bile koruyamıyorsunuz, zaten korusanız bu eser bize kadar gelmezdi’’ oluyor. Üstelik bu bahaneyi mahkeme nezdinde de savunma olarak sunuyorlar. Düşünün diplomatlarımızın, o haberin yalan olduğunu ikna etmek için kaç takla attıklarını. Eseri iade etmemek için her yolu deneyen eser kaçakçılarına, nasıl bir koz verdiğinizi, yalan haberi yazarken bir kez daha düşünün derim…

Bir başka tehlike de elinde Anadolu menşeli eser bulunduran ancak bunu vicdan yapıp iade etmek isteyenlerin algılarında bıraktığınız iz. Bu şekilde gönüllü eser iadesi yapanların sayısı son dönemde gittikçe arttı. Amerika Birleşik Devletleri, San Diego’da yaşayan bir kişi, Los Angeles Başkonsolosluğumuzla irtibata geçerek Anadolu kökenli iki adet amphorayı, ülkemize iade etmek istediğini bildirmiş, eserler teslim alınarak 15.06.2021 tarihinde Ankara Anadolu Medeniyetlerinde muhafaza altına alınmıştı. 11 ve 13. Yüzyıla ait eserler ana vatanına vicdan yapan bir Amerikalının bağışı sayesinde kavuştu.

GÖNÜLLÜ İADENİN ÖNÜNE GEÇİYOR

Yine Amerika Birleşik Devletleri Arizona Doğal Tarih Müzesine, 1986 yılında bağışlanan iki adet pişmiş toprak kap, Anadolu kökenli olmaları nedeniyle ülkemize gönüllü iade edildi ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde muhafaza altına alındı. İngiltere’deki Gilbert Sanat Vakfı; koleksiyonlarında bulunan altından mamul gaga ağızlı bir testiye ilişkin 2020 Mart ayı başında Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla irtibata geçmiş, eseri gönüllü iade kararı aldığını bildirmiş ve geçen yıl eser ülkemize getirilmişti.

Yazının devamı...

İlgili makama…

18 Nisan 2022

İstanbul’un tarihine, metro ve Marmaray gibi büyük projelerle birlikte sürdürülen arkeolojik kurtarma kazıları sayesinde yepyeni bulgular kazandırıldı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin kıymetli arkeologları bu fırsatı bilimin lehine değerlendirdi. Yenikapı Kazıları ile başlayan yaklaşık 20 yıllık süreçte müze personeli önemli deneyim kazandı. Hem İstanbul kazandı, hem arkeoloji bilimi. Lakin bu deneyimli personelin kıymeti bilindi mi, işte orası biraz muamma…

İSTANBUL’UN TARİHİ DEĞİŞTİ

Yenikapı Kazıları 2004 yılında 5 ayrı noktada eş zamanlı başladı. Çalışmalar ilerledikçe bölgede yaklaşık 13 metrelik kültür dolgusu tespit edildi. Cumhuriyet dönemi, Osmanlı dönemi, Bizans dönemi, Roma dönemi, Helenistik dönem, Klasik dönem, Arkaik dönem ve Neolitik dönemi kapsayan bu kültür tabakaları, İstanbul’un tarihi hakkında eşsiz bilgiler sağladı. Bir ara projenin uzadığı gerekçesiyle kazılara son verilmesi gündeme geldi, hatta iş makinalarının alana girmesine karar verildi. Müzenin deneyimli personeli sayesinde iş makinaları girmeden kısa süre önce neolitik buluntular ortaya çıkarıldı. Bu sayede İstanbul’un tarihi günümüzden 8500 yıl geriye gitti. 37 batık tespit edildi.

“Sağlıkta kullan hanımefendi, güzellikte ve mutlulukta giy” yazılı 1500 yıllık Bizans dönemi ahşap sandalet, 8000 yıllık ahşap kano kürekleri, yine 8000 yıllık 2080 adet ayak izi, cenin pozisyonunda gömülmüş neolitik dönem mezarları, 8500 yıllık buğday başağını önemli buluntular olarak kaydedebiliriz.

MÜTEAHHİT FİRMA BASKISI

Yenikapı kazılarında elde ettikleri tecrübeyle hemen hemen aynı ekip Beşiktaş kazılarında da harikalar yaratmaya devam etti. Beşiktaş meydanda metro istasyon inşası sırasında başlatılan kazılarda da İstanbul Arkeoloji Müzesi arkeologlarının imzası vardı. Beklenmedik bir alanda 124 mezar tespit edildi. 45'i kurgan tipi olan mezarlarda yapılan araştırmalarda, 109 kremasyon tipi yani cesedin yakılarak gömüldüğü mezarlar ortaya çıkarıldı. Yine kazılarda pek rastlanmayan 5 bin 500 yıl öncesine tarihlenen çok sayıda çınar yaprağı bulundu. Bulunan mezarların en önemli özelliği ise kuzey steplerine ait ve Türk kültüründe yer alan kurgan tipi ölü gömme geleneğinin tespit edilmesiydi. Bazı bilim insanlarınca İstanbul’a gelen ilk Türklerdi bulunanlar. İstanbul’un tarihi yeniden yazılıyordu. Kazılar halen devam ediyor ama tıpkı Yenikapı’da olduğu gibi burada da müteahhit firma proje gecikiyor gerekçesiyle müze üzerinde baskıyı artırdığı kulağıma gelen bilgiler arasında. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu baskılara boyun eğmeyeceği kanaati taşıyorum. Aksini düşünmek bile istemiyorum. Arkeoloji Müzesi’nin 20 yıllık tecrübeli arkeologlarını müteahhit firmanın arzu ve istekleri doğrultusunda sürgüne gönderildiği bilgilerini ise duymak bile istemiyorum. Doğru ise vay İstanbul’un haline…

Yazının devamı...

‘’Altının kıymetini sarraf bilir’’

11 Nisan 2022

Bizde insan kıymeti nedense hep ölünce bilinir. Yaşarken yerden yere vurduklarımızı öldükten sonra göklere çıkarırız. Sayısız örnek var bu anlamda. Son dönemde o isimlerden biri de eski başbakanlardan rahmetli Prof. Dr. Necmeddin Erbakan. Türk siyasetine girdiği günden beri hem basının hem aydın (!) kesimin şimşeklerini üzerine çekmiş biri. Tabi ki cuntacı kafanın da. Defalarca partisi kapatıldı, siyasi yasaklı hale geldi, 12 Eylül döneminde de cezaevinde yattı. Yaşarken kıymeti bilinmeyenlerden.

MEYVE VEREN AĞAÇ TAŞLANMADI MI?

Aktif siyasi hayatında nüktedan tavırları ile düşündüren ve sorgulatan kimliği çoğu zaman alay konusu edildi. Ağır sanayi dedikçe karşısına, Erzincan’da temelini attığı fabrikanın temsili temelini söküp TBMM önüne getiren CHP Senatörü Niyazi Ünsal’ın olayı, konurdu. Ama aynı Ünsal’ın bu fabrikayı Kayseri’ye taşıma fikri gündeme gelince şiddetle itiraz etmesinden hiç bahsedilmezdi. Bu ülkede ne zaman hayırlı bir iş yapsanız önünüze sekte vurulmadı mı? Devrim arabalarının başına gelen gibi. Otomobile bilinçli olarak yakıt koymayıp Türkiye’nin ilk yerli otomobilini çalışmadı diye proje rafa kaldırılmadı mı? Nuri Demirağ tarafından üretilen ilk uçak fabrikasının başına gelenlerde hepimizin malumu. Uzun lafın kısası, bizde meyve veren ağaç taşlanır, kuruyup odun olunca da kıymete biner. Erbakan Hoca da, hayattayken sevmeyen, ona düşmanlık beslemekten geri durmayan herkesin şimdilerde idolü olması gibi…

TECRÜBE ZOR KAZANILIR

‘’Tu kaka’’ anlayışımız sadece siyasi arenada değil hemen her alanda mevcut. Yıllarını arkeolojiye adamış bilim insanlarımız da bir çırpıda kenara atıldı. 65 yaşına gelmiş üniversitelerinden emekliye ayrılmış 14 kazı başkanı 2019 yılında kazılardan el çektirildi. Hocaların yarım yüzyıllık deneyimleri hiçe sayıldı. Zor kazanılan tecrübe kolay harcandı. Türk arkeolojisine en büyük köstek oldu. İşte o hocalardan biri de Türk arkeolojisinin duayenlerinden Ord. Prof. Ekrem Akurgal’ın talebesi Foça Kazı Başkanı Prof. Dr. Ömer Özyiğit’di. Özyiğit 1989 yılında başladığı Phokaia kazılarında İon medeniyetine ait çok önemli bilgileri arkeoloji dünyasına kazandırmış, yurtdışında da ün salmış bir bilim insanıydı. 3 ciltlik Phokaia kitabı onun 30 yıllık çalışmalarını anlatan en büyük kanıt.

ARDINDAN LOKMA DÖKÜLDÜ

Özyiğit, geçmiş dönemde antik Foça’nın (Phokaia) imara açılmasının önüne geçmek için uzun yıllar mücadele etti. Rantiyeciler kazı evini mi basmadı, belediye başkanı kazısı kapatıldığında Foça meydanında helva döktürüp ardından lokma mı dağıtmadı? Ne çileler çekti, yakın şahidiyim. Yeri geldi muhalefetle uğraştı yeri geldi iktidarla kavga etti. Ama tek bir gayesi vardı; Arkeolojik sit alanı olan Foça’yı geleceğe taşımak, bilimin ışığında arkeolojik kazılarını sürdürmek.

Yazının devamı...

Çanakkale Köprüsü'nün düşündürdükleri

4 Nisan 2022

‘’Tarih var, deniz var, doğa var, bir de köprümüz olsa’’ denirdi. Şimdi o da oldu. Allah Çanakkale’ye her türlü imkanı bağışlamış. Çanakkale 109 farklı türde sebze ve meyvenin yetiştiği ender bölgelerden biri.  Domates, biber, nektari, şeftali, çeltik, zeytin, elma, ayçiçeği ve üzüm başta olmak üzere 35 ürün, hayvancılık, doğal ve organik tarımda Türkiye’nin ilk 10’unda yer alıyor. Bayramiç Beyazı, Umurbey Şeftalisi, salçalık domatesin ünü ülke sınırlarını aşmış durumda. Tescilli coğrafi işaretleri de azımsanmayacak kadar çok. Çanakkale El Halısı, Ezine Peyniri, Bayramiç Beyazı, Bayramiç Elması, Bozcaada Çavuş Üzümü, Geyikli Zeytinyağı, Yenice Kırmızı Biberi ve Bayramiç Tahin Helvası coğrafi işaretli.

İMAR KİRLİLİĞİNE DİKKAT!

Ukrayna Rusya savaşı ile dünyada artan gıda krizi söylentileri tarım üretimini çok daha stratejik hale getirdi. Sadece ayçiçeği üzerinden koparılan fırtına bile bu önemi destekler nitelikte. Homeros’un anlattığı o bereketli Troya toprakları köprünün de sağlayacağı yeni imkanlarla daha da zenginleşecek. Lakin bekleyen bir tehlike var. O da plansız yerleşim, tarıma elverişli toprakların imar kirliliğine maruz kalması.

TARIMSAL SİT ÇANAKKALE'Yİ KORUMAYA YETER Mİ?

Köprünün inşasına henüz başlanmadığı günlerde ilk aklıma gelen sorunsal buydu. Çanakkale için partili partisiz ayrımı yapmaksızın çalışan bir isim Ak Parti Grup Başkanvekili ve Çanakkale Milletvekili Bülent Turan. Köprüyle birlikte gelecek imar sorununu kendisiyle konuşmuştum. İmar kirliliği ve göç dalgasına karşı bir önleminiz var mı? diye sormuştum. Turan şunları anlatmıştı; ‘’Çanakkale’de 7 bölgeyi Bakanlar Kurulu kararıyla tarımsal sit alanı ilan ettik.  Büyük ova statüsü verilen bölgelerde tarım dışı faaliyetlere izin verilmeyecek. Biga Bakacak, Biga Taşoluk, Çokal, Ezine-Bayramiç, Kumkale, Tuzla, Umurbey’de daha önceden tarım dışına çıkarılmış alanlar haricinde kesinlikle yeni imar alanları açılmayacak. Biz buranın tarımıyla, tarihiyle, turizmiyle her alanda büyümesini istiyoruz. Sadece bir alanda çalışmalar yapmak yerine her alana kontrollü bir şekilde yatırımların yapılması için gayret gösteriyoruz. Bir tarafı kalkındırırken diğer tarafa zarar vermek istemiyoruz. ‘’

GIDA İHTİSAS ORGANİZE SANAYİ

Turan bir de şunu anlatmıştı o gün; ‘’Biz artık köylünün alın teri ile yetiştirdiği başta domates olmak üzere pek çok ürünü toptancının ucuz fiyat vermesinden kaynaklı çöpe dökmesini, tarlada ürünü bırakmasını istemiyoruz. Ezine Gıda İhtisas Organize Sanayi bölgemizi kurduk. Ürünler burada işlenerek tüm dünyaya dağıtılacak ve çiftçimiz mağdur olmayacak.’’ Çok beğenmiştim bu fikri. Şimdi öğreniyorum ki Organize Sanayi bölgesi açılmadan yok satmış. Yatırımcılar kapış kapış olmuş. Yakında faaliyete geçecek. Turan’ın gece gündüz demeden bu projeler için nasıl çalıştığını sadece sosyal medyasını takip etseniz şahitlik edersiniz. Türkiye’de her şehrin seçim bölgesine hizmet eden bu tür siyasilere çok ihtiyacı var.

Yazının devamı...

Sizde bu hırs oldukça bizde hırsız bitmez!

28 Mart 2022

Üst üste gelen haberler kültür varlıklarının korunması noktasında mücadele edenleri derinden sarstı. Çünkü korumakla görevli olanlar bu sefer sahneye çıktı. Muhtarı, madenciyi, partiliyi hatta kolluk kuvvetlerinden pek çok ismi duymuştuk ama ilk defa bir profesörün adı definecilikle anılıyordu.

İlk haber Afyon'dan geldi. Bolvadin ilçesi, Şıhlar Mahallesi, Zafer Caddesi'ndeki 1. Derece sit alanı olan mezarlıkta 10 Mart gece saatlerinde devriye görevi yapan bekçiler, kendilerini görünce kaçan şüphelileri fark etti. Takip sonrası şüpheliler yakalandı. 2 mezarın ortasındaki ağacın altının define amacıyla kazma ve kürekle kazıldığı tespit edildi. Buraya kadar olan hadise hemen her hafta ajans gündemimize düşüyor. Ancak bundan sonrası parmak ısırtan cinsten.

CAHİLLİK DEĞİL EŞEKLİK ETTİN!

Kaçak definecilerden Mevlüt Güllü'nün, AKÜ Harita Mühendisliği Bölümü Jeodezi Bilim Dalında profesör olduğu belirlendi. Yakalandığında da "cahillik ettim" dedi. Üniversite yönetimince "Akademisyenliğin onur ve vakarına yakışmayan bu menfi olayda adı geçen öğretim üyesi hakkında ilgili mevzuat çerçevesinde idari işlem başlatmıştır" denildi. Kurtuluş Savaşı döneminde hayatını kaybeden Türk askerlerinin defnedildiği mezarlıkta definecilik yapan profesöre adli makamlar 'izinsiz kazı yapmak ve sit alanına zarar vermek' suçlarından işlem başlattı. Tutuksuz yargılanıyor kendisi. Toplum içine çıkacak yüzü kalmadı. Peki bu yeterli mi? Elbette değil. Ancak yasalarımız daha ilerisine izin vermiyor maalesef. Kendisini meslek odası da aile efradı da terk etmeli ki ibret olsun.

ORİJİNAL DEĞİL DEDİ SATMAYA KALKTI

Yazının devamı...

Dedeme mektup!

18 Mart 2022

Hiç görmediğim, fotoğrafını bile sevemediğim, elini öpüp harçlık alamadığım, 57. Piyade Alayı neferlerinden Tekirdağlı Hüseyin oğlu Hasan, DEDEM!

Sadece adını duydum ananemden, bir de kahramanlığını. Sen Tekirdağ’dan çıktığında 25 yaşında olduğunu da yıllar sonra öğrenebildim. Yine yıllar sonra 57 Piyade Alayı’nda olduğunu keşfettim. O kahraman alayın, bir milletin kaderini değiştirecek fedakarlıklara imza attığını okudum. Mustafa Kemal’in eğittiği nefer olduğunu, şehit Yarbay Hüseyin Avni beyden emir aldığını, hep yıllar sonra farkına vardım Dedem...

Alay sancağını teslim etmemek için yaktığınızı, Kanlı sırt, Bomba sırtı, Conkbayırı, Çatal Dere’de yaşadıklarınızı okuyunca sorguladım kendimi... Ben yapabilir miydim, dayanabilir miydim gün boyu siperde ölümü beklemeyi? Sıtma, dizanteri, veremle mücadele etmeyi başarabilir miydim? Demir yığını bombalara siper ettiğiniz çelik yüreğim var mıydı? Yaşadıklarınızı okudukça korktum, irkildim Dedem…

Anzak Kolordusuna karşı verdiğiniz aylar süren muharebede, düşmanınızın dahi takdirini kazanmanızı görünce, hayran kaldım yüreğinizdeki insan sevgisine… Avustralya ve Yeni Zelanda kaynaklarını taradım, erdemli bir insan olmanın gereğini gösteren onlarca hikaye okudum. Yaralı Anzak askerlerine yaptığınız yardımı, karşılıklı siperlerde birbirinize sigara, bisküvi, ekmek atışınızı... Geldiklerinde vahşi, adam yiyen yamyam zannettikleri sizleri, giderken Coni Türk diyecek kadar kendilerine yakın hissettiklerine şahit oldum. Ülkelerine döndüklerinde sizden düşman olarak değil kahraman olarak söz etmişler. Ondandır ki, torunları her yıl geldiklerinde bu topraklarda sizlere minnet duyuyor, isimlerinizi saygıyla yad ediyor...


Yazının devamı...